Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

MEKKE'NİN FETH-İ VEYA FETH-İ MÜBİN!..

" Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.

" ( Fetih sûresi, âyet 1 ) " Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir" ( Fetih sûresi, âyet 2) " Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.

" ( Fetih sûresi, âyet 3) Geçmişte ve gelecekte günahtan uzak bulunan Peygamber'e tamamlanan ilâhî nimet, Mekke ve Taif'in fethi, dünyada şerefinin yüce kılınması, yardım ve zafere nâil olması , baş kaldıranların boyun eğmesi şeklinde tecelli etmiştir Gerçekten Resulullah (sav) Allah'ın habibidir, önceki şeriatları tamamlamış ve düzeltmiştir Miraca nâil olmuş, en yüce makamlara kadar yükselmiş, ins ve cinne peygamber olmuş, ganimet kendisine ve ümmetine meşru kılınmış, şefâati makbul olmuş, teşehhüdde, ezanda ve Kur'an'ın bir çok yerinde Allah ile birlikte anılmış, ona itaat Allah'a itaat sayılmıştır.

Kelime-i Tevhid'in iki rüknünden biri olmuş, böylece kendisi için bütün nimetler tamamlanmıştır Bu mukaddime türü yazımdan sonra, ana mes'eleye başlayacak olursam, Mekke'nin fethinden, Kâbe'nin içerisinin putlardan nasıl temizlendiğinden, Mekke'li müşriklerin onca eziyetlerine, cefalarına rağmen, fetih gününde, Resulullah (sav)'in onlara karşı nasıl tavır takındığından söz edeceğim Malumdur ki, Resulullah (sav); Mekke'den Medine'ye sahabe-i kiramla, hicret etmezden önce, tarihin en büyük eziyet ve cefalarını, hainliklerini, sıkıntılarını, ıstıraplarını yaşamışlardır Bir kere, özgürce Kâbe'nin içerisinde ibadet etmesine, tavafını yapmasına müsaade edilmemiş, ettiği zamanlarda da, onun mübarek sırtına deve işkembesi geçirecek kadar azgınlaşmışlar, en yakın amcası Ebu Lehep ve karısı tarafından bile akıl ve idrak dışı çilelere maruz bırakılmıştır.

Resulullah (sav) kendine iman etmiş bir avuç Müslümanlar, aç kalmış, kız alınıp verilmemiş, defaetle Habeşistan'a hicret etmelerine maruz bırakılmışlardır Ölümle tehdit, yakın takibe alma, Taif'te taşlanması, İslam davasının önünü kesmek için son çarede, onu öldürmek için evini abluka altına almışlardır Alemlere rahmet olarak gönderilen, Hz.

Muhammed (sav), son çare olarak arkadaşlarını peyderpey Medine'ye hicret ettirdikten sonra kendisi de, en yakın arkadaşı ve kayın pederi olan Hz Ebu Bekir (ra) ile birlikte Medine'ye hicret etmiş, gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etmiş ve: " Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım" der.

Ama, takdiri İlâhîye bakınız ki, aziz peygamber (sav), hiç bir zaman ümitsiz olmamış, hayal kırıklığı, yılgınlık gibi bir hali kesinlikle yaşamamıştır Onun, yüce hedefini, ne Bedir harbi, ne Uhud, nede Hendek harbi etkilememiş, azmi, iradesi tüm bu olaylar, kıtaller karşısında daha kuvvet bulmuş, Hendek harbi esnasında, kırılmayan kayaya balyozunu indirirken, tüm geleceği, fetihleri bizzat görürcesine yaşamıştır.

Ya Hudeybiye antlaşması? " Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler.

Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.

" ( Fetih sûresi, âyet 10) Ayeti kerime; Kureyş ile Müslümanlar arasında yapılan on yıl süreli Hudeybiye antlaşmasına ve bu antlaşma sırasındaki biat olayına işaret etmektedir Şöyle ki; Hicretin altıncı yılında Resulullah (sav), umre yapmak için 1400 Müslümanla Mekke'ye doğru yola çıkmıştı Fakat Kureyş, müslümanları Mekke'ye sokmak istemediğinden önlerine bir birlik çıkarmış, Hz.

Peygamber de vâdilerden sapıp Hudeybiye'ye gelmişti Savaşmak niyetinde değildi Anlaşmak için Hz.

Osman'ı Kureyş'e elçi olarak göndermişti Hz Osman'ın dönüşü gecikince , Resulullah (sav), bir ağacın altına oturarak ashâbından, Osman öldürülmüş ise ölünceye kadar savaşacaklarına dair söz almıştır.

Onlar da Hz Peygamber'e biat edip bu sözü vermişler, sonunda Hz Osman gelmişti.

Tabii ki,Hudeybiye antlaşması, Mekke'nin fethini ta o zamandan gösteriyordu ama, Hz Ömer (ra) gibi sahabe-i kiram, hemen kılıçlara davranmayı, ne pahasına olursa olsun, Mekke'ye gitmeyi istiyorlardı Halbu ki, ileri ki zamanlar da, Hz.

Ömer (ra) Hudeybiye'deki, şahsi tutumunu , davranışını kınamış, çok çok tevbe-istiğfar ettiğini bizzat söylemiştir! Şimdi, şu önemli alıntımızı birlikte okuyalım: " Bu olay Hz.

Ali'nin asr-ı saadetten bin yıllar öncesinde yaşanan ve Kur'an'da bize aktarılan Hz Yusuf kıssasını nasıl güncelleştirildiğini, dolayısıyla Kur'ân'ı nasıl çağına taşıdığını örnekliyor Mekke'nin fethinden bir süre öncesindeyiz.

Peygamberimizin süt kardeşi Ebu Süfyan bin Haris ( Mekke'nin reisi Ebû Süfyan bin Harb'le karıştırılmamalı) ticaret maksadıyla Şam'a gider-ki kendisi, Hz Muhammed (s) peygamberlikle görevlendirildiğinde Mekke müşrikleri gibi ona karşı durmuş, onu reddetmişti.

Hz Peygamber de süt kardeşinin bu tutumuna, anlayışsızlığına çok üzülmüştü Orada Rum Kayzeri ile görüşür.

Kayzer dahil herkesin Hz Peygamber'den ve onu davetinden çokça söz ettiğine şahit olur Sonra durup düşünmeye başlar, sıradan bir Mekkeli gibi yanı başındaki insanın sözlerini kale almadığına, onu anlamaya çalışmadığına hayıflanır.

" Onlar bir yol tutup gittiler, biz de o yolu tutup gittik" der Oysa Mekke'den fersah fersah uzaklardaki bu yerlerde herkes Muhammed'den ve onun risaletinden söz etmektedir Bu arada Hz.

Peygamber'in konumu da giderek güçlenmiştir Yaptığı bu öz eleştiri ve nefis muhasebesi, nihayet Müslüman olmaya karar vermesiyle sonuçlanır Mekke'nin fethine saatler kala, yanına oğlunu da alarak Medine'ye yönelir.

Yolda İslam ordusuyla karşılaşır Hz Abbas'tan aracı olmasını ve Peygamber'in kendisiyle ilgilenmesi için ricada bulunmasını isteyince İbn Abbas " Peygamber'in yüz çevirdiği insana ben değer vermem" cevabını verir, Belli ki, Peygamberimiz Ebû Süfyan'a çok kırgındır ve belki de onun Müslüman olmak konusundaki kararının kesinlik derecesini test etmektedir.

Ebu Süfyan bu kez Hz Ali'ye vararak, aracı olmasını ister Hz.

Ali de " Peygamberin yüz çevirdiğine ben değer vermem" diyerek reddeder Sonra Hz Ebubekir'den de aynı tepkiyi alır.

Hz Ömer'e gitmeye cesaret edemez Nihayet, Hz.

Peygamber'in çadırının önünde, sıcak güneşin altında, O kabul edinceye kadar oğluyla birlikte aç-susuz beklemeye karar verir Hz Ali, Ebû Süfyan b.

Haris'in samimiyetini görünce yanına yaklaşıp Yusuf Sûresinin 91 âyetini okumasını ister Yusuf'un kardeşlerinin onu tanıyıp da yaptıklarından pişmanlık duyduklarını ifade eden âyeti: " Dediler ki: Allah'a yemin olsun ki, seni Allah bize üstün kılmıştır.

Doğrusu biz büyük bir hata/suç işlemiştik" Yani Hz Ali, Ebû Süfyan'ın kendisini Yusuf'un kardeşleri ile özdeşleştirerek kesin bir tevbe de bulunmasını ister.

Ebû Süfyan b Haris âyeti aynen okur Peygamber (as) bunu işitince tebessümle ona döner ve Yusuf'un ağzından şu ayetle ( Yusuf/92) mukabelede bulunur: " Yusuf dedi ki: Bu gün size bir kınama, bir ayıplama yok.

Allah sizi bağışlayacaktır ve o merhametlilerin en merhametlisidir" ( hadisdersleritr.

gg/HKırbaşoğlu) Mekke'de işlenmiş cürümler, kötülükler, eziyetler ve işkenceler tamamen unutulmuş, onun yerini hoşgörü, sevgi, merhamet ve iyilik almıştır.

İslam ordusu, şanla, şerefle, izzetle Mekke'ye giriyordu Resulullah, Allah'a çok çok hamdü senalar ediyor, devesinin üzerinde mütevazi, gurur ve benlikten uzak bir şekilde Mekke'ye teşrif ediyordu Kâbe'de okumuş olduğu hutbesinde, Mekke'lilere şunları tavsiye ediyordu.

1- Ebû Süfyan'ın evine sığınanlar, 2- Kâbe'ye sığınanlar, 3- Evlerine çekilenlerin canlarına her hangi bir kötülük gelmeyecektir Kâbe'yi ziyaret ederek, içerisindeki putlara vurur düşürürken, " Ve de ki: " Hak geldi, batıl yok oldu: gerçekten batıl pek zavallıdır" ( İsrâ : 81) âyeti kerimesi nazil oluyordu.

Netice olarak; " Feth-i Mübin", İslam tarihinde parlak bir sayfanın açılması, tüm Müslümanların da kıyamete kadar o fetihle tefahür duyması, mutlu olması demektir Halid bin Velid'in Mekke'ye giriş yapmış olduğu mıntıkada , bir çatışma vuku bulmuş, iki Müslüman, müşriklerin ok yağmuru neticesinde şehid olurken, 13 tane de müşrik cehenneme zümera olmuştur Onun içindir ki, gönlümüz şunu istemektedir: Mekke'nin fetih yıl dönümleri, Hristiyan aleminin Yeni Yıl kutlamalarına rast gelmektedir.

Tabii ki, herkes, kendi örf ve ananelerini, kültürlerini yaşayacak, ancak, İslam dünyasından beklenen, o günlerde, Mekke'nin fethini, konuşmaları, tetkik etmeleri, panel, sempozyum ve konferans tertip ederek, bilgi sahibi olmalarıdır Camilerimiz de, Mekke'nin fethi, Resulullah (sav)'in, fetih süresince ve fetihden sonra izlemiş olduğu strateji, metod, hoş görü vb hususlar belleklere, zihinlere iyice nakşedilmelidir.

Beyinlere, kalplere kazınsın ki, dünya insanlığı Hz Mhammed (sav)'in nasıl bir kişilik, nasıl bir peygamber, nasıl bir insan olduğunu yakînen tanımış olsun!.

Rabbimiz! Milletimize, bu şuuru, bu ihlası lütfetsin!.

Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık