ayyıldız vekaletle kurban kampanyası
ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Kur'an Müslümanlığı Tehlikesi

" Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim." ( Şûrâ sûresi, âyet 10)

Konumuz müthiştir!.. Niçin müthiştir? Günümüz dünyasında bir kısım zavallılar hızlarını alamayarak, Kur'an'a saldırmakta, egoları, hevesleri, kaprisleri uğruna, çıkarları, menfaatleri namına Kur'an Müslümanlarına saldırmaktan hicab duymamaktadırlar!..

Tabii ki; Müslümanlar; neye göre  ve nasıl Müslüman olacaklardır? Kur'an'dan başka bir kitap mı vardır  veya bulunmaktadır? Bu çirkin, günah ve ayıp sözü ilk defa dillendiren, diline dolayan soytarı Feto olmuştur!..

Akabinde de, bu günahı, şeyh geçinen, kerametçi unsurlar ve gavs artıkları dillendirmişlerdir.. Kardeşim!.. Ben, Elhamdülillah Müslümanım! Benim kitabım Kur'an'dır!. Neye, hangi kutsala inanacaktım? Yani, Tevrat'a mı, İncil'e mi, Avesta'ya, Zebur'a veya aslı, nesli, cismi kaybolmuş suhuflara mı inanacaktım?

" Hadis/sünnet ayırımının farkında bile olunmadığı elçi ile vahiy arasındaki irtibatın doğru kurulamadığı besbelli. Kur'an'ın sünnetle olan irtibat ve yön ilişkisinin ayırdında olunmadığı kesin.

Kaynak Kur'an, sünnet onun yöntemi, ete kemiğe büründürülmesi, yaşanır, görünür hale getirilmiş uygulamasıdır. Peygamberi savunma adına Kur'an'ı ötelemek, mehcur bırakmak, ikincilleştirmek olacak iş değil; yazı ve yazarın iddiasındaki gibi Kur'an söylemi ile Hz. Peygamberi yok saymak, görmezden gelmek de keza mümkün değil!

Ana omurgadan Ebu Hanife ve ekolü ve ona hadis çevrelerinin getirdiği iftiraya varan, imhaya yönelik ithamlarını hatırlatmanın tam yeridir, o zaman. Zira hadis savunucularına (!) Buhari ve Müslim'in yüzlerce, milyonlarca hadis arasından niçin eleme yaptıklarını, birçoğunu almazken bunu ne adına, hangi hakla yaptıklarını sormamız gerekmez mi?

Kaldı ki mevzu olmasa dahi hadislerdeki beşer unsurunu, zaman unsurunu, hadis tedvini hususunu ve bizzat Hz. Peygamber (a.s) tarafından yazımın yasaklanmasını, farklı sebeplerle hadis uydurma hakikatini niçin göz ardı edip işi tamamen tek boyutlu hale indirgiyoruz?

" Kişinin durduğu yer, bakış açısı görüleni etkiler"" diye haklı bir söylemi olan Kaplan'ın bunu öncelikle kendisinin ve sıklıkla referans gösterdiği İbni Arabiler ve Celalettin-i Rumiler için yapması gerekmez mi?

Keza " Osmanlı" söylemi... Doğruları, yanlışlarını görmemizi engellememeli. Çokça referans verilen Fatih döneminin " siyaseten katl" olgusuna, hayatın ve düzenin tesisinde Kur'an'ın eksene alınmamasına bakıldığında fazla söze hacet olmadığı anlaşılabilir.

Yine çağın kavramları ile düşünmediler mi seleflerimiz? Bu külliyat nasıl oluştu? İçtihad kapısını kimler, niçin, hangi hakla kapattılar, hiç düşünmeyecek miyiz? cevaplar bulunabilieceğini hangi aklı evvel iddia ve ispat edebilir. " ( www.iktibasdergisi.com,m.bozacı)

Hakikaten, Kur'an'ı yok sayan, ondan korkan oluşumlardan ürküyorum!.. Bunlar, bu tür cemaatler, oluşumlar, hizipler, grublar, ekoller ne yapmak istiyorlar?

Niçin korkmaktadırlar Kur'an'dan? Ne yani, çıkarlarının, ünlerinin, makamlarının, kerametlerinin elden gitmesinden mi korkmaktadırlar?

Maalesef, kendi kurumum, Başkanlığımız bile böyle bir hataya bir haftalık cuma hutbesi  alet edildi ama, çabucak düzeltmeye, toparlamaya çalıştılar!..

Bilakis, " Kur'an Müslümanlığı" korkulacak, tiksinecek, endişe edilecek, hayıflanacak bir yaşantı değildir!.. Çünkü, aziz Kur'an; bizlere Resulullah (sav)'in; kıyamete kadar  emanetidir!.. Kur'an; nefesimiz, soluğumuz, hayatımız, canımız ve her şeyimizdir!..  Oysa;

" Sünnet denilince bugün elde avuçta kalan, akla gelen " sakal, cübbe ve sarık", tesbihat ve nafilelerden başka bir şey midir biri kalkıp ispat etsin.

Sünnet denilince ve bu ifadeden genel olarak hadis anlayanlara bakılınca yeknesak, homojen bir öbek göremiyoruz. Öyle uç noktalardaki bu farklılaşmalar; telifi kabil değil!

Şimdi bırakın dışarıyı, dışımızdakilerin peygamber algısını, içeriye bakalım; kaç türlü peygamber algısı var? Hele tasavvuf ve tarikatların peygamber algılarının ileri tutar bir yanı var mı?

Hz. İsa'ya ve Musa'ya yapılanlardan farklı mı? Gerçi onların gavsından, kutbundan, müceddidinden, evliyasından, şeyhinden, hocasından, abisinden peygambere hiç sıra gelmiyor ya, neyse!.

Mustafa İslamoğlu'nun değil kitabının içi, adı bile mesele hakkında bize çok şey söylüyor: Üç  Muhammed! Uçuranı kaçıranı, peygamber yarıştıranı ne ararsanız, ne renkte, hangi kıvamda isterseniz sürüsüne bereket! Yüceltme, övme adına İsa'ya yapılanların izdüşümleri Hz. Muhammed'e yapılmış, hem de o kutlu nebinin/elçinin kendi dilinden o yöndeki uyarılarına rağmen!

" Çağı kuracak çağrı" deniyor. Çağrıdan, mesajdan, Kur'an'dan bir kelam edilmiyor. Aksine " anlaşılamayacağı" zannı, önyargısı, dogması, ağlarını örmüş durumda. Algılar hakikatin önüne geçmiş. Akıllar yok gibi davranılır olmuş, emanete verilmiş. " Yed-i emin"ler emin olsa ne âlâ? Zihinler dumura uğramış, durmuş!

Yüzlerce ayetinde " düşünmez misiniz, aklet misiniz, ne kadar az düşünüyorsunuz, yok mu öğüt alacak, yok mu ibret alacak...diyen akletmeyene, aklı olmayana teklifte dahi bulunmayan, onları hayvanlarla eşdeğer tutan, " aklını kullanmayanların üzerine pislik yağacağını" haber veren, anlaşılması için kolaylaştırıldığını, açıklandığını, içinde çelişki barındırmadığını söyleyen bir kitap, bırakınız inanmayanları inandığını söyleyenler arasında dahi, bakınız ne halde!

Sadece nesne, şey, eşya mesabesinde... Elimizin altında ama mesafesiz bir uzaklıkta!. Kutsaldan uzaklaşılması endişesi, sünnetin, dolayısıyla elçinin sakınılması, sahiplenilmesi adına Kur'an'ın düşürüldüğü duruma bakın.

Ya rafta ya da kılıf içinde duvarda! Ya anlaşılmadık dil ile okunuyor ya da yine deriler içerisinde muska aracı. Onu kim anlayacak haddine mi? Birileri anlayacak, anladığını anlatacak, kitabına uyduracak; buna sünneti ve elçiyi alet edecek, biz de ona uyacağız, öyle mi?

Sünnet-hadis diyenlerin dini ne hale getirdiklerine de bir bakalım o zaman! Kur'an ile ayırıp sünneti de şekle şemaile indirgemek tam bir şark kurnazlığı değil midir? Hakiki siret ve sünnet ancak ve yalnız Kur'anda mündemiçtir. Mütevatir olarak aramızda uygulana gelen Kur'ani iklime uygun ibadetlerimizde, kulluğumuzda sürmektedir." ( www.iktibasdergisi.com. mustafa-bozacı)

Netice olarak;

Müslümanlar olarak; " Kur'an Müslümanlığı"ndan korkmayalım. Varsın birileri korksunlar!.. Bunlar, bu zamana kadar kendi beyinlerinde, akılsız akıllarında tasarladıkları, uyduruk şeyleri, Kur'an'ın yerine ikame etmeye çalışsınlar!..

Ağlasınlar, sızlasınlar, " Peygamber Vekili"yim saçma sözünü söylesinler!.. Vallahi!.. Onlar ve benzerleri dünyaya sığmayacaklardır..

Bir kere, masum ve mazlum insanlarımızın, tertemiz kanları onların alınlarında şaklayacak, 240 küsur şehid, binlerce yaralı vatandaşımızın " ah"ları, onların dünyada gülmelerine, neşe duymalarına engel olacak, hiç bir zaman yüzleri gülmeyecektir!..

Son söz olarak, " Kur'an Müslümanlığı" gün geçtikçe zemin bulmakta, öylesi alışılmış adetler, gelenekler, klasik anlayışlar iflas noktasındadır!..

Bir kere, bizler, Kur'an'a inanmış. onun tarif ettiği şekilde yüce İslam'ı yaşamaya çalışan Müslümanlarız!.. Bizlerin, başka kitabımız yoktur!.. Ne hikayelerimiz, ne efsunlarımız, ne safsatalarımız!.. Ne keramet peşinde koşarız, nede insanları aldatırız!.. Yolumuz Kur'an yolu, dinimiz " Kur'an Müslümanlığıdır".. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık