Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

KİM ALLAH'A GÜZEL BİR BORÇ VERİRSE....
   "KİM ALLAH'A GÜZEL BİR BORÇ VERİRSE...."  ( Bakara: 245)
 
 
    " Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç ( isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu?  Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na dödürüleceksiniz." ( Bakara sûresi, âyet 245)
    Mensubu olmakla Hamdü sena ettiğimiz yüce Kur'an İslam'ı; tüm insanlık, toplum, aile. birey için öylesi muazzam emirlerle , müeyyidelerle dolu doludur ki, tamamını bir makale içerisinde anlatmak, izah etmek mümkün değildir.
    Zekat vermek, infakda bulunmak, sadaka emri, karz-ı hasen, kurban kesmek, fıtır sadakası ne kadar önemli, sevabı, rahmeti, bereketi bol bir ibadet ise, bir ihtiyaç sahibinin, darda kalmışın rahatını temin için, darlıktan onu kurtarmak için verilen ödünçte o kadar faziletli bir Allah emridir.
    Bilhassa, günümüz dünyasında karz-ı hasen emrinin ) ödünç borç vermenin) güven ve itimat sebebiyle azalmış olduğu bir zamanda bunu diriltmek, faaliyete geçirmek, yeniden canlılık kazandırmak önemli bir emri ilahidir.
    Çünkü, toplumda yardımlaşma, dayanışma, tesanüd gibi faaliyetler, millette güven, itimad, doğruluk hissiyatını geliştirir, tıpkı, zekat vermek gibi, infakda bulunmak gibi hususlara renk ve canlılık katar.
    Toplumumuz, öyle bir çıkmazın, sorunun içerisinde debelenmektedir ki, bunları bir bir tarif etmek hakikaten çok zordur. Bir kere, ödünç verme kapısı kapatılmış, bunun yerini, çeklerle işlem yapma, faiz belası, tefecilik sıkıntısı insanımızı gırtlaklamaktadır.
    Darda olanın imdadına koşma, dertlinin derdine derman olma yerine " o da uyanık olaydı, fakir düşmeyeydi" adi, alçakca fikir ve zihniyeti bu hayırlı kapının , yani, karz-ı hasen sevap kapısının kapanmasına sebep olmuştıur.  Niçin ve neden bu mübarek kapı kapanmıştır:
     Bir kere, toplum, Kur'an'ın diriltici, uyarıcı, beşarete ulaştırıcı mesajlarından uzak yaşadığı için bunalımlı, huzursuz bir duruma düşmüştür. Örneğin;
    " Kur'an  sahabelerin yüreklerinde yankı yapıyordu. Öyle ki ayette geçtiği üzere  " ....Onlara Rahman (olan Allah') ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar." ( 19 Meryem/58)
    Bizler de Kur'an okuyoruz ama bizler okuyup geçiyoruz, onlar gibi neden hissedemiyoruz. Neden mi? Hz. Muhammed (sas) dediği gibi:
    " Bu ümmet içinde öyle bir kavim çkacak ki siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı küçük göreceksiniz. Onlar: Kur'an'da okuyacaklar, fakat Kur'an onların boğazlarını  geçmeyecek. Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar." ( Müslim 147. buhari 6796- 6796)
    Boğazımızdan aşağı kalbe gitmeyen bir okuma, sadece Kur'an'a okumak için yaklaşırsak Allah (cc) korusun bizlerde bu hadiste geçen duruma düşebiliriz.
    Çünkü amel edilmesi gereken bir kitap olarak yaklaşmazsanız, o zaman O Kur'an sadece belli gün ve gecelerde, mezarlıklarda okunan bir kitap haline dönüşür ki işte o zaman özelliğini kaybeder.
    Ne zaman ki Ona amel edilmesi gereken bir kitap olarak yaklaşırsanız sizi diriltir, ayağa kaldırır niye yaratılmış olduğunuzun farkına varır ve hedefiniz, gayeniz yani davanız için hareket etmeye başlarsınız.
    Sahabe Allah (cc)'ın bu gün acaba hangi ayetleri indirdiğini merak edip, öğrenip amel etmek için Peygamber (sas)'in kapısını aşındırıyorlardı. 
    Bizlerin elinde Kur'an ama onlar gibi yaklaşmıyoruz. Konunun başında da belirtmeye çalıştığımız gibi karar vermeniz gerekmektedir. Kur'an'ı hangi bilinçle okumanız  gerektiği noktasında. Kur'an'a hidayet için, amel etmek için yaklaşırsanız  Kur'an size yol gösterecektir zaten bunun için indirilmedi mi?
    " Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır." ( 2/Bakara/2)
    " İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir." ( 27/Neml/2)
    İslami diriliş hareketi Kur'an okuyup ondan ilham almak zorundadır. Ondan ilham alarak yola çıkıp, onun işaretlerine göre hareket planını ayarlamalı, atacağı adımları tesbit etmelidir. Bu yol boyunca karşılaşacağı engelleri ondan aldığı ilhamlarla telafi etmeli ve yürüyeceği yolun sonunu gayet iyi görmelidir. Her merhalede atılan adımlar gayet muntazam ve planlı olmalıdır." ( www.gencbirikim.net)
    Kur'anî alanlarda, yavaş da olsa bazı güzel, hoş adımlar atılmaktadır. Örneğin, İlçem Afşin'da tatil yapmaktayım. Cuma namazlarını Afşin Ulu Camiinde kılmaktayım. 03 Temmuz 2015  Cuma günü gördüm ki, " Zuhr-i ahir" ( Son öğle namazı) kılınmayıp, farz-ı müteakip kılınan dört rekat cuma sünnetinden sonra Müezzin kardeşimin tesbih çektirmeye başlamasi hoşuma gitti.
    Halbuki, Afşin halkı geleneklerine sım sıkı bağlı, taviz vermeyen  bir halktır.. Demek ki, kar suyu gibi, neyin Allah emri, hangilerinin peygamber tembihi anlatlırsa, insanımız Kur'an'la buluşacak, bid'atten, hurafeden kurtulacaktır.
    Ben, cuma günleri tüm camilerimiz de şahit olmaktayım ki, cuma namazlarının çok uzun sürmesinden dolayı, insanlar. hemen iki rekat cumayı kılar kılmaz camiyi terkedip, kalan son dört rekat sünneti kılmamaktadırlar. Niçin?  Çünkü, bir hayli uzatılmakta, iş, güç, memur, amir olan insanlar mağdur olmaktadır.
    Buna meydan vermemek için, cuma namazları Allah'ın emrettiği, Resulullah 'ın uyguladığı şekilde olmalıdır. Yoksa, falanın, filanın dediği, tembih ettiği tarzda uygulanması mümkün değildir.
    Tıpkı bunun gibi, infak, zekat, fıtır sadakası ve diğer yardımlaşmalarımız güncellenir , fakirin arzu ve isteklerine uygun olur da, insanımız yararlanmış olur.
    Düşünün bir kere, her yıl Müftülüklerimiz  fıtır sadakasının miktarını hesap ederken, kuru üzüm. hurma, arpa ve buğday baz alınarak hesap etmektedirler. Halbuki, dünkü zamanlara göre şartlar değişmiş, insan yaşamı yep yeni bir boyut kazanmıştır. Bu ahval karşısında, muhitimizde ne kuru üzüm üretimi, ne hurma yetiştiriciliği yapılmamaktadır. Arpa ve buğday hesabı da, fakir-fukaranın aleyhine olacağından dolayı, fıtra hesabında alışılmışın dışına çıkarak bir yeniliğe gidilmelidir.
    Ümid ederiz ki, zekat hususu da,fakirin, garibanın onuru incitilmeden verilir. Öylesi, el ucuyla değil, dükkanların kalıntısı, defolu mallarıyla zekat verilmemelidir. Sosyal adaleti, toplum dengesini sağlamak için yardımlaşma mevzuunda tüm kapılar sonuna kadar açılmalıdır.
    Netice olarak;
    Unutulmuş, terkedilmiş durumda olan ödünç verme ameli yeniden canlandırılmalı, çek almaktan, faiz düşünmeden, tefecilik yapmadan bu güzel eylemi çalıştırmalıyız.
    Toplumun buna ihtiyacı var. garibanın, yoklukla pençeleşenin ihtiyacı var. barışın, huzurun, itimadın, güvenin acilen ihtiyacı vardır.
   Hali. vakti yerinde olan varlıklı insanlarımız, fakir insanları arayıp, soruşturup, derdine derman olsa daha güzel olacaktır. O insan, banka faizinden kurtulacak, çek, senet mafyasından uzak kalacaktır.
    Çünkü, nice maaşa talim eden insanımız vardır ki, daha maaşını almadan, bankası maaşına el koyarak, o garibanın ümüğünü sıkmakta, haşarat gibi kanını emmektedir. Bundan dolayı da, toplum içerisinde intiharlar, cana kıymalar. aile faciaları her gün televizyon haberlerini süslemektedir.
    Rabbimiz!.. Varlıklı, zengin insanlara merhamet, acıma duygusu, fakirin halini anlama bilinci lutfetsin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık