Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

OSMANLIDA KARDEŞ KATLİ VE DEVLETİN BEKASI MES'ELESİ !..

Yer yüzünün bir çok  ülkesine egemen olmuş bir cihangir imparatorluğun padişahlığını ve devlet başkanlığını çok geniş yetkilerle 600 küsur yıldan fazla elinde tutmuş Osmanlıların, ve bu hanedanlığın bu gücü elde tutmasının sebepleri, neye, nerelere dayandıklarının, bu görevi nasıl yürüttüklerinin incelenmesi, tetkik edilmesi, bilinmesi, araştırılması toplumumuzun en tabii hakkıdır.

Düşünmeliyiz ki, devletin bir ucu Viyana-Münih yakınlarına ulaşmış, bir ucu Çad, Yemen, Hind yakınlarında, İran Çaldıran'ı, Tebriz, Kafkaslar akıncıların atları ile çiğnenmekte ve idarecilerin  feraseti ile yönetilmektedir. Dolayısıyla,

Bendeniz, Osmanlı Şehzadelerine en çok üzülen, onların talihlerine müteessir olan bir kardeşlerinizim. Niçin ve neden ?

Çünkü, araştırmama göre, tetkiklerime binaen, hiç bir Osmanlı veliahdı rahat, huzur, mutluluk görmemiş, bir nevi dünyada cehennemi yaşamış insanlar oldukları içindir.

Bir değil, iki değil, onlarca, yüzlerce Osmanlı şehzadesi, hayatı boyunca korku içerisinde yaşamış, bunlardan bir tanesi padişah olarak hayatını kurtarırken, diğerleri körü körüne, pisi pisine zehirlettirilmiş, boğdurulmuş veya zindanlarda ölüme terkedilmiştir.

" Kardeş katli" mes'elesini şu ana kadar Kur'an'a götüren, Kur'anî emirlerle değerlendiren bir babayiğit ortaya çıkmamış, Asr-ı Saadet dönemini ölçüt alarak, Resulullah (sav)'in, insana vermiş olduğu değerleri hesap ederek, bir yaklaşımda bulunulmamıştır.

Bendeniz, Yavuz hayranı, Fatih sever, II. Abdülhamid'e saygısı olan bir kişiyim. Ama, bu demek değildir ki, hiç bir Osmanlı padişahı araştırılmaz, hakkında yazılmaz, günahları deşifre edilemez diye bir kaydı da kabul edemiyorum. Örneğin;

" Fatih Sultan Mehmed'in evliya mertebesinde olduğu, yanlış yapamayacağı, Osmanlı Devleti'nin tam bir şeriat devleti olduğu, Osmanlı padişahlarının kıl kadar şeriattan ayrılmadıkları söylentileri günlük yaşantımızda sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Kardeş katli Osmanlılarda egemenlik anlayışının değişmesiyle ilgilidir. Osmanlılar, merkezî mutlak monarşinin yerleşmesi için kavga vermişlerdir. Sonunda özellikle 1. Murad ve Yıldırım Bayezid devirlerinde;

Yaygınlık kazanmağa başlayan kul sistemi ile feodal eğilimli beylere karşı otoritelerini kabul ettiren Osmanlı padişahları, amaçlarına ulaşmak için hiç bir engel tanımamışlardır. Gerektiğinde can kardeşlerini ve oğullarını yok etmede tereddüt etmemişlerdir.

Osmanlı anlayışına göre bir memlekette iki padişah olmazdı. Devlet onlar için bir gelindi ( arus-i saltanat) ve bir gelinin bir kocası olurdu, bu da Osmanlı padişahı idi.

" Arus-i saltanat taksim kabul etmez" diyen Fatih'in oğlu II. Bayezid, kendisiyle şehzade Cem arasını bulmaya çalışan Selçuk Hatun'a " melikler arasında merhamet olmaz" diyerek atalarının yolunda yürüyeceğini;

Yani padişahlığı kimseyle paylaşmayacağını ve bu konuda kimsenin kimseye merhamet etmeğe hakkının olmadığını vurgulamıştır.

Devlet anlayışları bu olan Osmanlı padişahlarının pek çok taht kavgalarına sürüklenmeleri doğaldır. Osman Gazi'nin kendisine karşı bazı ayak oyunlarına girişmesi üzerine Dündar Bey'i öldürmesi, taht kavgaları ve saray cinayetlerinin 18. yüzyılın ortalarında, giderek azalmasına rağmen II. Mahmut devrine kadar devam etti.

Elimizdeki bilgilere göre, kardeşlerinden muhalefet gören ve onları idam ettiren padişah I. Murad'dır. I. Murad ayrıca kendisine isyan eden oğlu Savcı Bey'in önce gözlerine mil çektirmiş, daha sonra da idam ettirmiştir.

Osmanlı'da hiç bir haklı temele dayanmaksızın kardeş öldürülmesi Yıldırım devrine rastlar. Yıldırım, babasının Kosova'da şehit düşmesi üzerine ümera ve vüzera tarafından padişah ilan edilince ilk iş olarak düşman peşinde olan kardeşi Yakup Çelebi'yi otağ-ı hümayun'a davet ederek boğdurmuştur.

Fetret devri karışıklıkları sırasında Osmanlı şehzadeleri birbirine merhamet etmemişler. Fetret devrinin acımasız taht kavgalarından sağ olarak çıkıp, devlete egemen olan I. Mehmet ( Çelebi) döneminde zincirleme taht kavgaları ve cinayetler görülmüştür.

II. Murad kendisine karşı taht kavgasına girişen 13 yaşındaki kardeşi Mustafa'yı idam ettirdikten sonra; iki küçük kardeşinin ( Yusuf, Mahmut) gözlerine hiç bir suçları olmadığı halde mil çektirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed de tahta geçer geçmez mini mini kardeşi Ahmet'i boğdurmuştur. Fatih Sultan Mehmed, öyle anlaşılıyor ki ünlü kanunnamesinde bu işe çeki düzen vermek istemiştir. Kanunname bu konuda aynen şöyledir:

" Ve her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı âlem içün katl itmek münasiptir, ekser ulema dahi tecviz itmiştir, anınla amil olalar."

Fatih'in kanunnamesine böyle bir madde koydurmadığı koyduramayacağı yolunda bir takım görüşler ortaya atılmıştır.

" Osmanlı padişahlarının kıl kadar şeriatten ayrılmadıkları, böyle bir iddia ile katil derekesine düşürülmek istendikleri" türündeki yersiz ve tutarsız iddialar, gazete sütunlarına kadar yansımıştır." ( İktibas Dergisi, Mehmet Teker, Aralık 2009, sayfa 38-39)

Hayranı olduğum Yavuz Selim Han; acaba iki kardeşi Ahmet ve Korkut'un yanı sıra, kaç tane yeğenlerini boğdurmuş, öldürmüş ve mahvı perişan etmiştir?

Maalesef, bunları aziz şeriate yamamak, bunlara, bu tür acımasızlıklara Kur'an'dan onay almak mümkün olmayacaktır!..

Çünkü, şeriatte, Kur'an nizamında, bir kuşun bile yuvasının, tüyünün, kanadının koparılması mümkün değildir.

Hiç bir zaman unutamadığım Bilal-i Habeşi ve Ebu Zerri Gifari (ra), aralarında geçen bir tartışmayı gündeme alacak olursak, birbirleri ile nasıl helalleştiklerini, birbirlerini nasıl affettiklerini nazara itibare alırsak, Osmanlı padişahlarının, egemenlik için, kardeşlerini, yeğenlerini öldürmeleri düşündürücü değil midir?

Hal böyle iken, saraydaki, fitne ve fücür, günah, sultanların( hanım efendilerin)  kendi aralarındaki kavgaları, çekişmeleri, kendinden olmayanları ipe göndermeleri ibretamiz hadiselerdir.

Bu gün Tv.de dizi haline getirilen muhteşem Süleyman'ın " Kösem Sultan"ı, dlllere destan, tarihe mal olmuş entrikaları ile, canmbazlıkları ile, dalaveresi nice masum insanın canını yakmış, nicelerinin de dünyasını karartmıştır.

II. Abdülhamid Han'ı sevmek, saygı göstermek ayrı, Cemaleddin Afgani ve benzeri alim ve ulemayı ülkede tard etmesi, değer vermemesi, onlar hakkında paniklemesi çokça düşünülecek hallerdir.

Diğer taraftan, padişahlığı, saltanatı, veliahdlığı, imparatorluğu Kur'an'ın; hangi ayetine uyarlayabiliriz, oradan uygunluğu hakkında hüküm çıkarabiliriz? Yoksa, saltanat, padişahlık; Muaviye'den bizlere intikal eden, Kur'an dışı bir yönetim biçimi midir deriz? Hal böyle iken,

" Fatih'in kanunnamesine böyle bir madde koydurmadığı, koyduramayacağı yolunda bir takım görüşler ortaya atılmıştır. " Osmanlı padişahlarının kıl kadar şeriatten ayrılmadıkları, böyle bir iddia ile kâtil derekesine düşürülmek istendikleri" türündeki yersiz ve tutarsız iddialar, gazete sütunlarına kadar yansımıştır.

Son zamanlarda bir tarihçimiz Konrad Dilger'in görüşlerini özetleyerek kanunnameye ve kanun maddesine kuşku uyandırmaya çalışmıştır. Bir an için şunu düşünelim: Bu maddenin Fatih ile ilgisi yoktur, yakıştırmadır. Bu madde olsa olsa tahta geçer geçmez beş kardeşini idam ettiren III. Murad tarafından konmuş olabilir. Bu görüşler Osmanlı padişahlarını, özellikle Fatih'i aklar mı?

Yukarıda değindik Yıldırım, hiç bir şeyden habersiz, kundaktaki kardeşi Yakub'u idam ettirdi. II. Murad taht yollarını tıkamak için iki küçük kardeşinin gözlerine mil çektirdi. Bu üç somut olay , Osmanlı padişahlarının bu konudaki gerçek tavırlarını ortaya koyar. Fatih'ten sonra korkunç olayların sergilenmesi, açıkça masum insanların idam edilmesine devam edilmesi nasıl açıklanacak?

Örneğin, II. Bayezid, kardeşi Cem'in bütün oğullarını yani yeğenlerini acımaksızın idam ettirmiştir. Kanuni, kendisine başkaldıran oğlu şehzade Mustafa'nın da küçük yaştaki oğlunu anasının kucağından zorla alarak idam ettirmiştir. Yine Kanuni, kendisine baş kaldıran oğlu Bayezid'in dört masum oğlunu da yok etmekten çekinmemiştir.  Şeriatten kıl kadar ayrılmamak, masum insanların idam edilmesi demek midir?" ( a. g. dergi, sayfa 38-39)

Netice olarak;

Saltanatın, saltanat egemenliğinin daha yüzlerce şehzadeyi körü körüne, pisi pisine idam ettirmesini yazmayı düşünmüyorum. Zaten araştırdıkça, yazdıkça, tüylerimiz diken diken olacaktır!..

Zaten, bizim, gelenekçi kesimler, padişahları neredeyse " peygamber" mertebesine çıkartanlar, bu sözlerimize kızacaklar," bu adam ne yapmak istiyor?" diye bana köpüreceklerdir!..

Maalesef, gerçekler böyledir!.. Kimi, gelenekçilerimiz, sufi kesimleri, Fetö cenahları, padişahları, hacca gitmedikleri halde hacı yapmakta, hatta, II. Abdülhamid'le beraber tavaf yaptıklarını ifade etmektedirler!..

Yukarı satırlarda da arzettiğim gibi, bana göre, 600 küsur imparatorluk döneminin en zavallı, şanssız, kadersiz, biçare insanları şehzadelerdir. Şehzadeler olduğu gibi, saraydaki bir takım yabancı uyruklu sultanların( padişah hanımlarının)  entrikası, düzenbazlıkları sebebiyle, Osmanlı, asırlarca, Anadolu'daki beyliklerle ceng etmişler, yüz binlerce Müslüman Türk insanının bir hiç uğruna ölümlerine sebep olmuşlardır.  Niçin ve neden?

Kösem sultan ister mi idi ki, ordumuz Balkanlara gitsin, oralarda Bulgar cıfıtlarını, yani kendi soydaşlarını öldürsünler ve katletsinler? Böyle bir durum doğanın kanunlarına aykırı değil midir? Ve nitekim öyle de olmuştur.

Her şehzadenin, inziva halinde yaşaması, " ölüm, bana ne zaman gelecektir" emrini beklemeleri, çile çekmek değil de nedir Allah aşkına!.. Her şehzade böyle yaşamış, ve bunu da Kur'an'a ve Şeriate yamamışlardır.. Halbu ki, bunun neresi şeriate uygun, İslam'dan referans alınmış, neresi Kur'anî emirlerle uygunluk sağlamaktadır?

Bendeniz, bu günkü yazımı yazarken, tuşlara dokunurken, bir kısım " böyle şeyler yazılmaz, kaleme alınmaz" diye gelenekçilerin bana hücumlarını düşünerek yazdım. Rabbim!.. Bizleri doğrulardan uzaklaştırmasın, her zaman doğrularla bir ve beraber eylesin!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık