ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Peygamberimiz ve Sünnet Namazlar
RESÛLULLAH (SAV); SÜNNET NAMAZLARI EVİNDE KILARDI !..
 
 
    " Onlara Allah'ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: " Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter." Peki, ataları hiç bir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?" ( Mâide sûresi, âyet 104)
 
    Üzülerek ifade etmeliyim ki, aziz peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in sünnetini güncelleştiremiyor, günümüz dünyasına taşıyamıyoruz!..
 
    " Dedim" " Dedi"lere boğulmuş, şekilcilikten öte geçmeyen, erak ağacından yapılan misvakı , peygamberimizin nalinlerini, cübbe giymeyi, uzun sakal bırakmayı, başa, Çin ürünü takkeleri geçirmeyi, çatal-kaşık yerine elle yemek yemeyi, sandalyeye, masaya oturup yemek yemeyi kerih görüp, illada oturup bağdaş kurarak, yemek yemeyi arzu ediyoruz!..
 
    Ve bunlara da, Peygambere uyma, onun izinden gitme şeklinde anlıyor, algılıyor ve idrak ediyoruz!.. Oysa, Resulullah (sav); günümüz dünyasında yaşamış olsaydı, vallahi, en modern vasıtalara binerek yolculuk yapar, deveye binmez, gelişmiş her türlü alet ve adaveti kullanmış olurdu!..
 
    " Onlara, " Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: " Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!.."
 
    Ve bu günün Kur'an ve Sünnetten uzaklaşmış olan ve atalarından miras yedi şeklinde aldıkları adetlerden müteşekkil, ruhunu kaybetmiş ve kültürleşmiş bir dinin müntesibi olan Müslümanlara " Allah'ın indirdiğine ve Peygamberin sünnetine gelin" diye seslendiğinde " biz babalarımızı böyle yaparken gördük" derken rastlanılması ve hatta tepki alınması, bu zihniyete sahip olduklarını göstermiyor mu?
 
    İslam ümmeti, tekrar Allah'ın istediği vahdet ve tek vücutluk haline dönüşü arzuluyorsa şayet, bu, Allah'ın kitabına, peygamberin sünnetine ve râşid halifelerin uygulamalarına dönmüş olmaları ile gerçekleşecektir. Kurtuluş ancak ve ancak bununla mümkündür.
 
    İnsanların bir şeyi hak zannediyor olmaları, o şeyi batıl olmaklıktan çıkarıp hiçbir şekilde hak sıfatına büründürmeyecek ve kendisine tâbî olan olmasa da hak, haklığından hiç bir şey kaybetmeyecektir. Zira hak her zaman haktır. Altın ayaklar altına alınacak olsa da altınlığından ve değerinden hiç bir şey kaybedici değildir.
 
    Teneke, en muteber ve becerikli sarrafların elinden eline dolaşacak ve altın diye isimlendirilecek olsa da altınlaşmayacaktır. Altın ortaya çıktığı zaman, tenekenin mahiyeti ve basitliği güneşin bulutsuz bir öğlen vakti netliği kadar belirginleşecektir.
 
    Şu anda Müslümanım diyen fakat Kur'an'dan ve Sünnetten uzaklaşarak başka doğruluk ölçüsü belirleyip de, kendi yanındakine sevinip diğerine kin tutan bu insanların acınası durumunu kuran, daha önce kendilerine kitap verilip de haktan uzaklaşanların haberini örnekleyerek şöyle dile getirir:
 
    " Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir." ( Müminun/53)
 
    " Onlar ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür." ( Rum/32)" ( H. Karaveli)
 
    Günümüz de, yaşamış olduğumuz sıkıntıların temelinde Kur'an ve sünneti şerifleri bilmemek yatmaktadır. Cemaatle namazın üzerinde, ciddi şekilde durulurken, evlerimiz, namazlara karşı öksüz, sahipsiz ve yalnızlığı yaşamaktadır.
    Keşke!.. Mescidlere; yani camilere evleri yakın olan insanlar, sünnet namazlarını, sabah namazından itibaren, evlerinde kılarak camiye, cemaate, farz namazlara dahil olmuş olsalardı daha güzel olacak, evlerimizi namazsız bırakmamış olacaktık!..
 
    Aynı durumu ve güzelliği cuma namazında da yapmış olabiliriz!.. Cumanın ön sünnetini evde kılarak, farz namazı müteakip, kalan dört rekat sünneti tekrar eve taşımış, evde kılmış olsaydık , Resulullah (sav)'in sünnetine uymuş olur, falan ne der, filan ne düşünür çirkinliğinden kurtulmuş olurduk..
 
    " Doğru, Allah'tan ve Resulündendir.
 
    Meselenin çok daha fazla detayına girmeden, Rasulullah'ın delillerinin serdedilmesine gerek dahi olmayan bir husus vardır ki o: Rasûlullah (as)'in farz kılınmış olan namazlardan önce veya sonra kılmış olduğu ve sünnet namazlar adıyla isimlendirilmiş olan nafile namazlarını, evinde kıldığı ve mescidde bazı haller hariç kılmadığıdır.
 
    Rasûlullah (as) sünnet namazları evinde kılar ve mescide gelir, farzı cemaatle kıldıktan sonra farzlardan sonra kıldığı sünnetleri tekrar odasına çekildikten sonra eda ederdi.
 
    Şu çağda, İslam'a teslim olmaya çalışan ama gruplaşmış olanların, Kur'an'da şöyle deniyor, Hadiste şöyle deniyor değil de, falanca alimin kitabında şöyle deniyor, falanca üstad şöyle buyuruyor, filanca efendi buyurdu ki sözlerini daha fazla kullanmaları ve başkalarını, yanındakilere ters olmakla suçlamaları ve onların kitaplarını Kur'an'dan daha fazla ders ediyor olmaları ayetle örtüşmüyor mu?
 
    Hanefi mezhebinin en muteber fıkıh kitaplarından olan İbni Abidin'inde " Vitir ve Nafileler" isimli başlık altında şöyle denir: Teravihten maada ( teravih namazı hariç) nâfilelerde efdal olan ( en faziletli olan) evde kılmaktır...
 
    " Teravihten maada nafileleri evde kılmak efdaldir." Sözü farzdan önce ve sonra kılınan bütün nafilelere şamildir. ( bütün nafile-sünnet namazlar için geçerlidir). Çünkü sahihaynda ( Buhari ve Müslimde) rivayet olunan bir hadiste: "
    " Size evlerinizde namaz kılmayı tavsiye ederim. Zira kişinin hayırlı namazı evinde kıldığıdır. Yalnız farz namaz müstesna!" buyurulmuştur." ( H. Karaveli)
    Netice olarak;
    Bu gün, mescidler de tekrar etmiş olduğumuz tesbih atmalar, çekmeler, zikirmatikler ibadet değildir!.. Sadece, sonradan uydurulmuş, dışarıdan empoze edilmiş usullerdir!..
 
    Diğer bir hususta, bizim insanlarımız, "camiye gideyim de, herkes beni görsün, nasıl namaz kıldığımı, nasıl takva sahibi olduğumu anlasınlar" riyakârlığı sebebiyle, evlerimiz de nafile namaz kılmıyoruz!.. Her şeyi, her halimizi topluma göstermeye çalışıyoruz!..
 
    Bilhassa, Cuma günleri, " Zühr-i ahir" bid'at namazını kılmak için, adeta birbirimizle yarış yapıyoruz!.. Halbu ki, bu uydurma namazı, ne Resulullah (sav), nede sahabe-i kiram kılmamıştır!.. Ama biz, " cuma namazı"nın kabul edildiğini kabul etmediğimiz için, günün öğle namazını da kılmış oluyoruz!.. Tüm " kılmayın" görüşlerine rağmen!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir 
     
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık