Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

İSMAİL BEY GASPIRALI
    İSMAİL BEY GASPIRALI !.. " Dilde, fikirde, işte birlik!"
 
     Bu gün, farklı ve müthiş bir isimle huzurdayım!.. İsmail Bey Gaspıralı!.. Allah mekan ve makamını cennet eylesin!..
 
    Ömrünü, Türk dünyasına adamış, Türk insanlarının birliği, dirliği, düzeni, " dilde, fikirde, işte birlik" düşüncesini, Türk soydaşlarına duyurduğu, gerçekleşmesini arzu ettiği gibi, dünya milletlerine de konuşmalarıyla, yazılarıyla, gazetesiyle sürekli gündemde tutmuştur!..
 
    Hakikaten, Gaspıralı İsmail bey gibi, büyük düşünürlere, yazarlara, ehli kaleme bu gün büyük oranda ihtiyacımız bulunmaktadır. Çünkü,
 
    Kardeş Türk diyarları birbirlerinden kopmuş, birbirlerini anlayamaz, dinleyemez, fehmedemez hale gelmişlerdir!.. Bölük-pörçük sınırlar, teller, aynı dilden, aynı soydan, aynı işten olan bir millet bütününü birbirlerinden koparmış, ayırmış, birbirlerini anlayamaz, dinleyemez duruma getirmiştir. Onun içindir ki;
 
    " Gaspıralı İsmail bey, " Tercüman'da yazdığı belki yüzlerce yazıda, farklı gerekçelerle de olsa " Türk hüviyeti" ni kabul etmeyenleri, her halükârda Rus menfaatlerine hizmet ettikleri gerekçesiyle uyarmaktaydı.
 
    " Rusya Müslümanları III. Kongresi"nde, Rusya'nın hemen her yerinden gelen delegelere hitaben, " Bizler umumen Türkler, aslımız birdir, neslimiz birdir. Zamanlar, mekânlar ihtilâfıyla şivemizde, âdâtımızda ( adetlerimizde) ihtilâf peyda oldu; gittikçe tefavüt ( farklılık) artdı.
 
    Birimiz diğerimizin lisanının anlamamak derecesine geldik... Mekteb-i Medrese Komisyonu hazır etmiş dukladda ( rapor) ibtidai mektep derslerine dört sene tayin olunmuştur.
 
   Üç senesi sade mahalli lisan ile olsa, dördüncü  sene de umumi bir lisanla yazılmış kitap tedris olunsa, tedricen lisan birleşür idi."
 
    Diyen Gaspıralı İsmail Bey, öngördüğü dilde birliğin, sade İstanbul Türkçesinde sağlanacağını da gizlemiyordu. Ancak, bunun için Türkçeye Arapça, Farsça ve diğer yabancı dillerden girmiş kelime, deyim kuralların çıkarılmasını; buna ek olarak da farklı lehçelerdeki uygun yerel kelimelerin kullanılmasını şart koşmaktaydı." ( www.yerevi.com/yazismalik)
 
    Ne acı ki, cihangir imparatorluklar meydana getirmiş, kıtalar fethetmiş, Avrupa'yı, Asya'yı, Afrika'yı dize getirmiş bir milletin çocukları, sarayında, başkentinde, Arapçanın, Farsçanın tesirinden baskısından kurtulamamış, bu sebeple de, fethedilen yerlerde Müslüman Türk izinden bu gün bir emare kalmamıştır!..
 
    Ruhaniyetini hayırla, saygı ile yad etmiş olduğumuz, büyük cihangir sultan Yavuz Selim han bile, şiirlerini, deyişlerini Farsça ile yazmış, Çaldıran'da dize getirmiş olduğu, hayatı boyunca, hayatımız süresince sevmediğimiz Safevilerin Farsçasını bayraklaştırmıştır!..
 
    Resulullah (sav)'in, konuşmuş olduğu mükemmel Arapça lisanına can kurban!.. Amma velakin, Yüce Yaratan bu aziz milleti Türk olarak yaratmış, kabilelere, şubelere bölmüş, daha iyi tanışmamış, kaynaşmamız için bu aziz milleti, lisanı ile, konuşması ile, lehçesiyle böyle halketmiştir!..
 
    Halbu ki; bunda ne utanılacak bir durum vardır, ne de yılgınlığa düşecek, ayıplanacak bir husus söz konusudur!.. Hani, Ahmet Vefik Paşa'nın, bir gezisi sırasında, bir kısım ekalliyetin ön tarafta bulunup, zavallı, gariban bir Müslüman Türk'ünde geri taraflarda, paşayı, üzülerek, büzülerek dinlemesi gibi!..
 
    Oysa, dünyanın en güzel lisanı, Türkçe'dir!.. Türkçe'mizdir!.. Niçin bu aziz millet, bu güzel lisanın kıymetini bilmemiş, bilememiş, mağdur ve her yenilikten mahrum olmuştur?..
 
    " İnsanları rapteden ( bağlayan) en ibtida ( evvela) ' Lisan'dır. Maarif ve edebiyat, din ve millet umurlarının ( işlerinin) terakkisi için ibtida ve en zaruri olan vasıta ve sebep, lisân-ı millî, lisân-ı umumi ve edebidir.
 
    Umumi lisana mâlik olmayan tayfalar ( kavimler) perakende yak yak kalıp " MİLLET' pâyesiyle pâyidar ( devamlı) olamazlar.
 
    Kılıç ve zaman ve mesafe ile ayrılmış tayfaları birleştiren ' KALEM İLE LİSÂNDIR'. Zamanlara ve mesafelere galebe çalan yine kalem ile lisandır. Her kavmin iki büyük sermayesi olur: Biri dindir, diğeri lisân-ı edebisidir.
 
    Kardeşler, lisân birliğine çalışacak zaman geldi. Vakit fevti ( kaybı) ve gaflet caiz değildir. Geliniz bu işe çalışalım. Nişleyelim deseniz, mahallerinde ve gazetelerde bu meseleden bahisler etmeliyiz. Bu fikri kuvvetleyip beyn-en-nâs ( halk arasında) münteşir kılmalıyız ( yaymalıyız).
 
    Edebiyatta ve mekteplerde umumi lisana yol açmaya çalışmalmıyız ki, bundan yirmibeş otuz sene sonra efrâd-ı milletin dili birleşsin. Bu ise FİKİR VE İŞ BİRLİĞİNİ MUCİP OLUR".( a. g. site)
 
    Düşünmeliyiz ki, Batı ülkelerinde yaşamakta olan gurbetçi insanlarımız; en çok kendi lisanları olan Türkçe'nin sekteye, geri plana atılması, çocuklarının Türkçeyi konuşmaktan men edilmesi ile karşı karşıyadırlar!..
 
    Halbu ki, Türkçe gitti mi, din de gider, örf de gider, tüm Türkiye ile olan bağları kesilir, irtibatları kopar düşünülmektedir!.. Dolayısıyla, Türkçenin en büyük müdafii, savunucusu, hamisi olan İsmail Gaspıralı bey, bir asır önce bu tehlikenin, handikabın farkına varmış ömrü boyunca da bu uğurda mücadele vermiştir..
 
    Bu gün, görülen odur ki, tüm menfi durumlar, kopukluklar, ayrılmışlıklar, birliğin olmayışı, İstanbul Türkçesinin konuşulmaması, büyük ustayı, büyük mücahidi haklı çıkarmıştır!..
 
    Maalesef, Farsçayı bile kutsallaştıran bu milletin çocukları, zengin Türkçelerini, tarihi, millî lisanlarını bir türlü ön plana çıkaramamışlar, parçalara bölmüşlerdir!..
 
    Ülkemizde içerisinde bile, Kürtçe, Zazaca, Türkçe ayırımına gidilirken, Azeri lehçesi, Özbek lehçesi, Tatar, Kırgız, Kazak, Türkmen şive ve lehçeleri ile, bu aziz milletin soydaşları birbirlerinden kopmuş, Gaspıralı İsmail beyi unutmuş gözükmektedirler!..
 
    Netice olarak;
 
    Gaspıralı İsmail beyi, millet olarak unutmuyoruz!.. Her Müslüman Türk insanı; onu unutmamalı, daima onun " Dilde, fikirde, işte birlik" idealini bayraklaştırarak, daima ileri, daha ileri gitmelidir!..
 
    Canımızdan çok sevmiş olduğumuz Osmanlılar, bu güzel işi yapamadılar!.. Güzel Türkçemizi, milli ve tarihi lisanımızı köy dili, köy ozanlarının dili olarak algıladılar!.. Safevi dili olan, Farsçayı da, saray, ulema, alim dili olarak, İslam lisanı olarak lanse ettikleri için, hali hazır bu yanlıştan bizler bile kurtulmuş değiliz!..
 
    Konumuzu isterseniz, Gaspıralı İsmail beyin, görüş ve düşüncesi ile bitirelim:
 
    " Milletimiz büyük millettir. Zaman ve mekân ve mesafe tesirleri ile fırka fırka ayrılıp birbirini bilmez ve anlamaz dereceye geldiği ve ' Türk' yüksek ismini unutup kimi Tatar, kimi Karapapak, kimi Kazak, kimi Tarançı namları ile dağılıp ufaldıkları malûmdur.
    Milletin ne fikirde olduğu ve olacağı ileride görülür. Bana gelince, nazar ve itikad-ı siyasiyemin nigizi (temeli) TÜRK OĞLU TÜRK OLDĞUMDUR. İbtida, Türk olmayınca ne aristokrat olurum, ne avamiyun olurum, ne iştirakiyyundan .
 
    ' Eğer bana halin berbattır, Türklük, yani kavmiyet, milliyyet fikrini taşla da ( bırak da) saadete nail ol' deseler, bu yüzden gelecek saadete, bedbahtlığı tercih ederim. Ben, ben olmamak ne aklıma gelişir, ne vicdanıma yatar.
 
    Yüz Türkten zannederim doksan dokuzu bu fikirdedir. Milliyet her şeyden mukaddem ve her şeyden mukaddes tutuluyor. Bunu belki eskiliktir 'perejitok' zanneden gençlerimiz bulunur. Hayır, itikadım eskilik değildir." ( www.yerevi.com/yazismalik) Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık