Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

KUR'AN'I, ANLAŞILAN DİLDE OKUMAK!..

" Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden ( kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. ( Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor ( da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.) ( Fussılet sûresi, âyet 44 )

Aziz kitabımız Kur'an'ı Kerim; Arapça olarak vahyedilmiş, öylece de okunmaya devam edilmektedir.. Ancak, günümüz dünyasında, Arapça tahsili olmayan Arapların bile Kur'an lisanını  anlaması zor, gayet müşkildir.

Bazı kelime yapılarında anlama durumu olursa da, genelde bütünüyle, Kur'an'ı anlamaları, izah etmeleri mümkün değildir. Hal böyle olunca,

Milletimizin, Kur'an'ı anlamaları hiç olmamış, ne emrettiği, neler buyurduğu anlaşılamamıştır. Tabii ki, mesleki bilgi sahiplerinin, Kur'an okumaları, anlamaları mesleklerinin gereğidir.  Onun içindir ki,

Ramazan mukabelelerinde, sair zamanlarda okunan hatimler de, Kur'an'ın anlaşılarak okunması kat'iyyen düşünülmemiş, maksat olarak, sadece okunan Kur'an'ın ölülere hediye edlmesi hesap edilmiştir.

" Kur'an'ın anlattığı İslam'ın yaşanması için yapılması gereken en temel faaliyet Kur'an'ın,  dini yaşayacak toplumun diline çevrilmesidir.

Kur'an Arapça inmiştir ve orijinali Arapçadır. Fakat Kur'an'a göre Arapça, kutsal bir dil değildir. Kur'an, her kavme peygamberlerin gönderildiğini ve bu peygamberlerin kavimlerine kendi dillerinde mesajlar getirdiklerini söyler.

Tevrat Hz. Musa'nın kavminin dilindedir, İncil de Hz. İsa'nın kavminin dilindedir. Hz. Lut'un vahiyleri kendi kavminin dilindedir.  Hz. Nuh'unkiler de öyledir...

Bu mesajları kutsal yapan Allah'tan indirilmiş olmalarıdır ve bu mesajların hiçbiri Arapça değildir. Allah'ın mesajı Arapça yazılabileceği gibi Allah'a, dine karşıt sözler, putlara iltifatlar da Arapça yazılabilir.

Arapçayı Allah'ın özel dili, cennetin lisanı; Arapça harfleri Allah'ın özel harfleri, cennetin harfleri gibi gösteren mezhepçi zihniyete sahip kişiler, dinimizin kaynağı Kur'an'ın, Arapça bilmeyenlerce anlaşılmasını engellemişlerdir.

Fussilet Suresi 44 ncü ayetten Kur'an'ın Arapça olmasının sebebinin, Kur'an'ın ilk olarak Arap toplumuna hitap etmesi olduğunu anlıyoruz.

Kur'an, Allah'ın dini kendisiyle gönderdiği her elçinin dilinde hitap etme âdetinden dolayı Arapçadır. Araplara dinlerinin yabancı dilde bildirilmesi saçma olduğu gibi, Türklere de anlayabildikleri dilleri dışında bildirimde bulunmak saçmadır.

Türklere kendi dillerinde bildirim ancak Kur'an'ın çevirisi ile mümkündür. Daha önceden Kur'an çevirisinin okunmasına karşı mezhepçi çevrelerden gelen tepkilerin günümüzde oldukça azalmış olduğunu görmek sevindirici bir gelişmedir.

Fakat uzun bir dönemde, mezhepçi zihniyeti benimseyenler tarafından, Arapça bilmeyen Müslümanların Kur'an'ın çevirisini okumaktan mahrum edildikleri de unutulmamalıdır. Kur'an'ı anlamaktan insanları mahrum edenler, kendi yazdıkları ilmihaller gibi kitaplara ise insanları mahkum etmişlerdir." ( Uydurulan din ve Kur'an'daki din, say. 481-482)

Ne acı ki, bu aziz millet, bin yıllık süreçte, hep böyle anlamadan, anlaşılmadan Kur'an'ı okumuş, hatimler, hatta bin bir hatimler indirerek, kabirdeki ölülerini sevindirmeye (!) çalışmışlardır.

Milletimiz, Kur'an'ı okumuş, okumuş sonunda da, " el-Fatiha" diyerek ellerini yüzüne sürmüş, " Ya Rabbim!.. Ben okudum, sen kabul et, ölülerimizin ruhuna gönderdik, kabirlerini nur eyle " demekten başka bir faydasını görememiştir.

Son zamanlar da, Başkanlığımız, bu mevzuda, tamim üstüne tamim göndermekte, "Kur'an'ın Arapçasının yanı sıra, Türkçe Mealini de okuyun." diye, ama, ne çare ki, camilerimiz de, yeterince, istenilen şekilde tatbik imkanı bulmamıştır..

" Kur'an'da geçen kelimeler, kavramlar Kur'an'da geçmeden önce de Arapların kullandığı kelimeler, kavramlardı.

Kur'an'da " Allah" denildiğinde neyin kastedildiği, " domuz" denildiğinde domuzun ne olduğu, " miras" denildiğinde mirasın ne olduğu, " vasiyet denildiğinde vasiyetin ne olduğu biliniyordu.

Kur'an evvelden var olan kelimelerle geldi. Kur'an'ı okuyan bir kimse bu apaçık gerçeği rahatça kavrar. Kutsal olan Arapça veya kelimeler değil, Allah'ın bu kelimelerle, kavramlarla oluşturduğu Kur'an'dır.

Arapçayı kutsallaştırıp, dinin anlaşılmadan yaşanmasına sebep olanların düştüğü komik durumun bir örneği şöyledir:

" Arap Bedevi kadınları ellerinde defler, yanık sesle türküler söylüyorlardı. Türkülerin konusu da deve etinin lezzetiydi. Bu etin kebabının, haşlamasının, kızartmasının ne kadar lezzetli olduğu yanık yanık, makam içinde anlatılıyordu.

Töreni tertipleyen Osmanlı Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı Bey bir de gördü ki, hazır ol vaziyetinde olan Anadolu'nun aslan yapılı Osmancık Taburu'nun erlerinden bazılarının Arapça deve eti kasidesini dinlerken göz yaşları şıpır şıpır damlıyordu. İyi Arapça bilen Eşref Bey şaşırdı, bir ere:

" Oğlum ne ağlıyorsun?" diye sordu. Hazır ol vaziyetindeki Mehmetçik durumu değiştirmeden cevap verdi:  ' Kumandanım bakınız ne güzel Kur'an okuyor...'

Bu safa, pırıl pırıl yürekli Anadolu çocuğunun duyguları önünde gözleri dolan Eşref Bey dayanamıyor:

" Oğlum o bedevi kadınları kendilerine dağıtılacak olan deve etinin lezzetini anlatan kasideyi  makamla okuyorlar, sil göz yaşlarını..." ( a. g. e. sayfa, 482-483)

Netice olarak;

Millet olarak, dilimizin, Türkçemizin kıymetini bilelim. Arapça, güzel hoş bir lisan. Ama, millet olarak, Türkçemiz de binlerce yıllık bir lisandır.

Talihsizliğe bakınız ki, kos koca İmparatorluk dönemi, Arapçanın, Farsçanın ağır basması ile, başlar üstünde tutulması ile bitmiş, sona ermiştir.

Oysa, Türkçemiz ise, bir köylü lisanı, mahalle dili olarak anılır olmuştur.. Tarih okuyanlar iyi bilirler. Ahmet Vefik Paşa, Bursa valisi iken, köylere gezmeye çıkar.

Bir köye uğradığında, halk kendisini karşılar. Kimi Ermeni uyruklu, kimi Yahudi, kimi de Rum uyrukludur. Arka  sıralarda, boynu bükük, sefil, perişan bir vatandaşa gözü takılır paşanın.

" Oğlum, sen kimsin? Hangi uyruktansın, adın nedir?" diye sorar. Adamcağız, ezile, büzüle, " Efendim! Bendeniz , köleniz Türk'üm" der. Bunun üzerine, Paşa üzülür ve: " Evladım!.. Bende Türk'üm!.." der.

Bu açıdan, Kur'an'ı anlayarak okumalı, emirlerini yaşamalıyız. Ayetlerin, siyak-sibakına ancak böylece vakıf olabiliriz. Aksi takdirde, bin yıldan bu yana olduğu gibi , bundan sonra ki, zamanları da Kur'an'ı anlamadan, başımızı sallayarak okumaya devam etmiş oluruz.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık