ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Müslüman Şahsiyet ve Kimliği
 EBU HANİFE (RA)'İN ÖRNEKLİĞİNDE, MÜSLÜMANIN ŞAHSİYET VE KİMLİĞİ!..
 
 
    Ebu Hanife (r. aleyh); yaşamış olduğu çağının bütün yönleriyle aydınlattığı gibi, onun İslamî çalışmaları, fikirleri, düşünceleri, ictihadları, kıyasa ait söz ve davranışları günümüzü ve bundan sonra da gelecek çağları aydınlatmaya devam edecektir!.. Kabri nur, makamı cennet olsun!..
    Ama, ne hazindir ki, ondan sora gelen nesiller, bir durgunluğa, durağanlığa, fikri ve düşünce tembelliğine maruz kalmışlar, her defasında, peş peşe İmam Azamlar yetişmesi gerekirken, sadece o büyük önder, büyük imam Ebu Hanife'ye takılıp kalmışlardır. Niçin ve neden? Bu soruya, " Cehalet" başlıklı şiirimden iki kıta alarak cevap vermeye çalışalım:
    Cehalet!..
    " Olunca ölüsü, yedisi, kırkı,
       Obalar, oymaklar, aşiret ırkı,
       İman, takva derki, kaldırın farkı,
       İslam'ın önünde, engel cehalet!..
                                 x
       Kur'an duvardadır, fasulye sayar,
       Her gün bir din çıkar, İslam'a dayar,
       Din, gelenek derken, ayaklar kayar,
       Sonunda zafere erer, cehalet!.." ( Ş. Özdemir) 
    Ebu Hanife'nin, Sadaka-Hediye telakkisi!..
    " Ebu Hanife (r.a.) malı sanki tasadduk etmek için kazanırdı. Ebu Yusuf (ra) onun cömertliğini anlatırken şöyle der: " Kendisinden bir şey istenir istenmez onu hemen karşılardı."
    Asrının tanıkları, Ebu Hanife kadar cömert başka biriyle karşılaşmadıklarını söylerler. İnfak ederken insanların şahsiyetlerini yaralamamaya özen gösterirdi. Meclisine oturan birine para verecekse, herkes dağılıncaya kadar ona oturmasını emreder, huzurda kimse kalmayınca tasaddukta bulunurdu.
    Hasan b. Ziyad naklediyor: " Ebu Hanife, onunla aynı meclisi paylaşan birinin üzerinde eski-püskü elbiseler gördü. Diğer insanlar ayrılıp gidinceye kadar adama oturmasını emretti. Herkes ayrıldı, adam tek kaldı;  Ebu Hanife, seccadeyi kaldırıp altındakini almasını söyledi. Adam, seccadeyi kaldırdı altında tam bin dirhem vardı. Buyurdu ki: " Bu parayı al, onunla kıyafetini yenile."
    Eğer sadakayı evlere ulaştıracaksa gece havanın kararmasını, insanların istirahate çekilmesini bekler, tanınmaması için de yüzünü gözünü sarar, sırtında taşıdığı nevaleyi önceden tesbit ettiği evlere bırakır dönerdi.  Eğer yardım edeceği kişiler ilim ehli iseler buna ayrı bir özen gösterirdi.  Bu noktada Kays b. Rebi' şunları nakletmektedir:
    " Ebu Hanife (ra) Bağdat'a ticaret mallarını gönderir, karşılığında ise değişik şeyler satın alır, Kûfe'ye getirtirdi. Bir yıl içinde bu mal transferinden biriken kârları toplar, onunla alimlerin yiyecek, giyecek gibi bütün ihtiyaçlarını satın alır, sonra kârdan geri kalan bakiyeyi ihtiyaç malları ile birlikte alimlere gönderirdi. Onlar hediyeyi kabul ederken eziklik hissetmesin diye şöyle derdi: " Parayı ihtiyaçlarınızı karşılamak için harcayın. Karşılığında ise sadece Allah Teala'ya hamd edin. Ben size malımdan değil, Allah Teala'nın sizin hakkınızda bana ihsan ettiği şeyden veriyorum. Bunlar Ebu Hanife'nin eli vesile kılınarak sizin ticari mallarınızdan doğan kârlardır."
    İmam-ı Azam'ın (ra) ilim ve takvasına hayran olanlardan Mis'ar b. Kidam diyor ki: " O kendisi ya da ailesi için giyecek , meyve ya da başka bir şey satın almadan önce bunların aynılarını alimler için satın alırdı. "
    Devlet adamlarının gönderdiği hediyeleri kabul etmezdi. İnsanlar kendisine hediye verdiğinde ise Sünnet'i ihlal etmemek için kabul eder fakat karşılığında kat kat ihsanda bulunurdu. Nitekim sevenlerinden biri kendisine hediye verince, o kişiyi ihsana boğdu. Bunun üzerine adam: " Eğer böyle yapacağınızı bilseydim size hediye vermezdim." şeklinde serzenişte buluntu. Ebu Hanife (ra) adama böyle dememesini tembihledikten sonra şu hadisi okudu:
    " Kim Allah'tan yardım talep ederek sizden sığınma isterse sıkıntısını giderin. Kim Allah'ın adını anarak bir şey isterse ism-i celalin hakkı için ona verin, kim sizi davet ederse ( şer'î bir mani olmadığı müddetçe) davete giden, kim size sözlü ya da fiili iyilikte bulunursa aynı şekilde ona iyilikte bulunun. Eğer hediye edecek mal cinsinden bir şey bulamazsanız size iyilikte bulunan kişi için, onun hakkını ödediğinize kanaat getirinceye kadar ona dua edin." ( ihsansenocak.com)
    Sanırım, bu alıntım, günümüz dünyasında niçin Kur'anî sahalarda geri kaldığımızı, ümmetçe, milletçe niçin yerlerde süründüğümüzü izhar etmektedir.
    Devlet kapısında bekleyen nice garibanlar, dullar, yetimler, öksüzler, fukaralar bulunurken, nice komprador, kapitalist tiynetli zenginlerimiz vardır ki, vallahi, yaptıklarını bir bir anlatmaya utanmaktayım.
    Her yıl, iki defa Umre ziyareti, tatillerde Miami, Paris, London , Dubai otelleri!.. Çocuklarının altlarındaki Ferrari, Porscie vb . marka lüks otolar, jipler, elleriyle değil, ayakları ile çevrilmekte olan direksiyonlar!..
    Buradan şunları çıkarmak mümkündür!.. Günümüz dünyasında, İslam'ın, Müslümanların yüzleri niçin gülmemektedir?
    Tüm bu sorulara verilecek cevabımız kendi kimliğimizde, kendi şahsiyetimizdedir!.. Hiç oraya, buraya örnek, misal aramaya lüzum ve gerek bulunmamaktadır!..
    Bilhassa, şu Umre tatilleri, benim en çok dikkatimi çekmektedir!.. Sorsanız, " Niçin her altı ay bir Umre  diye?" alacağınız cevap peşinen şu olacaktır!.. " Efendim!.. Resulullah (sav)'in hasretine, aşkına, özlemine, sevdasına  dayanamıyorum, onun için, Allah mal vermiş, para, sermaye vermiş, bende bu yolda harcıyorum(!)." olacaktır!..
    Oysa, Resulullah (sav), Ebu Bekir (ra), Ömer (ra) vb. bahadırlar, geceleri olduğu zaman, fakir fukara avına çıkıyorlar, aç, sefil, tütmeyen ocak aramakta idiler!.. Hani, Akif'in dillendirmiş olduğu " Koca karı ve Hz. Ömer" menkıbesi meşhurdur!..
    Aslında, yılda iki defa Umre seyahatine çıkmakta olan zengin Müslümanlara bir tavsiyem, bir önerim olacaktır!..  Ülkemizde, binlerce Kur'an Kursları bulunmaktadır!.. Fakirliğinden, yoksulluğundan dolayı orada hafızlık yapmakta olan gariban öğrencilere git bir ziyaret et, ondan sonra da, Umre sayahetine çık!..
    Veya, İHL. de tahsil yapmakta olan yüz binlerce çocuklarımız, zengin değildir. Zaten zengin çocukları olmuş olsalardı, Yurt dışı meşhur Üniversitelerin de tahsil yaparlar, ayakkabısız, çorapsız, ceketsiz, kravatsız, ütüsüz bir pantolonla İHL'ye gitmezlerdi.
    Ebu Hanife'nin ibadet hayatı:
    " Ebu Hanife (ra) çok ibadet ederdi. Kûfe dahil civardaki bütün şehirlerde Onun gece boyu namaz kıldığı dilden dile dolaşmaktaydı. Muhammed el-Leysi, Kûfe'ye gelip halka " şehrin en abidi kimdir?" diye sorduğunda insanlar onu Ebu Hanife'ye yönlendirmişlerdi. El-Leysi yaşlılığında tekrar Kûfe'ye gidip halka "Şehrin en fakihi kimdir?" diye sorduğunda yine kendisine Ebu Hanife gösterilmişti. Süfyan b. Uyeyne diyor ki: " Bizim yaşadığımız dönemde Mekke'ye Ebu Hanife'den daha fazla namaz kılan kimse gelmedi."
    İmam-ı Azam (ra) geceleri uyumazdı. Namaz, dua ve yakarış ile meşgul olurdu. Kırk yıl, yatsının abdestiyle sabah namazını kıldı. ( Yani uyumayarak geceleri ihya etti.) Ebu Yusuf bu noktada şöyle bir nakiilde bulunmaktadır: " İmama-ı Azam ile birlikte yürürken, iki kişinin birinin diğerine ' Bu Ebu Hanife, gece hiç uyumaz' dediğini işitince bana; ' Hakkımda yapmadığım bir şeyden bahsetmiyor.' dedi."
    Ebu Hanife (ra) gece boyu kıldığı namazlarda Kur'an'ın tamamını bir rekatta hatmederdi. Onun bir gecede Kur'an'ı Kerim'i hatmetmesi Efendimiz'in (sav) Abdullah b. Amr'a üç günden daha az bir zamanda Kur'an'ı hatmetmeyi yasaklamasına aykırı değildir.  Çünkü Allah Resulü'nün (sav) kısa zamanda hatmi uygun görmemesinden maksat anlayarak okumayı ihlal etmektir.
    Zira el-Müsned ve dört Sünen'de nakledildiğine göre Efendimiz (sav), " Kur'an'ı üç günden az sürede okuyan, onu fıkhedemez." buyurmuştur. Ayrıca Kur'an'ı üç günde hatmetme konusunda izin isteyen Sa'd b. el-Münzir isimli sahabiye (ra)de izin vermiştir.
    Efendimiz'in (sav) Kur'an okumaya getirdiği sınır anlama merkezli olmasaydı Ebu Hanife'den (ra) önce Osman b. Affan, Temim ed-Dari, Saîd b. Cübeyr gibi sahabe ve tabiunun büyükleri bir rekatta Kur'an'ı Kerim'i hatmezlerdi. Çünkü bunlar sınırlama ile alakalı hadisleri anlama ekseninde tefsir etmişlerdir.
    Ebu Hanife'nin bir gecede Kur'an'ı Kerim'i hatmetmesine zaman mikyasında imkansız görmek de, meseleden bihaber olunduğunu ortaya koyar. Zira 1960'lı yıllara kadar İstanbul'da bazı camilerde Kadir geceleri teravih namazlarında Kur'an'ı Kerim hatmedilirdi. " ( ihsansenocak.com)
    Netice olarak;
    Ebu Hanife'nin büyüklüğünü, erdemini, kişiliğini, hüsnü ahlakını, şahsiyetini  bir kaç makaleye sığdırmak, hatta ciltler dolusu kitaplara yüklemekle kifayet edeceğini ümid etmek mümkün değildir.
    Çünkü, o, bir inkılap insanı, devrinin ve tüm devirlerin en büyük imamı, müçtehidi ve şehididir. O büyük deha kendi zamanına örnek olduğu gibi, kendinden sonraki ilimle uğraşan, mihraba geçen, kürsüye çıkan, minberi dolduran insanlara yani kürsü insanlarına örnek olmuştur.
    Ebu Hanife, siyaset karşısında, kendisine teklif edilen en büyük vazife verilmesine, hiç bir zaman rağbet etmemiş, verilen, teklif edilen görevden, " aslandan kaçar" gibi kaçmıştır.
    Belki de, Ebu Hanif Hz. leri, kendisine teklif edilen bu günkü anlamda Diyanet İşleri Başkanlığı görevini kabul etmiş olsaydı, Emeviyye'nin, Abbasilerin, millet malını soymalarına, hazineyi yağma etmelerine, işretlerine, iltimaslarına, haksızlıklarına , işrete dalmalarına, içki alemleri yapmalarına, aziz kitabımız Kur'an'ı oklara hedef etmelerine, evlad-ı Resul'e küfretmelerine razı olacak, onların tüm günahlarına ortak , belki de, tüm mesuliyeti kendisi omuzlamış olacaktı!..
    Ama, yüce Allah'ın ihsanına bakınız ki, tıpkı Yusuf (as)'ın, kendisine yapılan çirkin teklif karşısında nefsine mağlup olacağı bir anda, babası Yakup (as)'ın ruhaniyetinin tezahür etmesiyle " Sakın ha!" ihtarıyla, nefsinin kabarmasını, alevlenmesini mağlup etmiştir.
    İşte, Ebu Hanif (ra) de öyledir.. O kadar teklifler, minnetler, ısrarlar oldu ki, artık tahammül gücü son noktasına gelmiş, neredeyse, zalim Emevilerin, despot Abbasilerin tekliflerini kabul edecek duruma gelmişti. Şükürler olsun ki, tüm teklifleri reddetmiş, Başkanlığı kabul etmeyip, zindanda, eziyetle, zulümle , dayakla, zincirler içerisinde şehid olmayı kabul etmiştir.
    Rabbimiz!.. Makamını cennet, arkadaşlarını Resulullah (sav) ve sahabe-i kiram eylesin!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık