Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Kalp Sağlam Olursa, Bütün Vücut Sağlam Olur
" Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler." ( En'âm sûresi, âyet 116 )
 
    Mübarek kelam, yüce ayet, Kur'an'ı mucizil beyan; nasıl da gerçeği dile getirmekte, nasılda bizlere yol ve yön göstermektedir!.. 
 
    Keşke!.. Onun yüce, ilelebet düsturlarını hayatımıza hakim kılmış olsak da, kendimiz, ailemiz, aile bireylerimiz, yani oğlumuz, kızımız da kurtulmuş, felaha ermiş olsaydı!..
 
    Nerede!.. Nerede bu yüce buyruğa uymak, nerede onu yaşamak ve hayatımızı ona göre dizayn etmek?.. Tutturmuşuz, güveniyoruz yarım yamalak kılmış olduğumuz namazlara, yarı buçuk oruçlara, ticaret yapmak için gitmiş olduğumuz umrelere!..
 
    Benim bildiğim umreciler; otuz katlı otellerde konaklıyor, hemencecik, tavaf, sa'y görevini yaptıktan sonra, dalıyor Mekke sokaklarına, caddelerine".. Ondan sonra da, ha babam, vur patlasın, çal oynasın hesabı, şu çarşı senin, bu mağaza benim düşüncesiyle, her yerleri adım adım dolaşmaktayız!..
 
    Oğlumuza; pahalı pahalı saatler, tabletler, bilgisayarlar, kızımıza, lüks lüks gerdanlıklar, altınlar, gümüş takılar!.. Tabii; torunları da unutacak değiliz ya!.. Onlara da, " Madein China" markalı, oyuncaklar, bebekler ve neler neler almaktayız!..
 
    Ve sonra, hava alanındayız!.. Sormayın gitsin!.. Umreciler arasında, bir atışma, bir kapışma, "senin yükün şu kadar"," benim yüküm kadar" tartışmaları, cedelleşmeleri!..
 
    Hani, Kâbe'nin hasretine dayanamıyorduk, oranın hasreti ile yanıp tutuşuyorduk?!.. Bu sebeple de, köyümüzdeki, kentimizdeki, mahallemizdeki, fakir, fukarayı boş verip, her şeyimizi Suud topraklarında harcamak istiyorduk!.. Vah bize!.. Vah bize!.. Yazıklar olsun!..
 
    Evet, Umre ticaretlerine harcamış olduğumuz paraları, çocuklarımızın istikbaline, geleceklerine yatırım yapmış olsaydık değil mi?.. Bu noktadan hareketle, Ahmet Kalkan hocanın araştırmasından, yazısından sözün burasında bir alıntı yapalım:
 
    "...Televizyon ilk öğretmenindi. Sen büyüdükçe öğretmenlerinin dereceleri de büyüyordu. Tv. Kanallarının öğretemediklerini de öğretsin diye video, sonra video CD ve VCD adlı özel ders veren öğretmeni eve getirdim; seni iyice eğitsinler, benim yerime yetiştirsinler diye DVD ve VCD adlı yabancı öğretmenler özel kitaplarla ders veriyordu:
 
    Özel filmlerle ev bir sinemaya, özel ciplerle gazinoya benziyordu. Hayat, bir filmden, bir oyundan, müzikten ve futboldan ibâretti çocukların gözünde. Böylece hem vekillerini, hem kendi inanç ve ahlâklarını bu yabancı markalı silâhlarla öldürüyorlar, bir anlamda intihar ediyorlardı çocuklar.
 
    Baba olarak ben kahveden çıkmazsam, çocuklarım da tabii bana, benim modern tarzıma benzeyeceklerdi. Öyle bir ortamda, öyle bir çevrede büyüttüm yavrum seni ki, o yerlerde haramlar şiirleşmiş, günahlar süslenmişti.
 
    Buradaki yollarda trafik işaretleri " geri dönülmez ( tevbe edilmez), yasaktır",  " tek yönlü yol" gibi işaretlerdi. Ama " tehlike!" ve " kaygan yol" tabelalarına, hele " çıkmaz yol" işaretine aldıran, hatta onları gören de yoktu. Mecbûrî istikamet okları hep şirk ve isyanı gösteriyordu.
 
    Hırçın dalgaları olan canavar bir denize, yüzmeyi öğretmeden, can simidi takmadan ben bıraktım seni! Nasıl tahammül edecektin buna? Boğulunca seni suçlamaya başladım. Ama yeni yeni anladım: Esas suçlu sen değil; bendim, ben!
 
    Uykusuz geceler geçiriyorum hep. Allah'a isyankar birinin babasıyım diye. Artık dünyanın hiç bir zevki önemli değil, İslâmî örtüden nefret eden bir kızın babasıyım çünkü.
 
    Diyebilirsiniz ki; " Hz. Nuh'un ve bazı başka peygamber ve kâmil mü'minlerin de çocuğu iman sahibi, ahlâklı kişiler değildi!" Ben de derim ki: Onlar mes'ul değiller; çünkü terbiye ve tebliğ görevlerini tümüyle yaptılar.
 
    Ondan sonrası , yani hidâyeti vermek Allah'a âitti. Mesele, çocukların şöyle veya böyle olmalarından daha çok; benim, vazifemi, bu konudaki dinimin tüm emirlerini yapıp yapmadığım idi. Ve ben görevimi hemen hiç denilecek kadar yapmamıştım. Suçluydum ben, suçluyum ben; Affet beni Allah'ım!" ( www.tevhidhaber.com)
 
    Evlat derdi, dertlerin en büyüğü, en zorudur!.. Çünkü, insanın evladı, namazsız  ise, rüküsüz ise, alnı secdeden habersiz ise, işte, o zaman, ebeveyn yandı demektir!.. Hem de ne yanış!.. Cehennemin korkunç alevleri arasında, hesaptan, kitaptan, mizandan sonra yanış alemi!..
 
    Onun içindir ki, yukarı satırlarda da anlattığım gibi, güya, Umre'ye abone olanlar, her altı ayda bir Umre adına oraya ticaret yapmaya gidenler kat'iyyen hoşuma gitmezler.
 
    Diğer, tiksindiğim kesimde, minare aşıkları, mermer mezar yaptıranlardır!.. Zengin, hali vakti yerinde olan Müslüman kardeşim; evladına yatırım yapmaz, fakir çocuklara iyilikte, ihsanda, infakda bulunmaz, ama, son zamanında, vasiyetini yapar ki, " benim adıma falanca camiye minare yapılsın" diye!..
 
    Oysa, Ülkemizde; yüz binleri aşan minareler bulunmaktadır!.. Ama, hiç bir hoca efendi, ezan okuyan kimseler bu minarelere çıkıp da ezan okumazlar!.. Sadece, göstermelik, süs, fantezi, birilerinin dikkatini çekmektir!..
 
    Mermer mezar ve mermer minarenin bu topluma hiç bir faydası bulunmamaktadır!.. Ama, çocuklarımız, bu kadar vahşetin, imansızlığın, edepsizliğin içerisinde, barın, pavyonun, meyhanenin, birahanenin gölgesinde, popçunun, topçunun yanında nasıl dinini, imanını korumalıdır ki?
 
    Diyorum ki, mermer mezara, mermer minareye yapılan yatırımlar; neslimize, çocuklarımıza, tedrisat imkanı bulamayanlara yapılmış olsaydı, o yavrular yetişmiş olsalarda, tek tek, İslam'ı, Kur'an'ı; tebliğ, davet, inzar, duyurma, ilan görevine çıkmış olsalardı,  nasıl olurdu acaba?
 
    " Ah! Şimdiki aklım ve imanım olsaydı... Ah bir olsaydı, çocuklarımı nasıl yetiştireceğimi bilirdim. ( Bilirdim ama; çevre, sosyal ve siyasal yapı, kapitalist ilkelere uyan çalışma şartları, eğitim... düzelmeden kendine bile sahip olamıyorsun ki çocuğuna sahip olasın.
    Çöplükte belki, ama, gübrelikte gül yetiştirmek mümkün mü? O yüzden gübreliği temizlemeye, gül devrini oluşturmaya çalışırdım bir yandan. Sivrisinekle mücadelenin kesin yolu, bataklığın kurutulmasıydı çünkü.)
 
    Gerekirse hicret ederdim sırf bu yüzden; hiç olmazsa olumsuz çevreden, sürüden ayrılırdım. Ben hayvan değilim ki... Ne işim var sürüde? Uydum kalabalığa demezdim o zaman. İnsanların çoğuna uyarsa, Peygamberimiz bile çoğunluğun saptırıcağını söylüyor Kur'an En'âm sûresi 116. âyette.
 
    Kalabalıkların yaptıklarını değil; yapılması gerekeni, yani Rabbimin yap dediklerini yapardım o zaman. Teslim etmezdim kâfirlerin ve küfrün eline en kıymetli varlığımı. Çok küçük yaştan itibaren Allah sevgisi, Peygamber sevgisi verirdim; her sevgiden önce ve en büyük sevgi olarak.
 
    İlahi emirleri, ibadetleri niçin yapılması gerektiğini anlatır, her konuda şuurlandırmaya çalışır, okuduğu Kur'ân'ın ne olduğunu, ne emirler içerdiğini, anlamını, namaza niçin ihtiyacımız bulunduğunu... Öğretir ve sevdirirdim ona. Allah ve Peygamber sevgisini,
 
    Kur'ân ve ibadet şuurunu verince , bu konuyla ilgili aradan engelleri kaldırınca, evet o zaman zorlayan olsa da sevemezdi Allah ve Resûl'ün sevmediklerini; benzemek istemezdi dinsizlere, donsuzlara.
 
    Nefret ederdi o zaman küfür ve kafirin her çeşidinden. Ya kendim İslâm'ı iyice öğrenip öğretirdim çocuğuma ( ki en güzeli buydu), ya da aldığım aylığın yarısını, hatta daha fazlasını seve seve gerekirse verirdim uzmanına, özel hocalar tutardım. Evet, şimdiki aklım olsa mutlaka bunları yapardım." (www.tevhidhaber.com)
 
    Netice olarak;
 
    Aslında, zamanımızda imkanlar, yetiştirme alanları o kadar çoktur ki, sadece bizler, çocuklarımıza eğilmiyor, boş, saçma, anlamsız, faydasız işlerle, din adına meşgul oluyoruz!..
 
    Yukarıda da arzettiğim gibi, minare yaptırmak, neslimizi kurtarmaz, mermer mezar dikmekte çocuklarımıza bir fayda sağlamaz, her altı ayda bir " Kâbe'ye dayanamıyorum (!)" diye Umre seyahatleri de neslimizi kurtarmayacaktır!..
 
    Tabi iki, ömürde bir kere hac, hacca gidildiği zaman da zaten otomatik olarak umreler yapılmaktadır!.. Ama, her altı ayda bir umre seferine çıkmak, neslimiz açısından, çocuklarımız yetiştirmek, eğitmek, öğretmek, şuurlandırmak bakımından külfetten başka bir şey değildir!..
 
    Tabii ki, biliyorum.. Bu sözlerimiz; Kâbe'nin karşısında Zemzem Tover otelinde yatıp kalkan, dolarları, Euro'ları, " Madein China" üretimlerine harcayanları öfkelendirecek, sinirlendirecektir!.. Ne yapalım!.. Öfkelenirse öfkelensinler!.. Hak böyledir!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık