Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Onların Bir Hesabı Varsa, Allah'ın da Bir Hesabı Vardır

" ( Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 54 )

" Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve " Ben Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?" ( 41/33)

Evet, bu yazımızla yine gündemimiz dop doludur!.. Nasıl dolu olmasın ki?. Dünyamız kirlendi, kir pas içerisinde olması sebebiyle, rahat, temiz, nezih bir nefes alamaz olduk!..

Bin bir çeşit hastalıkların girdabında insanlık boğuşup, mücadele edip çırpınmaktadır. Bilmem ki, bu gidişat nereye  kadar gidecek, nerede duracak, nerede hitame erecektir?

Aç gözlülük, ihtiras, doyumsuzluk, çılgınlık, " nasıl daha çok kazanırım" düşünce ve hesabı ile insanlığın katli, toplu ölümleri tercih edilmektedir.  Onun içindir ki;

" Ülkemizde yapılan araştırmalara göre 1970'li yıllarda kısırlık oranı yüzde iki iken, 2009'da ise bu oran yüzde yirmi beşlere yükselmiştir.

Kanserli hasta sayısı yıllık yüz elli binleri geçmiştir. Çocuklarda yapısal bozukluklar ve hormonlardaki dengesizlikler, erken gelişme emareleri göstermeleri düşünmemiz için yeterli bir sebep olmalıdır.

Gıdalardaki değişimin yanında teknolojinin ürettiği kirlilik de insan sağlığını tehdit etmekte ve tabiattaki dengeyi bozmaktadır.

Kimyasal atıklar yanında zirai ilaçlar ile de bir çok faydalı canlılar yok edildiği için her yıl yeni çıkan bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Yılanlar ile farelerin, sinekler ile kurbağaların birbiri için denge unsuru olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir. Her canlının mutlaka bir görevi vardır. Bizler çevremize bu gözle bakmalıyız.

Mülkün sahibi mülkünde gereksiz bir şeyi yaratmayacağına göre, yaratılmış olanların bu alemde elbette bir görevi vardır. Ağaçtaki kurt kadar yerdeki böceğin, topraktaki solucanın da bu tabiatın bir parçası olduğunu unutmamalıyız.

Bu kadar cömert olan tabiatı zehirlemeye devam edersek, gün gelecek oda bizden intikamını alacaktır.

Niğde ve Nevşehir topraklarının başına gelen akıbet gözler önündedir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde topraklarımızın başına gelecek akıbet farklı olmayacaktır." ( İktibas Dergisi, Ekim 2009, say. 58 )

Bendeniz, Afşin İlçemizde çıkarılan kömür hastalıklarından söz edecek olursam, vallahi!.. Afşin, Elbistan ve tüm köylerde yaşayanlar; tertemiz bir hava, nefis bir soluk alamaz duruma gelmiştir.

Havayı kirleten kömür tozlarının uçuşması ile, kanser alabildiğince yaygınlaşmış, çoğalmış, hiç ummadığımız, beklemediğimiz bir kardeşimiz, bakıyorsunuz ki, ölmüştür! "Neden ve niçin öldü?"  diye sorduğumuz vakit, almış olduğumuz cevap şu olmaktadır! " Kanserden!"

Afşin ve Elbistan çevresinde, bağlar kurumuş, yerli üzüm namına her şey afete, kömürün afetine maruz kalmıştır. Bağlar kuruduğu gibi, sular çekilmiş, hava kirlenmiş, bahçelerde meyve vermez olmuştur.

Bölgemiz için, insanımızın yemesi için, meyve ve sebze İl dışından gelirse halk satın alıp yiyecek, aksi takdirde, mağduriyet, yokluk, sefalet bölge halkı içindir.

Efendim!.. Belki denilecektir ki, elektrik üretimi, milli gelir, üretim ve devlet ve millet faydasına gelir getirmektedir!.. Hayır, hayır!.. Bunlar, insan için, insan sağlığı açısından boş, kof, sığ iddialardır.

Bir kere, ülkemiz için, kömür de bulunur, cereyanda üretilir, termik santralı da kurulur ama, ölen insanlar, telef olan insanlar için hiç bir şey yapılamaz, insanlarımız körü körüne, pisi pisine hayata gözlerini yummuş olurlar!.. Hal böyle iken

Suç, suçlu kimin? Bu vebalin hesabını kimler verecek, ölen insanları bir daha dünyaya getire bilecek miyiz? Bendeniz, kimseyi, tahrik etmek, ajita etmek istemiyorum. Ama, bir hakkın yerine getirilmesini istiyorum.. İnsanların ölümlerini durdurmak için çırpınıyorum..

Onun içindir ki, camii önlerinde boş boş oturmakta olan halk, çay ocaklarında körü körüne pinekleyen sefiller, kahvelerde " pişpirik" oyanarak zaman kaybeden akıl fukaraları bunları hesap etmeli, köylerine giderek, anız yakarak, börtü böceği öldürmekle vazife yaptığını, boş durmadığını, çalıştığını zannetmemelidir.

" Sonuç olarak, ekini ve nesli bozmaya çalışan zalim ve müstekbirler hep ola gelmiş ve her zaman da olacaktır.

Onlar bunun için gayret gösterirken karşı anlayışta olup ıslah ediciler, düzeltmeye çalışanlar, kendini salih kabul edenlerin ne ile uğraşmakta oldukları da bir o kadar önemlidir.

Düzeltmek için ne yaptıklarını düşünmeleri ve yeterince gayret edip etmediklerini sorgulamalıdırlar. Neslimiz bizim çocuklarımız, çocuklarımız da bizim geleceğimiz olduğuna göre geleceğimize sahip çıkmalıyız

Eğitim ve öğretimine, edep ve terbiyesine, sorumluluk bilincine sahip olmalarını temine gayret ettiğimiz gibi; temiz ve helal gıdalarla beslenmeleri için de gereken çabayı göstermeliyiz.

Her dünya görüşü kendi insanını yetiştirmek, geleceğini teminat altına almak için gayret gösterir. Bulunduğu yerde varlığının hissettirmek, hayata kendi rengini vermek ister.

Fikrin değişmeyen doğası bunu gerektirir. Vahiy temelli bir fikre sahip olduğuna inananlar, Allah'a gereği gibi kul olma çabasında olacak; hem kendilerini hem de içinde bulundukları toplumu Allah'ın boyasıyla boyanmaya çağıracaktır.

Çünkü Müslüman inancının gereğini yapan, bozulanı düzelten, yıkılanı yapan, zulme razı olmayan, mazlumu ezmeyen ve ezdirmeyen, yetimi gözetip yoksulu kollayan, batılı reddedip hakka çağırandır." ( a. g. dergi, saygı 58 )

Netice olarak;

Her mümin, her insan, dünyayı; kirlilikten, pislikten, havasızlıktan, hormonlu gıdalardan kurtarmak için cihad yapmalı, kollarını çemreyerek, mes'eleye canü gönülden sarılmalıdır..

Aksi takdirde, yarın ki nesiller, bizlere, hakaret edecekler, bizleri lanetle anacaklardır. Niçin ve neden?.. Çünkü, doğacak çocuklarımız, eksik doğarsa, kör, topal, sağır, eksik organla veya anormal şekilde uzun boylu, acaib kısa boylu şekilde doğmuş olurlarsa, suç ve günah kimin olacaktır?

Nasıl garip bir dünyada yaşamaktayız!.. İnsanımız, tesadüfen veya bilerek, bal peteğindeki " Allah" kelimesi yazmasına hayretle bakarken, doğmuş olan tayın, buzağının sırtındaki Allah adı yazmasına taaccüp ederken, maalesef, nesil, anormal doğmaya başladı, eksik, güdük, sakat, kör, topal, ayaksız, elsiz olarak dünyaya gelmeler çoğaldı, bunun hesabını yapması gerekmektedir.

Ne garip insanlar olduk değil mi? İçilen sütteki hormon, yağdaki, etteki bozulmuşluk hiç dikkat çekmemektedir.  Camii önlerinde oturup " Kıyamet ne zaman kopacak?" " Kahve önlerinde pinekleyip, " Mehdi" çıktı tartışması yapılacağına, herkes dünyayı nasıl düzeltiriz, ne şekil dünyaya bir veçhe veririz hesabını yapmalıdır..

Oysa, kıyametin kopmasını, hurafi bilgilerden değilde, kirlenen dünyadan, güneşin zararlı ışınlarından, ayın fersizliğinden anlamalıyız!.. Tabii ki, buna da sebep olan yine bizleriz, yine insanoğludur.. Kıyameti, bizler koparacağız, toplu ölümleri de insanlar yapacaktır.. İşte, kıyamet böylece kopacaktır.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık