Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

KABİR AZABI!..

" Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir." ( Âl-i imrân sûresi, âyet 185 )

Kabir azabı ile mes'eleler, haddinden fazla, biraz da abartılmış, hikayelere boğulmuş, hakkında bir nevi baştan başa destan gibi olaylarla doldurulmuş husustur.

Kimileri, görmüş olduğu rüyalarını, hayallerini, düşündüklerini kitaplara taşımış, bu hususta öylesi kitaplar, eserler meydana getirilmiştir ki, bunun önünü, arkasını bulmak mümkün olmamaktadır!..

Bu yüzdendir ki, muhterem hocalarımız da, kabir hikayelerine  alet edilerek, defnedilen ölünün "telkin"i, daha defnedilmeden önce " 70 bin tevhid"i, "devir" işlemleri, " Münker-Nekir" meleklerinin  sorgulamalarında kolaylık olması için  çeşitli merasimler icra ettiklerine şahit olmaktayız!..

Oysa, gerek Kur'an'ı Kerim, gerekse sahih hadislere gittiğimiz, mes'eleyi onlara götürmüş olduğumuz zaman, tüm bu merasimlerin iflas ettiklerini, tamamen ölümden korkmanın bir neticesi olarak ölüyü kurtarma adına tedbir mahiyetinde olduğu müşahede edilmektedir.

Tabii ki, Resulullah (sav), kabir ziyaretleri yapmış, -bir ara yasaklamasına rağmen-, sonradan serbest bıraktığı bir gerçektir.  Onun içindir ki,

" Ölüm ile ilgili bir diğer konu ise " kabir azabı" meselesidir. İslam geleneği boyunca, ölen günahkâr Müslümanların, Kıyamet gününden sonra söz konusu olacak olan Cehennem azabından önce, bu dünyada kabrinde de azaba maruz kalacağına olan inanç varlığını sürdürmüş, hatta bazen bir iman esası olarak bile kabul edilmiştir.

Mamafih, bu konuda farklı  düşünen ve kabir azabı diye bir şeyin varlığının kesin olmadığını savunan İslam âlimleri de olmuştur.

Konuyla ilgili olarak günümüzde yapılan araştırmalar, Kabir Azabı'nın Kur'an'da açık ve kesin ifadelerle yer almadığını, Kabir azabının varlığının savunanların asıl dayanaklarının bir takım hadis rivayetleri olduğunu, bunların ise sübut ve delalet açısından kesin olmadıklarını, dolayısıyla " kabir azabı" meselesinin bir iman konusu olmaktan ziyade ilmi bir tartışma konusu olabileceğini ortaya koymuş bulunmaktadır.

Dolayısıyla pek çoklarının iddiasının aksine, kabir azabının varlığını kabul etmeyenlerin Müslümanlıktan çıkmaları, bu değerlendirmelerin ışığında asla söz konusu değildir.

Şayet Müslümanlar olarak " ölüm" gerçeğine bu şekilde dünyadan ahirete giden yolda bir makas değişikliği olarak bakacak ve yaklaşacak olursak, ölüm, üzüntü, keder ve mutsuzluk kaynağı olmaktan kısa sürede çıkacak, hatta zaman zaman görüldüğü üzere bir yıkım halini almasının önüne de geçilebilecektir.

Zira Müslüman şunu çok iyi iyi bilir ki, bu dünyaya gelmekle başlayan hayat, aslında kalıcı ve gerçek bir hayat değildir; asıl kalıcı gerçek hayat ise ahiretteki hayattır.  Yine bilir ve inanır ki, hayat hepimiz için nasıl bir gerçek ise, ölüm de istisnasız hepimizin geçeceği bir kapı, dünyadan ahirete geçiş kapısıdır.

Sonuç olarak söylemek gerekirse Müslümanlar için ölüm bir son, bir yok oluş, bir hiçlik değil, yeni bir var oluşun, yeni bir hayatın, hem de tarif edilemez güzellikte ebedî bir hayatın başlangıcıdır.

Bu ise " hayat"a olumlu bakan İslam'ın "ölüm"e de aynı şekilde olumlu baktığı, yani İslam'ın serapa olumluluk, iyimserlik, iyilik ve güzelliğe bir davet olduğu anlamına gelir.

Bu bakış açısından dolayıdır ki Müslümanlar, çocuklarına da ölümün bizatihi kötü ve korkulacak bir şey olmadığını; asıl kötü olanın ve korkulması gerekenin, bu dünyadan iman ve Salih ameller olmaksızın elleri boş olarak göçmek olduğunu öğretmeli, telkin etmeli ve bunu bir hayat felsefesi haline getirmeleri için çaba sarf etmelidirler" ( Ahir Zaman İlmihali, H. Kırbaşoğlu, sayfa 389 )

Hakikaten, ölümün yüzü soğuktur.. Herkes ölümden korkar, çekinir, ürker ve ürperir, Ama, ne çare ki, bu vakıadan kurtuluş, kaçış, firar mevzu bahis değildir!..

Herkes, her nefis, her can bu acıyı tadacak, görecek ve mutlak surette karşılaşacaktır!.. İster, zengin, ister bay, ister fakir, ister genç veya ihtiyar, ister hükümdar, ister kral, ister zalim, isterse mazlum olsun herkes ve her kesim, ölümün acısını yaşayacaktır!..

Tarihe ve geçmişe baktığımız zaman, görmüş oluruz ki, insan oğlunun var oluşundan bu yana, bu dünyadan kimler geçmiş, kimler ölmüştür bunu anlamak ve idrak etmek zorundayız.

Peygamberler, salihler, şehidler, firavunlar, karunlar, şeddatlar, nemrutlar, ebu cehiller, ebu Lehep'ler vb. insanlar hep bu dünyada yaşamış ve nihayetinde de buradan göçmüşlerdir.

Otuz altı tane padişah, Selçuklu sultanları, Abbasi sultanları, Emevi kralları, müçtehidler, alimler, bilginler, filozoflar vb. kimler bu dünyadan göçmüş değiller ki?

Yani, herkes öldüğüne göre, herkes de, bu ölüm gerçeğini problem etmiş, kabir hayatını da düşünmüşlerdir. Elbette ki, ölüm, kabir gerçeği,bizler için bir ibret alma hususu olmalıdır!..

Her kabir ziyaretinde, bu hislerle, bu duygularla ziyaret etmeli, Fatiha okurken, empati yaparak okumalıyız!.. Yani, "bir gün, bu olayla bende karşılaşacağım" hissi, niyeti ve düşüncesi ile ziyaret etmeliyiz!..

Netice olarak;

Kabir ziyaretleri ibret yeri, bu hayatın başlangıç yerleri olmalıdır!.. Ama, ruhun pervaz etmiş olduğunu, asıl sualin muhatabının ruh olduğuna inanmalıyız..

Yoksa, kabir başında ölüye verilen " telkin" kopyacılığında ifade edildiği gibi olmamalıdır!.. Eli topuzlu  varlıkların, ölüye azap ettiklerini, işkence yaptıklarını abarta abarta anlatmamalıyız!.. Çünkü, bunlar Kur'anî olmayan anlatımlardır!..

Kabir ziyaretinde bulunduğumuz annemiz, babamız, ninemiz, dedemiz, amcamız, dayımız, halamız ve diğer yakınlarımız ve tanıdıklarımız, dünyada yaşarken iken bizimle beraber olduklarını, anılarımızı, iyi ve kötü hasletlerimizi, küskünlerimizi, iyiliklerimizi, güzelliklerimizi  hatırlatma mahalli olmalıdır.

Ve sonra da, düşünmeli ve ibret almalıyız ki, " Bak!.. Bu ziyaretinde bulunduğun insanlar, bir zamanlar hayatta idi, senin gibi idi, şimdi ruhlarını Allah'a teslim ettiler, unutma!.. Sen de bunlar gibi olacak, bedenini toprağa, ruhunu Allah'a teslim edeceksin!"  Kul, bu duygu ve düşünce içerisinde olmalıdır!..

Yani, tüm anlatımlardan şunu çıkarabiliriz!.. Kabir halini merasimlere, gereksiz külfetlere boğmamalıyız!.. Ne "telkin"e, ne "70 bin tevhid"e, ne "çürümez kefen"e, ne "devir"e ihtiyaç yoktur.. Halimiz, ahvalimiz, Kur'an ışığında olmalıdır.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık