Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

MÜ'MİN KALP, MAL İLE DEĞİL, İMAN İLE HUZUR BULUR !..

" Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan ( ateşten) uzak tutulur. " ( Leyl sûresi, âyet 17-18 )

" Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiç bir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o ( buna kavuşarak) hoşnut olacaktır." ( Leyl sûresi, âyet, 19-20-21 )

" ( Resûlüm!) De ki: Mülkün geerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 26 )

" Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." ( Nahl sûresi, âyet 90 )

Nahl sûresi, 90 ncı ayeti kerimesi  hakkında izahatta bulunmadan önce, burada bir hakkı , bir rahmet okumayı ifade etmek istiyorum:

Bu ayeti kerime, kürsülerde okunmaya başlanılmadan önce, Emevi kralları, despotları, Ehl-i Beyt'e minberden hakaret ederler, küfürler savururlardı.

Bunun yanlışlığını sezen, bilen, şuuruna eren beşinci halife diye bilinen, yine bir Emevi halifesi olan Ömer bin Abdülaziz (ra), minberlere bir rahatlık, bir güzellik getirmiş, Evlad-ı Resûl'e küfür etmeyi terk ettirerek, söz konusu ayeti kerimenin okunmasını emretmiş ve başlatmıştır. Makamı cennet, komşuları Ehl-i Beyt olsun!..

Allahü Teala bu âyette dünya nizamını sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor. Emrettiği esaslar: Adalet, ihsan ve akrabaya yardımdır. Yasakladıkları ise; Fuhuş, münker ve zulümdür.

Adalet: Her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek ve ölçülü davranmak demektir.

İhsan; İyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi gerektiği gibi yerine getirmek demektir. İbadette ihsan: Allah'ı görür gibi ibadet etmektir.

Akrabaya yardım: Uzak ve yakın akrabaya iyilik etmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara karşı iyi davranmak demektir.

Fahşâ: Yalan, iftira ve zina gibi söz veya fiille işlenen günah ve çirkinliklerdir.

Münker: Şeriat ve aklı selimin beğenmeyip fena kabul ettiği iş ve davranış demektir.

Bağy: İnsanlara karşı üstünlük iddia edip onları, zulüm ve baskı altında yaşatmak demektir. İşte Allah Teâlâ bu üç kötü şeyi de yasaklamıştır. Bu noktadan hareketle, isterseniz, bu mevzuda alıntı bir yazımızla yazımızı sürdürelim:

" Borç  verip zamanı gelince alamamanın getirdiği sıkıntıları, rahatsızlıkları yok etmenin güzel yolu şudur:

Borç verirken ödenmeyeceğini hesaba kat, gelmezse sadaka niyetiyle ver. Hem borcunu ödeyemeyen kardeşini kaybetmemiş ve hem de paranı zayi etmemiş olursun; sermayeni, belirli süre sonra gideceğin yere önceden göndermiş olursun.

Böylece alacağın gelmedi diye moralin bozulmaz. Karz-ı hasen için illâ zengin olmak da gerekmez. Orta halli insanlar da bunu yapabilir.

Zekâtla mükellef olmayan mü'minler de maaşlarından veya gelirlerinden, mesela %2,5'unu her ay kendi oluşturacağı karz-ı hasen fonuna ayırabilir., her isteyenin değilse de, en uygun ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını görerek duasını almış olur.

Allah yolunda borç veya infak vermekle, cömertçe davranış sayesinde kalpler temizlenir. Unutmayalım, hepimizin vermeye ihtiyacımız var. Vermenin zevki, sevabı, mutluluğu çok daha güzel, çok daha kalıcıdır.

Daha hayırlı daha üstün olmak için veren el olmalıyız. " Şüphesiz Allah, adaleti, ihsânı ( lütuf ve keremde bulunmayı) ve yakınlara vermeyi emreder." ( Nahl 90).

Yakınlara vermek, ihtiyaçları olan tüm şeyleri kapsar. Önce iman ve tevhidi şuur vermek, İslâm'ı vermek, sonra dünyevî iihtiyaçlarını karşılamak.

En fakirimiz bile başkalarına, hatta zengin zannedilenlere verecek bir şeylere sahip olan gönlü zengin kimseler olarak kendimizi görebiliriz.

Para ve mal değildir mutlaka verilmesi gereken. Selâm verebiliriz, güler yüz, güzel söz verebiliriz. İlim verebiliriz, teselli ve moral verebiliriz.

Vermeden din olmaz. Karz-ı hasen ve infak, mutluluğun merdivenidir. Alan kimse, nimetlerden geçici ve sınırlı bir şekilde yararlanırken; veren mü'minin hazzı kısa sürede sona ermez.

Mü'min kalp, mal ile değil, iman ile mutmain olur. Allah yolunda borç vermekle, infak etmekle fakir düşeceğinden korkmaz.

Verdiği borcu geri alamasa da, onu Allah'a verdiğini, Allah'ın da âhirette onu fazla fazla ödeyeceğini bilir. Kendisi hiç bir şey değilken Allah onu vücuda getirmiş, el-ayak, dil-dudak, göz-kulak ve sayısız nimetler bağışlamış ve mal sahibi yapmıştır. Bunlar Allah' aittir. Öyle ise Allah'a güvenen birisi Allah yolunda ve Allah rızası için borç vermekten çekinmez." ( http://www.kuraniterbiye.com

Keşke!.. Veren müminlerden olabilseydik!.. Müslümanları; banka kapısından, faiz bataklığından kurtarmış, huzura, rahata kavuşturmuş olsaydık!.. Heyhat! Heyhat !.. Bu güzel hasleti yapamıyoruz.

Şöyle bir mahalle aralarına giriniz. Ne göreceksiniz biliyor musunuz? Her Müslümanın bankalara borçlu olduğunu göreceksiniz, şahit olacaksınızdır!.

Netice olarak;

Ne olur kendimize gelelim. Ben,  her zaman vurgular, ifade etmiş olurum: Günümüzde, camii yaptırmak mı, minare yükseltmek mi, kubbe kubbe mezar yaptırmak mı efdaldir, yoksa, faiz bataklığına düşmüş, oradan çıkamayan, çırpınan, çırpındıkça daha aşağılara batan bir kişiye yardım etmek mi efdaldir?

Kimi insanımız, Müslüman kardeşimiz, daha hayatta iken bile, mezarını yaptırıyor, içerisini, dışarısını süslüyor, püslüyor, oraya gömülmek, defnedilmek için milyonları kabire yatırmaktadır.

Oysa, komşusu açtır, kendisi para harcamak için , para harcayacak yer aramaktadır. Böyle bir mes'eleye gülmeli mi, yoksa ağlamalı mıyız?.. Ben, ağlamak istiyorum.. Gülünç bir durum..

Mü'min, kendisine kabir hazırlayan değil de, imanını, müminliğini, yatırım yaparak, hayır hasenatta bulunarak oraya hazırlanan insan ve Müslüman demektir.

Yıllar önce, takriben otuz yıl öncesi bir hazin durum karşıma çıkmış oldu. Müftülükte çalışırken, bir Hacı baba, elinde makbuzla yanıma geldi.

Selam ve sohbetten sonra, minare yaptıracağından bahsetti. Uzun konuştuk.. En sonra dedim ki: " Hacı Baba!.. Camin bir mahalle camisidir. Kenar mahalledir. Merkezi yerlerde minareli camiler vardır. Senin minarene ihtiyaç var mıdır, bu masrafları; camı, penceresi, kapısı olmayan Kız İmam-Hatip Lisesine harcasan, senin için daha iyi olmaz mı?" dedim..

Vay be!.. Sen misin bunu diyen!.. Hacı Baba sanki kükredi, küplere bindi!.. " Bana bak Şerafettin hoca!.. Kos koca devlet dururken, ben niçin Kız İmam-Hatip Okuluna yardım yapmalıyım ki?".. dedi.

Eveeet, bu anı, bu rezilce durum, hiç bir zaman benim hatırımdan çıkmayacaktır..Adı geçen Hacı Baba, camisinin minaresini yaptırdı, ama, o camide gündüzleri cemaat yoktur.. Akşam, yatsı ve sabah beş-on kişi ile iktifa edilmektedir.. Yazıklar olsun!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık