Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

RAMAZAN KEMALE ERERKEN, HURAFELER ZEVALE ERMEMEKTEDİR!..
 " Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık." ( Zuhruf sûresi, âyet 2, 3)
 
    Dolu dolu geçen bir ramazan ayının kadir gecesini ve son günlerini milletçe, ümmetçe idrak etmekteyiz. Maalesef, Diyanet İşleri Başkanlığımızın tüm emirlerine, direktiflerine rağmen, yine bu sene, hatim okumalarında, mukabele okumalarında arzu edilen, istenilen randımanları alamadık!..
    Niçin alamadık? Çünkü, " eski hamam, eski tas" deyiminde vurgulandığı gibi, geleneksel anlayışlar, hurafelerin zevala uğramayıp gittikçe azıtmasından mütevellit, hatimlerdeki, mukabele okuyuşlarındaki, Kur'an'ı okuma, anlama ve yaşama adına bir değişikliğin olmadığını müşahade etmiş bulunduk.
    Hocalarımız camilerde, insanlarımız evlerinde, iş yerlerinde doya doya, dolu dolu Kur'an'lar okudu ama, anlamadan, Kur'an'ın mesajlarına vakıf olmadan okudular, başlarını salladılar, yorulup yorulup uykuya gittiler. Sonra da, okuduklarını, Fatiha'larla sonlandırıp ölmüşlerini memnun ettiler.
    Lakin bir diriler kitabı olan Kur'an; dirilerden uzak kalıp, emirleri, mesajları, baştan başa dünyayı ilgilendiren buyrukları görmezlikten gelindi.
    " İnsanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur'an'da bu ayda insanlığa sunulmuştur. Bu kitap insanlığı dalaletten hidayete, karanlıktan nura, küfürden imana kavuşturmak için gönderilmiştir.
    Ancak onun insanlığa yol göstermesi için, insanlığın da onu rehber edinmesi gerekmektedir. Elde olmayan dilde, dilde olmayan da gönüllerde olmayacaktır.
    Bu kitabı okumadan anlamadan hayata onunla bakarak yaşamadan nasıl elimizde, dilimizde ve gönlümüzde olacaktır.. Bu kitabı okumak demek onun bize ne söylediğini anlamak, öğrenmek ve öğrendiğimiz bilgiler doğrultusunda bir hayatı yaşamak demektir. Ancak Kur'an'dan öğrenilen bilgilerle yaşanan hayattan Allah razı olacak ve ona ecir verecektir.
    İşin doğrusu bu iken, bizler sadece görüntüye uyarak anlamadan okuyor anlamadan dinliyoruz. Bu halimizle bizler de Kur'an okuyoruz. Ancak bir kelimesini bile anlamadığımız için ilk nesli değiştiren Kur'an bizleri değiştirmiyor. Onları yaşayan Kur'an haline getiren okuma, bizi hiç etkilemiyor.
    Çünkü okunan ayetlerin bize ne dediğini anlamıyoruz. İnsan anlamadığı sözden nasıl etkilenir? Belki bir an okuyanın tegannisinden etkileniriz gözlerimiz de yaşara bilir, ama bizdeki bu duygusal durum bir bilgi ve bilinç oluşturmadığı için kısa bir zaman sonra bu hava yok olup gidiyor.
    " Kubbede kalan hoş bir seda" kalıyor kulaklarda. Müslümanların başta " hafızları" olmak üzere bunca Kur'an okuyan, hatim yapan insanların yaşayan Kur'an olamayışının hikmeti işte budur. İnsan ancak anlamak için can kulağı ile dinlediği bir şeyi anlar ve tepkisini de ona göre koyar.  İnsanın tabiatı budur." ( www.iktibasdergisi.com)
    Her zaman ifade ettiiğim gibi, bin yıllık millet hayatımızda, Kur'an'ı anlamadan, tefekkür ertmeden, bizlere ne emrettiğini anlamadan okuduk durduk ama, Kur'an, bizim hayatımıza yön veremedi, lakin, bizler ona yön vermeye çalıştık.  
    Bizler, Kur'an'a neler yaptık? Onun emirlerini hayattan kopararak, onu " ölüler kitabı" yaptık. Bu gün, her Kur'an okuyan Müslümana lütfen bir sorunuz!.. Nasıl bir cevap alacaksınız? " Tüm ölmüşlerimiz için Kur'an okuyoruz" olacaktır(!).
    Halbuki, Rasulullah (sav)'in hayatında, sahabe-i kiramın yaşamlarında böyle bir algı ve anlayış bulunmamaktadır. Onlarda Kur'an okuyordu ama, hayatlarında tatbik ediyorlar, okuduktan sonra da " Dünyanın fethi" ne çıkıyorlardı.
    Oysa bizler, aziz Kur'an'ı, okunan mevlid bahirlerine payanda, dayanak yapıyoruz. Bin bir çeşit hurafelere tutsak edip, onu anlaşılmaz, yaşanmaz bir kitap şekline dönüştürüyoruz.    Hakikaten, benim gibi düşünen, kafasını bu mevzuda yoran Müslümanların gücüne gitmekte, onuruna dokunmaktadır!.
     Bir millet, yaşılsı ile, genci ile, kadını ile, kızanı ile, nasıl olurda yapmış olduğu ibadeti anlamadan Allah'a kulluk görevinde buluna bilir?  Anlaşılması gereken, onun emirlerini hayata yansıtması gereken bir millet, papağan haline getirilmiş, sade ce başını sallaması, güzel sesten, yankı yapan tegannilerden yararlansın istenmiştir. Şu ayeti kerme ve sonrası yorumlara bakalım:
    " İnkâr edenler: "Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi" dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ( parça parça indirdik) ve onu tane tane okuduk." ( Furkan 25/ 32)
    " Bunun anlamu şudur, bizler de kalbimize yerleştirmek istiyorsak, aynı şekilde ayet ayet, üzerinde anlamak için düşüne düşüne okumalıyız. Bir an önce bitirelim, hatim yapalım, her harfine şu kadar sevap alalım anlayışı ile yüz yıl okusak bile bu okuyuş, bir yanlışımızı düzeltmez ve bize bir doğruyu öğretmez.
    Böyle bir okuma biçimi dünyada sadece Müslümanlara mahsus bir okuma biçimidir. Çünkü insanlar her şeyi öğrenmek için okurlar. Müslümanlar ise Allah'ın kitabını sadece okumak için öğrenirler ve bir ömür de sadece okumak için okurlar, ama bu okuyuştan hiç bir şey öğrenmeden.
    Böyle bir okuma ne Allah'ın kullarından istediği okuma biçimidir, ne de peygamber'imizin ve arkadaşlarının okuduğu biçimidir. Bir ömür Kur'an'ı anlamamak için pasif bir direnmeden başka bir şey değildir. Kur'an'ı artık tecvidiyle de okuyorum diyen bir kimseye, bir kez de mealinden okuyup o ayetlerde Allah bizlerden ne yapmamızı istediğini öğrenmiş olursun denilen kimsenin cevabı aynen şöyle idi: " Onu okumaya vaktim yok."
    Çünkü bu insanların adeta beyinleri yıkanmıştı. Bir ömür hatırı sayılır " hoca efendilerden " (!) meal okumanın sevap olmadığını dinlemişlerdir.
    İnsanlar Kur'an'ın mealini okuyup Allah'ın ne dediğini anlayacak olurlarsa belki, kendi imparatorluklarının temelleri sarsılacak, âlimliğine zarar gelecek... Halbuki bu düşünmeli değilmiyiz?
    Allah bu kitabı sade okunmak için mi gönderdi? Yoksa başka bir amacı mı var? Halbu ki okuduğumuz ayetlerde yüzlerce defa " hala düşünmeyecek misiniz, hala akletmeyeck misiniz, düşünen bir kavim için ayetlerimiz böyle açıklıyoruz" buyurulmaktadır." ( www.iktibasdergisi.com)
    Netice olarak;
    Tüm hurafi anlayışların, adetlerin, uygulamaların, eylemlerin, fiillerin sona erme, zeval bulma zamanı gelmiş ve çoktan geçmiştir.Çünkü, Emevilerden bu yana, hurafelere teslim oldukda ne oldu?  Gelmiş olduğumuz nokta ortadadır.
    Bilhassa, mahalle aralarında cahil bırakılmış hanımların halleri içler acısıdır. Kendi aralarında toplnarak, 21 Yasin
 40 Yasin seanslarından sonra, sıra tesbih çekmeye, gözleri kapatarak, yumdurularak, ölme, teneşire yatma, cenaze namazı kılınma, kabire yerleştirilme, kabir üzerinde hocanın telkin vermesi, sonra da, münker-nekir sorgu suallerini yaşatmaktadırlar.
    Mevlid okuma, okutturma, ölüye hediye etme kampanyaları azalacağına gittikçe artmaktadır. Kim suçlu, kimler vebal altındadır?  Tabii ki, amir durumunda olan, halkın dini yaşamından sorumlu olan makamlar, merciler vebal altındadır.
    Elimizde Kur'an gibi ilahi bir kaynak var iken, bu gerçeği terkederek, sağa-sola yalpa yapmanın anlamı ne ola bilir? Bunun yerine, yapay şeylerden medet ummanını, halka yararlı olmaya çalışmanın bir anlamı olmasa gerektir!..
    Çünkü, asırlar boyunca böyle yaşadık da ne oldu? Hala yerimizde saymakta, kalkınma, medeniyet, inkişaf alanlarında gerileri yaşamakta, insanlığa kötü görüntüler sergilemekteyiz.  Huzursuzluk, kaos, açlık, ayrılık, mezhepçilik vb. sahalarda ezilmişliği , biçareliği yaşamaktayız.
    Rabbimiz!.. Aziz milletimize bundan sonra ki asırlarda, çağlarda Kur'ânî anlayıiş lutfetsin!.. Selam ve dua..
    Şerafettin Özdemir
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık