ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

MUHYİDDİN ARABİ VE VAHDETİ VÜCUD FELSEEFESİ!..

" De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiç bir dengi yoktur. " ( İhlâs sûresi, âyetler 1-2-3-4)

Muhyiddini Arabi ve tarikatı olan panteizm, var olduğu günden beri gündemi meşgul etmiş üzerinde çeşitli yönden tartışmalar yapılmış ve hala da bitmemecesine yapılmaya devam edilmektedir.

Mes'eleye, Kur'anî, imani, fıkhı yönden bakanlar, Muhyiddini Arabi'yi din dışı kabul etmiş, hakkında bir hayli dikkat çeken iddialar öne sürülmüştür.

Tasavvufi yapılanmalar, Asr-ı Saadet döneminden yıllar sonrası ortaya çıkmış, söz konusu tarikatları öne çıkaranlar, Kur'an'dan, Hadisten ve sahabenin İslami yaşantılarından örnekler alarak, mürşidizm ve müridizm alanları güçlendirilmeye çalışılmıştır. Onun içindir ki;

" Vahdeti Vücud: Tasavvuf felsefesinin temel akidesini oluşturan ifade biçimidir. Tasavvufta tevhid üç aşamalı olarak tanımlanır.

1- Lâ Mabude İllallah= Allah'tan başka ibadet edilecek ilah yoktur.

2- Lâ Meşhude İllallah= Görünen ve tecelli eden sadece Allah'tır.

3- Lâ Mevcude İllallah= Allah'tan başka varlık yoktur demektir. Yani kainatta görünen var olduğunu düşündüğümüz her şey gerçekte Allah'ın bize öyle görünmesinden başka bir şey değildir.

Bunlardan ilki avamın tevhidi, ikincisi havassın, üçüncüsü de havassül havassın tevhididir. Görülen odur ki insanlar sınıflandırılarak her sınıfın tevhidi farklı tanımlanmaktadır.

Ancak ortaya konulan anlayışın sadece adından başka tevhide benzeyen bir yanını görmek mümkün değildir. Halik ile mahlûk, Mabud ile abid arasında bir fark yoktur. Çünkü onlara göre gerçekte var olan Allah'tan başka hiç bir şey yoktur.

Bu nedenle vahdet-i vücudun mucidi olan Muhyiddin-i Arabî: " Her neye taparsanız tapın yine Allah'a tapmış olursunuz. Taşa kuşa şeytana da tapsanız yine Allah'a tapmış olursunuz. Zira Şeytan da Allah'ın öyle bir görüntüsüdür" diyor.

Bu inanca göre varlık tek olup o da Allah'tan ibarettir. Diğer varlıkların varlığı, hakiki olmayıp göreceli veya hayalidir. Bu tevhide inananlara göre tevhidin gerçek tanımı mutasavvıfların kitaplarında olandır.

Bunlardan olan Tilemsani'ye : " Sizin tevhidiniz Kur'an'daki tevhide uymuyor" diyenlere şöyle cevap vermiştir: " Evet öyledir ama gerçek tevhid bizim eserimizde olan tevhiddir. Kur'an baştan sona şirktir" demiştir. " ( İktibas Dergisi, Ocak 2010, sayfa 54)

Sanırım, bu kısa alıntımız, Muhyiddin-i Arabî'nin tasavvuf felsefesini açıklığa kavuşturmuş, ne yaptığı, ne yapmak istediği kolaylıkla anlaşılmış olmaktadır.

Vahdeti V ücud'a ait eserleri okuyan dostlarımız göreceklerdir ki, mes'ele baştan sona karmaşık, Kur'an'la, İslam hukuku ile, iman ile, inanç ile bağdaşmayıp, tamamen ters yönde, zıt yönde hareket ettikleri görülmektedir..

Şeyh Muhyiddini Arabi; cihangir sultan Yavuz Selim Han'ın girişimleri ve desteği ile mezarı tesbit edilerek, bu günkü haline getirilmiştir. Ondan sonra da, hakkında akla, hayale gelmedik, hikayeler, mitolojiler uydurularak, onların günümüze kadar yansıması  sağlanmıştır.

" Muhyiddin-i Arabi ve Abdül Kerim Cili'ye göre; Allah'ın İsa (as)'a hulul ettiğini söyleyen Hristiyanların bu inançları batıldır. Onlar hululü sadece İsa'ya hasretmişlerdir.

Oysa her şeye tecelli eden Allah her şeye etmiştir. Gerçekten de Muhammed Arabî'nin tevhidi ile Muhyiddin-i Arabî'nin tevhidi birbirinden tamamen farklıdır. Birincisinde Allah Allah'tır, kul da kuldur.

Hiç bir zaman Allah kul, kul da Allah değildir. İkincisin de ise Rab kuldur, kul Rab'tır, hakikatte Rab-kul diye iki ayrı varlık yoktur. Tek varlık vardır. O da Allah'tır" demiş.

İnsanı Allah diye diye saptırmak bu olsa gerek. Küfrün bir çeşidi  " Allah yok" diyerek hakikati örterken, bu çeşidi de " Allah'tan başka varlık yok, var olan her şey Allah'tır" diyerek gerçeklerin üzerini örtüyorlar.

Böylece ikisi de hakikati örtme noktasında birleşiyorlar. Kur'an'a teslim olan bir insanın bunlara değer vermesi asla düşünülemez. Yaratan ile yaratılan bir varlık olarak görmeyi, aklın ve naklin kabul etmesi mümkün değildir.

Sanatkâr ile sanat eseri arasında nasıl bir aynilik yoksa yaratan iye yaratılan arasında da aynilik söz konusu değildir. Allah bunu şu ayeti ile bildirmektedir:

     " De ki: O Allahn

birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiç bir dengi yoktur." ( 112/İhlas 1-4)

Buradan anlaşılan İslam'ın Allah telakkisi ile tasavvufun sunduğu Allah telakkisinin hiç bir benzerliği yoktur. Yaratan yarattıklarından hiç bir şeye benzemez, hiç bir şey de O'na denk olamaz, O her şeyden müstağni iken, tüm âlem O'na muhtaçtır." ( a. g. dergi,sayfa 54 )

Börtü böceğe Allah diyeceksin, uçana, kaçana, kaçmayana, canlıya, cansıza, kuşa, kurda, her şeye ilah diye hitap edeceksin, tüm bunları Allah yarattı diye onları paganlaştırıp tapınacaksın.. Oysa,

Kur'anî ifadelerde yerini almış bulunan, İbrahim (az)'ın, yıldızlara, aya, güneşe bakması ve sonucunda, bunlar batmakta, yok olmaktadır diyerek, batmayan, yok olmayan bir Allah'a ubudiyette bulunurum desin.

Vefk, cifir, cümmel, hurufilik, işaretler, çizgiler, efsun, hipnotizma ve benzeri eylemlerin de mucidi Muhyiddin-i Arabî'dir. Bu tür icadlar, sayesinde, nice cindar kimseler, cinsi insanlar para kazanmakta, insanların geleceğini belirlemeye çalışmaktadırlar.

Gelecekten haber vermek, kaybı bilmek, yitiği bulmak kimin haddinedir?.. Oysa, bu tür amellerin mimarı Muhyiddin-i Arabî'dir..

" Kur'an yaratanın yarattıklarına hitabıdır. Bu hitapta bir emreden bir de emredilen vardır. Emre uymanın ve uymamanın sonuçları vardır. Bunun sonunda bir cezalandıran bir de cezalanan vardır.

Rab-kul, kul da Rab ise sonuçta Rab kendisini cezalandıracak veya ödüllendirecek demektir ki, böyle bir şey abesle iştigal olur. Allah-u Teala ise bundan beridir.

Hakikat Muhyiddin-i Arabî'nin dediği gibi ise yani her şeye tapan Allah tapmış ve kainatta Allah'tan başka hiç bir yoksa, insanlık tarihi boyunca yalanız Allah'a kulluk etmeleri için gönderilen kitap ve peygamberlerin varlığını izah etmek mümkün değildir.

En son elçinin putlara tapan kavmini yalnız Allah'a ibadet etmeleri noktasında yapmış olduğu tevhid mücadelesini izah etmek de mümkün değildir.

Allah'ü Teala'nın insanları doğru yola ulaştırmak için kitap ve peygamber göndermesini anlamak da mümkün değildir. Her şeye Allah hulul etmiş ve kainattaki her şey Allah'ın o surette görünmesi ise kim kime ibadet edecek?

Ortada ne ibadet kalır ne de kabahat. Her şey meşru olur. Nitekim tasavvufta sonuç böyle olmuş bu insanların gözünde. Halik ve mahlûku birbirine katıp Allah'a kulluğu ve sorumluluğu ortadan kaldırmışlardır. " ( a. g. dergi, sayfa 55)

Netice olarak;

Bu konuda, sadece Muhyiddin-i Arabi'yi dile dolamak, ileri geri konuşmakla iş bitmeyecektir. Bu gün, ülkemizin içinde boca olduğu, " Mehdilik" " Meczupluk" " Mesihlik" " Kutupluk" " Şeyhlik" " Pirlik" alemleri de bu saçmalığın içerisinde mahvı perişan olmuşlardır..

Söz konusu, kuruluş ve oluşumların kütüphanelerinde, Kur'an yer almazken, Muhyiddin-i Arabi'nin, Mevlana'nın, Şemsi Tebrizi'nin ve benzerlerinin akıl, mantık ve Kur'an dışı öyküleri ballandıra ballandıra anlatılmaktadır.

" Kur'an Müslümanlığı sapıklıktır" demekte bu tür oluşum ve yapılanmalar. Kur'an'ın; mealini okumayı, oradan fikir edinmeyi kesin kes tasvib etmezler.. Çünkü, önde bulunan şahısların görüş, düşünce, fikir ve anlatımları Kur'an'ın üzerini örtmüş durumdadır. Hal böyle iken;

Resulullah (sav)'in, Lat ile, Menat ile, Uzza ile, Hübel ile, cihadının anlamı ne olabilir? Şirki, tevhide mugayir halleri nereye sığdırmalıyız?

Son söz olarak, zamanımız; Kur'an'ı anlama, Kur'an ışığında yukarıdan beri anlatılan yapılanmaları terk etme, önemsememe zamanıdır. Rabbim!.. Bu aziz millet evlatlarına bilinç nasip eylesin!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık