Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Kaza, Kader ve İnsan Özgürlüğü

 KAZA-KADER İNANCI VE İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ !.. -7-
 
 
    " Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler ( melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları  da yoktur." ( Ra'd sûresi, âyet 11 )
 
    Ayeti kerime hakkında kısa bir tahlilde bulunalım:
    Malum olduğu üzere, her insanın önünde ve arkasında koruyucu ve yazıcı melekler vardır. Bunlar insanları korudukları gibi amellerini de yazarlar.
    Âyette işaret edilen bir diğer husus da şudur: Allah bir millete başkalarına nazaran bazı üstünlükler ve bazı nimetler verdiğinde o millet, şımarır ve ahlâkını bozar da o nimete liyakatini kaybederse, Allah nimeti onların elinden alır. Millet kendi üstün meziyetlerini bozmadığı müddetçe Allah verdiği nimeti onların elinden almaz.
 
    Bu izahattan sonra, konuya girecek olursam, Müslümanlar, akıl ve basiretini çalıştırarak yaşamalı, akıl ve vahyi birleştirerek, hayatlarını idame ettirmelidirler!..
     Yalnız akılla hareket edilemeyeceği gibi, sadece vahiyle de işlerin, amellerin tas tamam olması mümkün değildir. Çünkü, mükellef insan önce akıllı ve sonra da Müslüman kimliğine sahiptir.  Ancak,
 
    Şunu kat'i olarak ifade etmeliyim ki, asırlar oldu Müslümanlar akıl ve nakli birbirinden ayırmış oldukları için mağdur, perişan ve zelil yaşamaktadırlar! Çünkü;
 
    " Akıl işletilmemekte, düşünce/düşünme kerih görülmekte, ictihad kapısı kapalı  bulunmakta, bilim/ilim ve bilgi dünyevi ve dini diye ayrılmakta, sanki dini olanın hakkı verilebilmiş gibi sair olan bilim konuları terk edilmekte, olayların ve olguların dayandıkları sebep sonuç ilişkileri gözetilmemekte; dahası bu konularda, değişime dair, etrafta, çevremizde her hangi bir arayış bulunmamakta ve endişe dahi duyulmamaktadır.
 
    Değişimin evvel emirde, zihinlerde, psikolojik yapımızda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bu yılgınlık, yenilmişlik, sindirilmişlik, çözümsüzlük, çaresizlik sendromları, psikolojik yıkımlar derhal ve öncelikle terk edilmelidir.
 
    Değişim zihinlerde başlamalıdır. İsrailoğulları da köleydi, değişime bir türlü adapte olamadılar ve gözleri hep arkadaydı! Bilal-i Habeşi de; ama o asla arkasına dönüp bakmadı, inandı, güvendi, güven verdi!
 
    Allah çalışana, hak edene veriyor! Afakî ve enfüsi ayetler de üstüne üstüne gidene kendini açıp teslim ediyor, teşvik ve motive ediyor, kışkırtıyor! Toplumun da bir bünyesi, fiziki yapısı/organizması vardır, kişinin bünyesi, fiziki yapısı gibi!
 
    Yine her toplumun bir eceli vardır. Kişinin aymazlığı, aptallığı gibi toplumsal aymazlıktan, aptallıktan da bahsedilebilir.
    Seyyid Kutub'un dediği gibi; cahiliyeden ayrışıp iki kişi oldukta zaten toplumsallaşma süreci başlamış demektir. ' Ne yapmalı' sorusu o andan itibaren anlamsız kalmaktadır. Zira zihnen, aklen bir karar verip vermeme durumu söz konusudur. Kararını veren için gereğini yapmak kalıyor doğal olarak; sonuç Allah'ın takdiri, süreç bizim sorumluluğumuzdur." ( www.iktibasdergisi.com)
 
    Sanırım, yukarıdaki  güzel ve acı dolu ifadeler, nerelerde, nelerde hata yaptığımızı, ne yapmamız gerektiğini bizlere öğütlemekte ve tembih etmektedir. Aksi halde,
    Zihin, akıl ve algı dünyamızda bir değişiklik olmazsa, ne ataletten, ne meskenetten, ne fakirlikten, ne de garibanlıktan kurtulmamız mümkün olmayacaktır!.. Misal olarak;
 
    İmparatorluk, Fatih dönemindeki kısmen de olsa çalışmayı devam ettirmiş olsaydı, medrese, mektep, ders, tedrisat ayırımı yapmadan, bilgiler arasında " şu üstündür, bu üstün değildir" ayırımına gidilmemiş olsaydı, vallahi!.. Bu gün gelmiş olduğumuz yerde olmayacaktık!..
 
    Yanlış ' kader' inancı değişmiş, millet, NASA yerine kendisi uzaya, fezaya gidecek, hiç bir İslam ülkesi de, onun, bunun ayakları altında ezilmeyecekti!.
 
    " Düştüğümüz yerden kalkabiliriz. ' Düşünceyi' yeniden baş tacı etmeliyiz. Cehdi kuşanmalı, taklitten kurtulmalıyız. Kadercilikten ve yanlış tevekkül anlayışından uzaklaşmalıyız. Yılgınlık, yenilmişlik psikozundan derhal sıyrılmalıyız. Aklımızı başımıza almalıyız!.
 
    Kur'an'a dörnmeli, onun emri gereği afakî ve enfüsi ayetlerin peşine düşmeli, okuma gayretinde olmalıyız. İlim/bilim ve dini dünyevi/pozitif diye ayırmadan bilginin talibi/talebesi olmalıyız. İrademizi kullanarak, kulluğun bilincinde olmalıyız.
 
    Toplumun da bir bünyesinin olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Toplumsal meselelerin dayandığı ilkeleri, sebep sonuç ilişkilerini gözetmemiz gerekiyor.
    Meseleyi bireysel plandan çıkarıp; ümmet odaklı/toplum merkezli, her ne kadar bireysel değişimle başlasa da bunun son değil, başlangıç olduğu şuuruyla, çok yönlü ve çok boyutlu bileşenleri hesaba katılarak süreç doğru işletilmelidir. ' Ben'le başlayıp ' Biz'le süren süreç... Çalışanın, hak edeenin eşyaya, olaylara, olgulara-kendinden başlayarak- çeki düzen verdiği süreç.." ( a. g. site)
 
    Netice olarak;
    Halen tüm İslam ülkelerinde, ilim-bilim, tahsil, okuma, tedrisat ayırımı yapıldığı gibi, ülkemizde de, aynen aynı yanlış nota not takip edilmektedir!..
 
    Örneğin, Darvinizm'den, Komünizmden, Marksizm'den, Freudinizmden , bunları okumaktan, elimize almaktan korkuyoruz!.. Halbu ki;
 
    Elimizde, tüm ilimleri, batıl iddiaları susturacak, Kur'an gibi ilahi, vahyi bir kaynak bulunurken, niçin bu müfsid, batıl, safsata iddialardan (!) korkuyoruz? Yukarı satırlarda da, arzetmiş olduğum  gibi, senelerce bu millet, Nazım Rana'dan, onun mülevves, saçma fikirlerinden korkmuştur!..
 
    Oysa, ister Nazım olsun, isterse Aziz Nesin denilen herif olsun, onların fikirlerinin, düşüncelerinin, iddialarının bir kıymeti harbiyesi yokken, bizim yanlış tepkilerimiz onları o kadar büyüttü ki, ünleri, şanları, meşhurlukları ülkeler ötesine, kıtalar ötesine gitmiş oldu. Oysa,
 
    Merhum üstad, Necip Fazıl'ın, Nazım hakkında; " Trum trum trum!.. Makinalaşmak istiyorum" dediği gibi, işte, Nazım bu idi.. Düşünceleri, dünya görüşü bundan ibaretti. Ama, millet olarak ondan korktuk!.. Onu öyle büyüttük ki, küçücük adam, dağ oldu, tepe oldu, pespaye eserleri altın kitaplar haline geldi.
 
    Rabbimiz!.. Bu milletin gençliğine, irade-i cüz'iye, akıl, düşünme özgürlüğü lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
    


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık