Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

"MÜRŞİDİ OLMAYANIN, MÜRŞİDİ ŞEYTANDIR" SÖZÜ, NE DEMEKTİR?..

" Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler," ( Furkan sûresi, âyet 30 ) Âyeti kerime de, Resulullah (sav)'in, Kur'an'a gereken değeri vermeyen, başka yön ve yöntemlere sapan ve hatta onunla alay eden kavminden yakınışı anlatılmaktadır.

Âyeti kerimedeki " mehcûran" kelimesi " kötü söz" anlamında da anlaşılmıştır Bu manaya göre, müşriklerin Kur'an hakkında onun sihir vb olduğu yönündeki ithamlarına, hücumlarına işaret edilmiş olur.

Şu şiirimi birlikte inceleyelim: Tevbe edelim: "Millî vahdet olsun, serapa her yer, Olmaz ise şayet, küffar milleti yer, Allah bunu söyler, Rasûl bunu der, Huzur diyarına, tevbe edelim x Özdemir, Özdemir, söyler söylersin, Nefsinde tatbikat, yapsan neylersin? Süslü kelimeyle, şiir peylersin, Ehl-i Hak olmaya, tevbe edelim" ( Ş.

Özdemir ) Evet, İlah olarak ancak ve sadece Allah'a iman eden, kitap olarak aziz Kur'an'ı baş tacı yapan, yüce dinimizi ancak ve ancak sadece Allah'a özgeleyen, halis ve muhlis kul olarak yalnız O'na ibadet eden, başka her hangi bir aracıyı, himmetçiyi, şeyhi, üstadı araya sokmayan ve de takmayan inanmış, iman etmiş muvahhid kullar olmak mecburiyetindeyiz! Talihsizliğe bakınız ki, on asırdır aziz milletimiz, Kur'an Müslümanlığının karşısına paralel bir din simsarı, taciri, aracısı çıkarmayı marifet bilmiş, Allah'a ulaşmak, ona yakın olmak için bu tür aracıların ellerinden, eteklerinden öperek, perestij derecesinde onun karşısında saygılı olmuş ve önünde eğilmiştir!.

Niçin ve neden? " Peygamberimiz'in tek mürşit olduğu, dini konularda tartışılmaz tek otorite olduğu dönemde İslam'ın tek kurumu cami idi İbadetler, eğitim ve hizmet tüm yeryüzüne yayılan bir faaliyetti, kurum olarak ise bu faaliyetlerin merkezi camiydi.

Peygamber'in sağlığında, hatta dört halife döneminde cami dışında tekke, dergah, zaviye gibi başka kurumların oluşturulmadığı; bu tekke ve dergahların üyeleri tarafından bile kabul edilir İlk tekkenin hicri 150- miladi 760 yılları civarında Şam yakınlarında kurulduğu kabul edilir Fakat tekkelerin yayılması yüzlerce yıl sonraya rast gelecektir.

Pek çok tekkenin akademisi, askeri hizmet, hatta hastaların tedavisi gibi bir çok güzel hizmette kullanıldığı; Müslümanlar'ın Allah sevgisinin gelişmesi ve iyi ahlaklı kâmil Müslümanlar olmaları için önemli katkılarını bulunduğu da bir gerçektir Fakat bu geleneğin içinden gelen önemeli bir isim olan Kuşadalı İbrahim'in deyimiyle; gün gelip de kimi tekkelerin " kerhaneye ve meyhaneye dönüştüğü", Kur'an'ın emir ve yasaklarıyla alakası olmayan binlerce tören ve uygulamanın din adına bu tekkelerde gerçekleştirildiği de ayrı bir gerçektir Tüm bu olumsuzlukları tespit eden Kuşadalı, yanan tekkesinin yerine yenisini yaptırmamış ve asırlarca yaşayan tekkelerin kapanması gerektiğini ve tüm yeryüzünün adeta bir tekke gibi kullanılıp, Peygamberimiz zamanındaki gibi cami dışında bir dini kurumun bırakılmamasını, Kur'an dışındaki virdlerin ve tarikatların özel dualarının yerini Kur'an'a ve Kur'an'da geçen dualara bırakmasını savunmuştur.

Tekkelerin ortaya çıkışı hicri 150'ler olarak kabul edilse de, bu günkü manasıyla bildiğimiz tarikatların kurumsal yapılar olarak ortaya çıkışı hicri 600'ler civarındadır Kurumsal karaktere sahip olduğu kabul edilen ilk tarikat Kadiriliktir, kurucusu Abdülkadir Geylani, hicri 562'de vefat etmiştir Diğer bir kaç örnek şöyledir: Rifailik, Ahmet er Rifai, vefatı hicri 578; Bektaşiye, Hacı Bektaş Veli, vefatı hicri 669; Mevleviyye, Mevlana Celaleddin Rumi, vefatı hicri 672; Halvetiyye, Ekmelüddin el Halveti, vefatı hicri 750; Nakşibendiyye, Bahauddin Nakşibend, vefatı hicri 791.

" ( tektanricom) Aslında, proğramımda, şeyhlik, müritlik, tarikat, tekke, dergah, mürşidizm, keramet, velilik, evliyalık vb hususlar olmamasına rağmen, dünkü gün, Gaziantep İl'imizden adresime mesaj atan bir hanım efendinin ısrarla mes'eleyi sorması üzerine, konuyu gündeme aldım ve bu konuyu bir kaç gün yazacağıma söz verdim.

Hayatım süresince, görevim esnasında falan, hiç bir zaman, bir şeyh efendi ile, müritle, mürşidle (!), üstadla, tarikatçı ile, veli ile, evliya geçinen ile görüşmeyi, sohbet etmeyi, halkasına oturmayı düşünmedim, aklımın kenarından bile geçirmedim, sürekli mesafeli hatta eleştirel durumda kalmayı yeğledim Çünkü, merhum Kuşadalı'nın da ifade ettiği gibi, tekkeler, zaviyeler, dergahlar ve kendilerini mürşid, veli, evliya zanneden kişiler sos vermiş olduğu için, bu tür organizasyonlara katılma imkanım olmadı ve olamazdı Bilhassa, son zamanlarda, her yerleşim biriminde görmüş , duymuş ve şahit olduğum Kur'an'sızlık fiilleri, kitleleri, hanım olsun, erkek olsun " el alma" bir tarikata bağlanma , bir şeyhin eteğini öpme şeklinde ortamda dolaşmakta olan zavallılıklar, hatta, el almayanları, mürit olmayanları, cehennemle korkutmalar benim midemi bulandırmaktadır.

" Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" sözü, inanan, okuyan, araştıran, tetkik eden insanları tiksindirmektedir GAntep'den beni arayan hanım kardeşimiz de, müridler ve şeyhlerin elemanları tarafından korkutulmuş, cehennemde yanmakla, yakılmakla, ebedi cehennemlik olmakla tedirgin ve rahatsız edilmiştir.

Nasıl bir ortam ve alemde yaşamaktayız değil mi? Milletin birlik ve beraberliği uğruna bizler çırpınırken, hocalarımız, vaizlerimiz, Müftülerimiz " Aman ha! dağılmayın" diye nasihatlarda, tavsiyelerde bulunurken, ne yazık ki, dün olduğu gibi bu günde, camilerimize karşı altarnatif toplanma, ibadet merkezleri, zikir alanları, ayin mıntıkaları hazırlanmakta, buraların cemaatle doldurulması için de, çalışmalar yapılmaktadır! " Ey iman edenler! ( Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve ( insanları) Allah yolundan engellerler.

Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!" ( Tevbe sûresi, âyet 34 ) Netice olarak; Bilindiği üzere, Yahudi hahamları ile Hristiyan râhipleri Mukaddes Kitaplarındaki âyetleri dünya menfaatı, yani çıkarları için, rüşvetleri için ya değiştiriyorlar veya hükümlerini elde ettikleri faydalar doğrultusunda yorumluyorlardı Özellikle Resulullah (sav)'in peygamberliği ile ilgili ayetleri tahrif ettiler Onun içindir ki, yukarıda arzetmiş olduğum Tevbe suresi 34 ncü ayeti kerime, bunların rezilliklerine, taşkınlıklarına temas etmektedir.

Ayrıca altın ve gümüşü veya nakit parayı ya da malı biriktirip de zekâtını vermeyen, infakda bulunmayan hayırlı, faydalı, yararlı işlerde kullanmayanların ahirette şiddetli azap ile ceza göreceklerini de haber vermektedir Dolayısıyla, G Antepli hanım kardeşim, bunlardan çekinmesinde, korkmasında çok çok haklıdır!.

Şeyhe asker yetiştirmek, şeyhin çıkarı uğruna insan toplamak hakikaten korkutmaktadır!.

Bu tür organizasyonlar, önce saf, masum insanları cehennemle tehdit etmekte, sonra, şeyhsiz ibadetlerin, tevessülsüz ubudiyetlerin makbul olmayacağını her halükarda dile getirmektedirler! Bunlardan kurtulmak, rahat yaşamak, huzurlu bir şekilde Allah'a kulluk yapmak için, Kur'an Müslümanı olmaktan başka çaremiz yoktur!.

Bu tür yazılarım, bir kaç gün devam edecektir!.

Selam ve dua ile Şerafettin Özdemir .


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık