Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

KUR'ÂN'IN; ATALARIN DİNİ ALTINDA ELEŞTİRDİĞİ DÜŞÜNCE GELENEKLERİ!..

" Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz ( dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? halbuki biz size inanacak değiliz!.

" ( Yûnus Sûresi, âyet 78 ) Üzülerek, kahrolurcasına yazmaktayım ki, atalarcılık, dedelercilik, ninelercilik gelenekleri, Kur'an'ı farklı anlamakta, ona yapay, suni kutsallık atfederek, bez kılıflara, süslü, püslü kaplara kapatarak duvarlara, yükseklere, vitrinlere hapsetmektedir Akabinde de, kendi beşeri düşüncelerini, uydurmalarını, düşünsel ürünlerini devreye sokarak, işte, " din, inanç budur" diye kitleleri kandırmaktadırlar!.

Gelenekçilerin, adetlerine, törelerine, insani hallerine kimler karşı çıkarsa, hemen cevabını almakta, " dinsizlikle" " imansızlıkla" " kafirlikle" suçlamaktadırlar Hem de, acımadan, insaf etmeden, vicdan azabı duymadan suçlamaktadırlar!.

İsterseniz, sözün burasında hemen sayın Hüseyin Atay hocamıza kulak verip, onun tarihi sözlerini birlikte okuyalım: " İnsanoğlunun, tarih boyunca ve günümüzde Allah ile kendi arasına koymuş olduğu aracılar iki grupta toplanabilir Biri, canlı varlıklar, ki bunlar, insanların kendi içinden veli saydıkları, Allah'la dostluk ilişkileri olduklarına inandıkları insanlardır.

Diğeri ise cansız varlıklardır Bunların içine türbeler ve türbelerde yatanlar ve diğer maddi varlıklar, putlar girer Oysa İslam dini, insan ile Allah arasında her türlü vasıtayı kaldırmak amacını gütmüş ve bu amaç hâlâ yürürlükte ve devam etmektedir.

Buna rağmen İslâm Dünyasının, ikinci putperestlik ve modern çağ cahiliye devresini yaşamakta olduğu müşahade edilmektedir Bundan kastedilen iki türlü mana anlaşılacağı ileri sürülmektedir Biri, Allah'tan bir şeyi talep ederken başka bir şeyin ( türbenin, yerin, şahsın) yanında ve onun vasıtasiyle istemesidir.

Halbuki, doğrudan, kimsenin yanında olduğunu hesaba katmadan Allah'tan dilemek ve başkasının sözüne, Allah'ın sözünden daha çok önem vermektir Bunun izahı şöyle yapılıyor: Kur'an-ı Kerim'de olana uymayıp başka bir insanın sözüne uymaktır Böylece Kur'an-ı sanki sırtının ardına atmış oluyor.

Kur'an'ın cildine önem verse ve hürmet etse bile, din ve ruh bakımından değil, bu aracılar vasıtasıyla maddi bakımdan da istismar edilmektedir, ve Allah'tan uzak kalmaktadır Müslümanların türbelere, kâhinlere, şeyhlere gösterdikleri ibadet derecesinde saygı veya aşırı saygı, bazı kez de ibadet sayılması gereken itaatı şimdilik bir yana bırakarak Kur'an-ı Kerim'e olan saygıya temas etmek istiyoruz" ( Kur'an'a Göre Araştırmalar V, H.

Atay, sayfa 134-135) Benim, en çok da dikkatimi çekmekte olan bir yanlış husus bulunmaktadır Ülkemiz de, sayısız din, Kur'an bilginleri bulunmaktadır Hamdü Sena olsun ki, bu Kur'an insanları, aziz kitabımız Kur'an'ı inceleyip, araştırıp tetkik ederek bizlerin okumasına, faydasına sunmuşlar ve sunmaktadırlar!.

Örneğin, Cumhuriyet tarihimiz de, Elmalılı Hamdi Yazır, Ahmet Hamdi Akseki, Ömer Nasuhi Bilmen, Rifat Börekçi, Lütfi Doğan'lar, Ali Bardakoğlu, Tayyar hocamız, Dr Fahri Demir, Hüseyin Atay, A.

Aziz Bayındır, M İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Sait Hatipoğlu, Said Çekmegil, Müftü Habip Erzen, Ercüment Özkan, Y N.

Öztürk vb binlerce ilim namına isimleri tarih olmuş isimler bulunurken, bunların etraflarında kaç bin kişi bulunmaktadır? Hatta, bazı zamanlar olmaktadır ki, bu isimler, bir kısım cahil, cühela insanlar tarafından tekfir edilmekte, reformist olarak nitelendirilmekte ve gıyaben de olsa haklarında iyi niyet , müsbet kanaatlar gösterilmemektedir!.

Niçin ve neden? Halbu ki, bu isimler, bizlere Kur'an yolunu göstermişler, Sıratı Müstakim yolunu işaret etmişler, aydınlatmışlar, yanlış Kur'an düşüncemizi değiştirmiş, asıl olan Hak yolunu tarif ettikleri halde, niçin böylesi kahramanlar millet bağrına basılmamakta, kucaklanmamakta ve elleri öpülmemektedir? Oysa, İstanbul'da olsun, ülkemizin diğer yerlerinde olsun bir kısım ilimsiz, Kur'an'sız, Kur'an'dan bihaber yaşamış ve yaşayan şeyh, üstad, mürşid, gavs, kutup (!) ünvanlı insanlara tapılırcasına saygı gösterilmekte, bağırlara basılmaktadır? Bana kalırsa, ortada bir yanlışlık olsa gerektir! O yanlış da nedir biliyor musunuz? Kur'an insanlarını anlamamak, onların dünyasına girmemektir!.

Yine, H Atay hocamızı dinleyecek olursak: " Bizim, Kur'an'ı Kerim'in kalıbına ve kılıfına ve kapağına gösterdiğimiz hürmeti, onun manasını anlamaya da göstersek, gayret göstermeğe çalışsak ve önem versek kanaatımca yalnız iyi bir Müslüman olmakla kalmayıp, Müslümanların da önderi olurduk.

Müslüman olmak birinci derecede en yüce şereftir Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de " Muttaki Müslümanların ( iyi müminlerin) önderi olmaya teşvik ediyor ve kendisinden böyle bir istekte bulunmayı emrediyor" ( Furkan, 74) İnsanoğlunun iki özelliği vardır.

Biri gayesine ve emeline kolay ulaşmak, ikincisi, bir husus da tatmin olduğu ve doyuma ulaştığı zaman o hususta her şeyi yapmış olduğuna kanaat getirmektir Kur'an'la ilgili olarak bu iki hususa bir göz atalım Kur'an-ı okuyup anlamak zordur.

O halde onu sadece düşünmeden papağan gibi, günümüzde teyp gibi, okuyup geçmek daha kolaydır Onun için, Kur'an hep ölüler için okunmaya başlamış ve ölülere sevap kaynağı olmuştur Ölüler için okunduğu zaman sevap olmadığını düşünen ve söyleyen nerde ise, taşlanacaktır.

Burada iki grup insan yardımlaşmakta ve sevabı olmayan Kur'an okumakta birbirine destek olmaktadırlar Biri, ölüler için Kur'an okuyup para kazanan, diğeri ise, kendi ölüleri için Kur'an okutanlardır Biri para kazanmayı düşünüyor, öbürü de dini bakımdan tatmin olmayı, ölüsüne karşı bir dini görevi yerine getirmeyi hesap ediyor.

Onu yaptığı zaman ölüsüne borcunu ödediğini sanıyor Aslında, böyle olup olmadığını gerçek din alimlerinden ( din görevlisi, din adamından değil) sorup öğrenmiyor Parasının boşa gidip gitmediğini hiç düşünmüyor.

Sarhoş nasıl ki garsonun getirdiği hesaba bakmadan faturayı ödüyorsa, ölüsünün verdiği üzüntüyü de böyle bir hatimle geçiştiriyor, demektir Şartını haiz olmayan bir okumanın sevabı olmaz" ( H.

Atay, sayfa 136-137) Netice olarak; Milletimiz de, Kur'anî anlayış da bir çarpıklığın var olduğu gözler önündedir Bizdeki, 21 yasin, 40 yasin , hatim okumaları, ölüye mevlid, bin bir hatim yarışları, Peygamberimiz ve sahabe devrinde olmayan tatbikatlardır Ücretli Kur'an okuma sektörü, hatta ( bağışlayın) mezarlıklarda balonlara Kur'an okuyup doldurma, şişirme seansları tarihin, insanlığın, Müslümanlığın yüzünü kızartmakta, Kur'an karşısında bizlerin yüzünü şekilden şekile sokmaktadır.

Vallahi, ücretli Kur'an okuma örgütleri, çeteleri benim gibi insanların bu tür yazılarına ateş püskürmekte, yumruklarını sıkmaktadırlar!.

Çünkü, para, ücret, pazarlık, sermaye büyük boyutlara ulaşmış durumdadır Şu anda, bu örgütün önüne geçmek, "Dur!" demek hiç bir kimsenin hakkı ve selahiyeti değildir Vallahi, hırs, tama, kazanç peşinde koşmak, karşı çıkan insanları silindir gibi ezecektir!.

Geriye bir çıkar yol kalmaktadır!.

Müslümanların aydınlanması, bilgi sahibi olmalarıdır! Şayet olabilirlerse?.

Selam ve dua ile.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık