ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Merhametin Olmadığı Yerde İnsan Yoktur

                                                         " MERHAMETİN OLMADIĞI YERDE; İNSAN YOKTUR!.."
 
 
    " Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini ( infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 180 )
 
    Âyeti kerime içerisinde geçen " miras" kelimesi dolayısıyla tefsirlerde genellikle şu açıklamalar yapılmıştır: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ın mülküdür.
 
    Ondan yararlananlar, hep O'nun mülkünü birbirinden devralmaktadırlar; o halde, Allah'ın mülkünde cimrilik etmeleri ne kadar yanlıştır!
 
    Bir gün, herkes ölecek, ve malik olduğu şeyler üzerindeki mülkiyetini kaybedecektir; halbuki Allah bâkidir, mülk yine O'nundur.
 
    " Bir zamanlar " İslam gelecek vahşet bitecek", " sınırsız ve sınıfsız İslam toplumuna doğru" diye duvarlara yazı yazdığımız, eskilerde " mücahid" şimdilerde " müteahhit" arkadaşımız, " diri diri gömülen kız çocukları" âyetinin tefsiri sadedinde söylediğim " Tuzlada ölen işçiler" konusuna " bunun din ile ne alakası var" diye tepki veriyor.
 
    Dikkat: Kıyas-ı gayr-ı mükabil ( tefsirde yanlış kıyas/karşılaştırma) değil; bunun din ile ne alakası var! Bunu söyleyen Mevdudi'nin " Dört Terim"ini, Seyyid Kutub'un " İslam'da Sosyal Adalet"ini, Ali Şeriati'nin " İslam ve Kapitalizm" kitaplarını okumuş bir eski mücahid!..
 
    Artık bunlar öğrencilik yılları radikallikleri oluyor. Öğrenci evlerinin çay ve sigara dumanları arasında kalmış eski bir nostalji... Şimdi kariyerizm ve konformizm var; öyle ya artık onlar çok " ideolojik" şeyler ayol (!) Ona göre insanların zengin olmasının, mülk yığmasının, cipe binmesinin;
 
    Yoksulluğun, açlığın dinle alakası yokmuş. Bunlar bir takım ekonomik sorunlarmış. Din böyle şeylerle ilgilenmezmiş. İnsanların o özel hayatıymış, kimse karışmamalıymış. Din bir vicdan işiymiş, kul ile Allah arasına kimse girmemeliymiş!.
 
    "Kenz'i" ( yığmayı/biriktirmeyi), " tekasür'ü" ( çoğaltmayı/zenginlik yarışını) ve "istiğna"yı ( zenginliğini her şeye yeterli görme küstahlığını) Allah'ı ve ahiret gününü inkar etmekle ve tağutlaşmayla ilişkili gören bir Kitabın mensuplarını, kariyerizm ve konformizm bataklığı nasıl paçavraya çeviriyor görüyorsunuz, değil mi?" ( http://www.kuranihayat.com.ibrahim-sarmış
 
    Ne yazık ki, İslamı; dar çerçeveye mahpus edenler, sadece iman, namaz, oruç, zekat ve hac'dan ibaret görenler ve anlayanlar iyi düşünmelidirler!.. İslam; bunlardan ibaret  değildir!..
 
    Yüce İslam; ferdi baştan başa kuşatmış, onun her haline, her yaşantısına, sohbetine, konuşmasına, ailesine, evlenmesine, rızkına, güncel yaşantısına hakim ve hitap eden bir dindir!..
 
    İ. Sarmış hocamızın ifade etmiş olduğu gibi; gençlik yıllarımızda, köşe, bucak okumak için kitap arıyorduk!.. Kutup'ların hangisinin kitabını bulur isek, Mevdudi merhumun, Hasan el Benna'nın kitaplarına dört elle sarılıp, bitirmeden, notlar almadan bırakmıyorduk!..
 
    Merhum Seyyid Kutub'un " Yoldaki İşaretleri", beni mahvı perişan etmiştir!.. Çok insanımızı ettiği gibi.. Bir kere, iki kere, üç kere okuduğumu bilirim!..
 
    Süleyman Ateş hocanın tefsirini , iki defa okudum!.. Ayetler üzerinde inceleme yaptım!.. Hakikaten, Ateş hoca, geleneğin dibine bomba koymuş bir hocadır!.. Maalesef, toplum, okuma mevzuunda zayıf olduğu için, Süleyman Ateş hocayı layıkı şekilde anlayamamaktadır!..
 
    Diğer bir hususta, gençlikte okunan eserler; sonraki zamanlarda, mevki, makam sahibi olduktan sonra, sanki unutulup, bir köşeye atılmaktadır!.. Oysa, gençlik çağımızda; okumuş olduğumuz ilmi kitapların, heyecan içeren eserlerin vermiş olduğu aşkla, şevkle, yollara düşüyor, insanı kurtarma seferberliğine katılıyorduk!..
 
    Nerede bir düşkün var ise ona koşuyor, onu dinliyor, yapılması gerekeni yapmak için çaba sarfediyorduk!.. Ali Şeriati merhumun kitaplarını okuyup da, onun hayal etmiş olduğu İslam dünyasını yaşatmak için, neler yapılmazdı ki!..
 
    Şimdilerde, yine Ali Şeriati, İkbal, Akif, İzzetbegoviç, Fazlurrahman, ülkemizden M. İslamoğlu, M. Okuyan, eski devlet bakanı  M. Aydın, Diyanetten M. Şevki Aydın, H. Karaman, H. Atay,  Fahri Demir vb. hocalarımızı okuyoruz, lakin, gençlikte alışagelmiş olduğumuz heyecanı, umudu, azmi, coşkuyu bulamıyoruz!..
 
    Evet, okuduklarımızı pratize edemiyoruz!.. Yani, eyleme dönüştüremiyoruz!.. Örneğin; ramazan ayı içerisindeyiz!.. Mahallemizde din görevi hizmeti yapan din görevlisinin sizleri ziyaret ettiğini hiç gördünüz, duydunuz veya şahit oldunuz mu?
 
    " Merhametin olmadığı yerde insan yoktur" fehvasınca, diyorum ki, ideal din görevlisi bulamıyoruz!.. Herkes, gününü gün edip, bir an önce emekli olmayı düşünmekte, öylesi, mahallesinde, hasta , düşkün, fakir, fukara, sail, yardıma muhtaç kim vardır, kimler bulunmaktadır, hocanın hiç de umurunda değildir!..
 
    Demek ki, her şeyden önce , merhamet duygusunu, acıma hissini biz din adamlarına aşılamak, onların gönül dünyalarını bu duygularla, bu hislerle doldurmak ve donatmak lazımdır!..
 
    " R. İhsan Eliaçık'ın ifadesiyle " komşusu açken tok yatan bizden değildir" ( mümin değildir" diyen bir peygamberin günde kırk kez salavat getiricileri, " " iktidar ve mülkiyet" denilen o ilişkiye girince ne hale geliyorlar görüyorsunuz, değil mi?
 
    Çünkü tâ ilk başta, tefsir hocalarından dersler dinlerken, şeyhlerinden el alırken, üstatlarının kitaplarını okurken  Allah'ı, kitabı ve peygamberi açın ve yoksulun davası olarak görmediler.
 
    Hadi gördüler diyelim, ama bu hiç işlerine gelmedi. Hadi işlerine geldi diyelim, zamanla bundan nefret ettiler. Allah'ı açın, yoksulun, mağdurun ve mazlumun inleyen vicdanında değil; teoloji, kelam, tasavvuf, felsefe, fıkıh vs. vadilerinde dolanarak kariyer merdivenlerinde aramak işlerine geldi.
 
    Allah'a gücü ve zenginliği için taptılar. Eski Mısır'da gücünü ve zenginliğini yitiren Firavun'ların öldürülerek tanrılıktan düşürülmesi gibi, zenginlik ve kariyer getirmiyorsa Allah'ı ( dini, imanı) terk ettiler. Güç ve zenginlik neredeyse tanrıları oldu." ( http://www.kuranihayat.com/ibrahim-sarmiş)
 
    Netice olarak;
 
    Bilindiği üzere, yüce İslam; daima merhamet vurgusu yapmış, düşkünün, biçarenin, yardıma muhtacın yanında olunmasını, yetimin, öksüzün, dulun, şehid ve kimsesiz yakınlarının görülüp, gözetilmesini emir buyurmuştur!..
 
    Eyleme dönüşmemiş, sözden, laftan ibaret sözleri, kandırmaca, aldatmaca kabul etmiştir!.. Bu gün, Face'de, Hasan Karagüzel hocamızın bir yazısını okudum.
 
    Güzel bir konuya temas etmişlerdir.. Bulunduğu yerde, bir vaizi dinliyor, aynı vaizin aynı saatte cenaze namazı kıldırışına şahit oluyor.. Ve anlattıklarından, cenaze başındaki hikayesinden nefret ediyor..
 
     Yani, vaiz hocası, aydan mı gelmiş, uzaydan mı düşmüş bilinmiyor. Cenaze başında, Hz. Ebu Bekir devrindeki bir cenazeyi anlatıyor.. Cenazenin içine yerleşmiş bir yılanı konuşturuyor. Yılanın diliyle konuşuyor.. O kişinin, yani ölünün hayatta iken namaz kılmadığından falan bahsediyor..
 
    Aziz kardeşim!.. Siz bir Diyanet vaizisin!.. Yüksek tahsil yapmışsın ama, ama, ama, boşa yapmışsın demek içimden gelmiyor!.. Başkanlık, Müftülük; niçin bu tür insanları denetlemiyor, gözetim altında tutmuyor acaba?
 
    Aynı, yakın günlerde bir Profesörün " Namaz kılmayan hayvandır" sözünü söyleyip, o çirkin sözün altında boğulması, yok olması, ezilmesi gibi.. Demek ki!.. Fazla Üniversite açmak, fakülte isimli kuruluşlar meydana getirmek önemli değilmiş!..
 
    Önemli olan, kalifiye, kaliteli, akıllı, arı, duru, vicdan sahibi, donanımlı adam yetiştirmek önemli imiş!.. Yoksa, sıradan konuşanları dinlemeye mecbur isek, Cübbeli hazretine ne olmuştur? (!).. Döngeloğlu, N. Hatipoğlu beye, M. Karataş vb. bir hayli medya vaizleri bulunmaktadır!.. Eğer, dinleyeceksek, bunları takip etmek, bunların sıkmış oldukları palavraları dinlemek yeeirli olacaktı.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık