ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

PEYGAMBER ALGIMIZ NE KADAR KUR'ÂNÎ'DİR?..

" Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman ( öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım." ( Yûnus sûresi, âyet 15 )

Zikredilen bu ayeti kerimeden şunları anlıyoruz:

Günümüz dünyasında olduğu gibi, Kur'an'ı Kerim indiği dönemde de kendi kafalarına göre din isteyenler veya Allah'ın hükümlerinin kendi arzu ve heveslerine göre değiştirilmesini isteyenler olmuştur.

Halbuki Kur'an belli dönemlerdeki insanların geçici ve değişken arzularını karşılamak için değil, kıyamete kadar bütün insanlığın ruhî, ahlâkî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, dünyevi ve uhrevî ihtiyaçlarını karşılamak, dünyevî ahirete ait saadetin yolunu göstermek için indirilmiştir.

Onun içindir ki, âyette belirtildiği gibi Peygamber de dahil olmak üzere hiç kimsenin Kur'an'ın hükümlerini tebdil etme ve değiştirme yetkisi yoktur.

Bu kısa girişten sonra, ana mevzuya temas etmek için, Nisan ayının yaklaşmış olduğunu, güllerin, çiçeklerin havalarda savrulduğunu, Süleyman Çelebi merhumun mevlid şiirinin destan destan, avaz avaz okunduğunu göreceğiz!..

Tabii ki, Hristiyan dünyası, İsa (as)'ı göklere çıkarır da, orada hemen Allahü Teala'nın yanına oturtur da, Müslümanlar boş duracak, tembel tembel oturacak değildir. (!)..

Bilhassa, ülkemizde fink atan sufizm ve mistik çevreler, aslında, peygamberi göklere çıkarırlarken, kendi mürşidlerini, kutuplarını, gavslarını, Mehdilerini, Mesihlerini yukarılara uçurmanın telaşı içindedirler. Onun içindir ki,

" Rasûulullah Muhammed (sav)'i hangi sıfatlarla anmalıyız? Ona olan sevgimizi hangi sözcüklerle ifade etmeliyiz? Peygamber sevgisi, duygusal edebî bir söylemden ibaret mi olmalıdır?

' Muhammed' ismi bizim için ne ifade etmektedir? Muhammed (sav) tıpkı bizim gibi bir insan mıydı, yoksa insan üstü, yarı ilah bir varlık mıydı?

Bu soruların, ' müslüman' nazarında birden fazla cevabı vardır. Hâlbuki gerçekte bu sorulara verilecek tek bir cevabın var olması gerekir. Bu bir tek hiç tartışmasız, Muhammed (sav)in  Rabbinden aldığı ve kendisini de ilzam eden Kitap'ta bulunmaktadır.

" Kutlu Doğum' ayında yapılan konuşmalarda, radyo, televizyon ve salonlarda çalınan/söylenen ilahi, ezgi ve marşlarda ekseriyetle sanki yarı ilah bir Peygamber'e seslenilmektedir.

Duygu yüklü ve çoğu zaman ağlamaklı seslenişlerde, 632 yılının Haziran ayında gözlerini, - tıpkı diğer insanlar gibi- tekrar diriliş (ba's) gününe kadar bir daha açmamak üzere yummuş bir insana değil de;

Sanki yerleştiği görkemli şatodan dünyayı izleyen, seslenenleri duyan, görüp gözeten ve bir takım tasarruflarda bulunmak suretiyle cevap veren tanrısal bir kimseye hitap edilmektedir. Bu hitaplarda insanlar:

-İçinde bulundukları derin buhranları, siyasî ve ahlaki krizleri, dinî kısıtlılıklarını  Peygamber'e şikayet etmektedirler.

- Bu şikâyetin bir devamı olarak, Peygamber'e " GERİ GEL NE OLUR!" diye seslenmektedirler.

- Peygamber'e, o sanki ezelî ve ebedî, şu anda herkesi işitip cevap verebilen (dua edenin duasına icabet eden) bir ilahmış gibi hitap etmektedirler.

- Peygamber'in, ahirette bütün bu günahkâr ümmetini kurtarması ( şefaat etmesi) mümkünmüş gibi yakarmaktadırlar.

- Bütün bu hitap biçimlerinin İslamî açıdan ne kadar sakıncalı olduğu açıktır. Bu sakıncaları, Kur'an'a baş vurmadan ne tespit etmek mümkündür ne de yerine doğrusunu  ikame etmek." ( İktibas Dergisi, M. Durmuş, Nisan 2008, sayfa 14 )

Ümid ederiz ki, 2017 yılı " Kutlu Doğum Haftası" bu tür perişanlıkların, zavallılıkların, şirkin, bilmeden tapınmanın, beşeri ilahlaştırmanın, haksız isteklerde bulunmanın sonu olur!..

Çünkü, Başkanlığımız, " Kutlu Doğum  Haftası" etkinliklerine bir çeki düzen, Kur'anî bir veche vermesi yerinde olacaktır!..

Böylesi güzel bir hafta, ilk defa ülkemizde, milletimiz arasında kutlanmaya başlandığında, böyle bir amaçla, dini çarpıtmak, peygamberi ilahlaştırmak için tevessül ve teşebbüs edilmemiştir.. Ancak,

Sonradan gelenler, Kur'an'ı; yukarılara, yükseklere asanlar, ellerine mevlid kitabını alarak, peygamber algımızı Kur'an ötesine taşımış, milletimiz arasında grup grup yuvalanmış sufilere, mistik çevrelere de prim vermiş oldular.

Netice olarak;

Resulullah (sav); bizim gibi, yiyen, içen, yatan, uyuyan, istirahat eden, evlenen, çalışan,çoluk, çocuğa karışmış bir beşerdir.

Gerek kelime-i şehadetlerde, gerekse okumuş olduğumuz Tahiyyat dualarında " Abduhu ve Rasuluhü" derken, işte, bunu söylüyoruz.

" Abduhü" kelimesi, her halde, boşu boşuna, rast gele okunan bir söz değildir.. Resulullah (sav)'in, önce kulluğunu, sonra Resullüğünü  ifade etmek, bunu iyice algılamak lazımdır.

Resulullah ( sav)'in, ahlaki, insani, aile reisi, çocuk sevgisi, devlet yöneticisi, ordu kumandanı oluşu, hakim, fetva veren bir peygamber oluşunu dillendirmeli, bu şekil algılamalıyız.

Yoksa, idrarını kutsamak, sakal tellerini diyar diyar gezdirmek, miraçta, hemen Allah'ın yanına oturtmak, Kur'anî bir algı ve anlayış değildir.. Tüm bunlar, Hristiyanlığa özenmek, onlar gibi peygamberi yücelteyim derken küçültmektir.

Bu tür yanlışlardan kim istifade edebilir?.. Tabii ki, millet içerisine çöreklenmiş, mistik çevreler, sufi kesimler ve bir de 15 Temmuz cunta elebaşısı müstefid olur.. Başkasının faydalanacağını ben tahmin edemiyorum..

Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık