Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Kur'an'da 61 Gün Keffaret Var mı?

KİTABIMIZ KUR'AN'DA; ALTMIŞ BİR GÜN ORUÇ KEFFARETİ YOKTUR!..

" Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza görür.Kim de kadın veya erkek, mümin olarak faydalı bir iş yaparsa işte onlar, cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir." ( Mümin sûresi, âyet 40 )

" Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." ( Mücâdele sûresi, âyet 3 )

Ana kaynak kitabımızda bulunmayan bir emir nasıl olur da, farzlaşır ve hem de, katmer katmer fazlasıyla Müslümanlara ödetilir?

Tabii ki, camideki mollanın işi, Kur'an dışı şeylerle meşgul olmak, Kur'an'da emredilmeyen kandil gecelerini, kandil namazlarını, tesbih namazını, zuhr-i ahir namazını, hurafeleri, bidatleri abartmak ve onları Allah'ın kesin emri gibi insanlara anlatmaktır.

Bu gelenekçi zümreler, asıl anlatılması, öğretilmesi, izah edilmesi gereken hususlara değinmezler, 21 nci asırda aziz kitabımız Kur'an nerededir, hangi durumdadır kat'iyyen sorgulamazlar!..

İşleri, güçleri hurafelerin peşine takılmak, kıssa, hikaye uydurmak, küf bağlamış, Kur'an'sız beyinleri, zihinleri iyice uyuşturmaktır!..

Zaten, kitabımız Kur'an; belleklere, zihin dünyalarına yerleşmiş, yerleştirilmiş olsaydı, vallahi!.. Alemi İslam, bu günkü rezaletin içerisinde boca olmayacak, boğuşmayacak, silkinip ayağa kalkmış olacaktı!.. Ama, olmadı, olmuyor hasılı!.. İsterseniz, bu konuda H. Atay hocamızı dinleyip okuyalım:

" Küçük oğlumu oruca başlatmak üzere ramazanın başında sahura kalkmasını söylediğim zaman, bana şu cevabı vermişti:

" Ramazanın birinci günü oruç tutar da sonraki günlerde tutamazsam altmış gün oruç tutmak ( kefaret) gerekir. Onun için ikinci gün oruca başlayayım."

Çocuğu ikna edemedim. Okulda, arkadaşlarından veya hocasından öğrenmişti. Ama okul kitaplarında böyle yanlış bir hüküm yoktu. Kitap dışı bilgilerden kaynaklanmış olabilir.  Bazı cahil ve gafiller bunun gibi kitap dışı yanlış bilgileri hem kitaplarına geçiriyor hem de vaazlarında anlatıyorlar. Böylece bir yanlış yazılınca kitap bilgisi oluyor ve düzeltilmesi de zor oluyor.

Kur'an'da ve sağlam hadiste oruç tutamamanın kefareti olmadığı gibi oruç bozmanın da kefareti yoktur. Kur'an'da yeminini bozana kefaret geçtiği halde, oruç daha önemli sayılırken orucu bozana Kur'an'da kefaret olmaması karşılıksız bırakılmış olduğu anlamına gelmez.

Bozduğu orucun başka bir günde veya günlerde tutulması en uygun ve makul karşılıktır. Çünkü, bu güne karşılık altmış gün tutmak Allah'ın ceza kanununa terstir. Ceza kendi cinsi ile misli ( eşiti) ile ödenir.

Yeminde misil yoktur. Kur'an'da, ceza suçun cinsinden olursa mislinden fazla olamaz, kuralı vardır. Yanlış bir kıyas ( benzetme) ile zihâr hükmünü burada da uygulamışlardır.

Âlimlerin ve fakihlerin orucu kasten bozmaya kefaret cezası vermeleri yanlıştır. İnadına, oruca aldırış etmeden, hakaret edercesine, onu küçük görürcesine orucunu bozmak kefaretle giderilmez, ancak  tevbe ile affedilir.

Tövbe kefaretten daha büyüktür. İnsanın, sebebi ne olursa olsun, küçük veya büyük bir mazeretten dolayı orucunu bozması kefareti asla gerektirmez, yalnız gününe gün tutar." ( Kur'an'a Göre Araştırmalar, Prof. Dr. H. Atay, sayfa 40-41)

Hal böyle iken, illada bu konu üzerinde direnmek, hocaların; kendilerinin tutmadığı, riayet etmediği altmış bir gün orucu, diğer insanlara tavsiye etmeleri abesle iştiğal değil midir?

Çünkü, dini emirlerin ana kaynağı Kur'an olduğuna göre, diğer şeylerin Kur'anî emir yerine anlatılması, mutlak surette olmazsa olmaz şeklinde üzerinde durulması doğru bir yaklaşım değildir.

Netice olarak;

Orucunu kasten bozmuş bir insan, bir Müslüman; hesabını Allah'ına kendisi verecektir.. Onun nedamet duyması, tevbe istiğfar etmesi, ağlaması, sızlaması, vicdanının sesini dinlemesi daha önemli değil midir?

Diğer taraftan, orucunu kasten bozan kişi; büyük günah işlemiştir. Ama, katillik derecesinde bir suç işlememiştir. Çünkü, cinayet işleyen kişiler; tüm cezalarını ödedikten sonra, bir de, işlemiş olduğu büyük suçtan ötürü, altmış gün kefaret orucu tutacaktır..

Kasıtlı oruç bozan kişiyi, cinayet işleyen kişi ile aynı kefeye koymak, yanlışın yanlışı olacaktır!.. Birisi, bir cinayet işlemiş, bir insan öldürmüş, diğeri de, Allah'ın emrettiği orucu bozmuştur. Cinayet işleyenle ilgili Kur'an'da emir var iken, oruç bozan ile ilgili her hangi bir emir bulunmamaktadır.

Bu tür hususları, mev'izeciler, kıssacılar, öykücüler, dini hikayeciler anlatmaktadır. Bilhassa, ülkemizde, küçük küçük cemaatler bulunmaktadır ki, onların başlarında bulunan hoca misillu kişiler, Kur'an yerine kendi düşüncelerini, ezberledikleri hikayeleri ballandıra ballandıra halka izah ederler ve dinleyenlerin beyinlerini mefluç ederler.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık