Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Rasülullah'ı Taklid
RASULULLAH (SAV); TAKLİT Mİ EDİLMELİ, YOKSA SÜNNETİ YAŞANMALI MIDIR?!.."
 
 
       İsterseniz konumuza, ömrünü İslam'ın yaşanmasına, anlaşılmasına adamış bir büyük insan olan allame Muhammed  İkbal merhumun bir sözü ile başlayalım:
 
    " İslam Peygamberini eski dünya ile modern dünyanın ortasında durmuş görmekteyiz. Hz. Peygamber (sav) bildirmiş olduğu vahyin kaynağı bakımından eski dünyaya, fakat bildirmiş olduğu vahyin ruhu bakımından modern dünyaya bağlıdır. Onun gelişi ile hayat aldığı yeni istikamete uygun yeni kaynaklar keşfetmiştir."
 
    Modern geçinen dünya, ne kadar ilimde, bilimde, teknikde, teknolojide, uzayda, nasada ileri giderse gitsin, aziz Kur'an tüm bunların gerisinde kalmayacak, sürekli ve daima bu çalışmalara yön verecek, yol gösterecektir!..
 
    Yeter ki, insanoğlu, Kur'an ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed (sav) 'i, iyi, güzel, yaşanılır bir şekilde anlayabilsin!.. Onu, şekillere, şekilciliğe boğmasın!..
 
    Çünkü, içerisinde yaşamış olduğumuz İslam kitleleri, Peygamberî anlayıştan uzak, sırf onun nalinleri ile, sakalı şerifi ile, eteği ile, cübbesi ile, misvakı ile, yüzüğü ile meşgul olmaktadır!.. Bu açıdan yola çıkarak, Prof. Dr. S. Hatipoğlu hocaya sorulan bir sorudan istifade ederek konuyu devam ettirelim:
 
    " Hz. Peygamber'i taklit, Peygamber'i örnek almak değildir!..
 
    Rasûlullah (sav) efendimiz tarihi olarak M.6. yüzyılda dünyaya teşrif etmişler, kendilerinin peygamber olacağını bilmeyen bir insan olarak yetişmiş, malum. 40 yaşlarına gelince kendilerine vahiy nazil olmuş, vahiy daha sonra 23 sene zarfında birike birike bugün elimizde bir ciltlik bir kitap olacak Kur'an'ı Kerim teşkil etmiş.
 
    Peygamber (as)  dediğimiz gibi, Arabistan'ın Mekke şehrinde doğan insandır  ve bu insanı biz, getirdiği kitapla en doğru şekilde tanıyabilme imkanına sahibiz.
 
    Bize peygamberimizi anlatan, en doğru kitap Kur'an'ı Kerimdir. Kur'an'ı Kerim'de Rasûlullah'la ilgili pek çok ayetler görüyoruz ve bu ayetlerde en başta o insanın sair insanlardan fiziki bakımdan farksız, onlar gibi insan olduğu vurgulanıyor.
 
    Sair insanlardan farklı tarafı olarak da kendisine vahiy verilmiş gönderilmiş olduğu vak'ası ortaya çıkarılır. Şu halde Rasûlullah'ın sair insanlardan farklı olan yanı, vahye muhatap olması ve onu tatbik etmeye memur edilmiş olmasıdır.
 
    Kur'an'ı Kerim ayetlerinden öğrendiğimiz kadarıyla Rasûlullah getirdiği o vahiyleri hem kendisi tatbik edecek, hem de ümmetini tatbik eder hale getirecektir. Yani Kur'an'ı Kerim sadece bir ' okuma kitabı' değil, aynı zamanda onun verdiği/getirdiği mesajın fizikî dünya dediğimiz bu dünya hayatında tatbik edilmesini sağlamaktır.
 
    Kendi devrinde Rasûlullah bu vazife ile mükellefti ve bu istikamette çalışarak 63 yaşlarında vefat etti. Kendi hayatı müddetinde, hayatının sonlarında İslamiyetin tamam olduğu, İslam inancının bütün alemde tebliğ edilmiş bulunduğu Kur'an dilinde yazılıdır.
 
    Şu halde biz İslam'ı öğrenmek için Kur'an'ı Kerim'i iyi öğrenmekle mükellefiz. Ve dolayısıyla hem Peygamberimiz'i, hem de Peygamberimizin getirdiği mesajı Kur'an'ı Kerim'de ana hatlarıyla öğrenmemiz mümkündür." ( ( musabagci.tr.iktibas dergisi sayı 328)
 
    Üzülerek ifade etmeliyim ki, günümüzde peygamber algımız, yaşantımız, yukarıda anlatılan, Kur'an peygamberi algısına tamamen zıt, ters istikamettedir.
 
    Öylesi çevreler vardır ki, peygambere neredeyse kanat takarak onu göklerde uçurmakta, beşerilik sıfatını bir taraf ederek, yemesini, içmesini, uyumasını, evlenmesini, çoluk-çocuğa karışmasını, insanlarla arkadaşlığını, vahyi tebliğ etmesini bir taraf ederek, adeta Hristiyanların İsa'yı tanrılaştırdıkları gibi bir hale sokmaktadırlar!..
 
    Oysa, Rasulullah (sav); hiç de bu tasvir edilen durum gibi değildi.. Normal insanlar gibi ağlamış, gülmüş, tebessüm etmiş, öfkelenmiş, zaman zaman hanımlarını boykot ettiği bile görülmüştür.
 
    Ama, bu demek değildir ki, Hz. Muhammed (sav); bizler gibi, Ali, Veli, Hasan, Hüseyin gibi, her hangi bir vasfı , sıfatı olmayan insandı? Hayır! Bin kere hayır!..
 
    O, mübelliğ idi, Allah'tan almış olduğu emirleri insanlara tebliğ eder, uhrevi alemdeki olacak şeyleri anlatır, cehennemi,cenneti, helali, haramı, infakı, zekatı, fidyeyi, fıtrayı anlatır, evlenmeden, yuva kurmadan bahseder, dünyanın ne şekilde tamir edilmesi, dizayn edilmesi hususunda insanları aydınlatırdı. Onun içindir ki;
    " Kur'an'ı Kerim'in anlattığı Peygamberle, daha sonra teşekkül etmiş olan İslam kültür kaynaklarında tasvir edilmiş olan Peygamber bazan muazzam farklar görülür.
 
    Biz bunu müşahade edebiliyoruz. Peki bu neden oluyor? Bu, insan varlığının tabiatından kaynaklanıyor. Bir kimse, karşısındaki zatı nasıl anlayabilir? Biz de, eğer o insanla seyahat etmediysek, o insanla oturup kalkmadıysak, o insanla beraber bazı hayat tecrübeleri yaşamadıysak, onu tam olarak anlayamayız.
 
    Böyle olunca Rasûlullah'ın yanında büyümüş, onunla İslam'ın davasını yürütmüş kimselerin Peygamber anlayışı başka oluyor, daha sonra onu öteki kaynaklardan, ikinci, üçüncü kaynaklardan öğrenmiş olan kimselerin Peygamber anlayışı farklı olabiliyor.
 
    Sonraki asırlarda Rasûlullah'la ilgili yazılmış kitapların hemen hemen bütününde onun farklı şekilde, Kur'an'ı Kerim'den farklı bir şekilde anlatılmış olmasının sebepleri bunlardır.
 
    Yani insan unsurundan, insan kültür seviyesinin farklılığından kaynaklanıyor. Böyle olunca, o tip eserlerde eğer Rasûlullah'ı tahrif edilmiş bir şekilde bir anlatış varsa, biz bunun kaynaklarına inmek ve o kaynaklara göre onları düzeltmekle mükellefiz.
 
    Bu işi tam yapamadığımız zaman, tahrif edilmiş, değiştirilmiş, deforme edilmiş bir peygamber anlayışıyla karşılaşmamız mukadder oluyor. Maalesef hala günümüzde de durum budur.
 
    Çünkü bugün Rasûlullah'ı kendi devrinin kültürel şartları içinde anlama imkânı pek kalmadı. İslam bütün dünyaya yayıldığı zaman dünyanın muhtelif yerlerindeki kültürel unsurlarla Müslümanlar karşılaştılar ve o kültürel unsurlarla Rasûlullah'ı anlatmaya kalkıştılar." ( http://musabagcitr)
 
    Emin olun ki, hangi şehirde olursa olsun, kitapçılara, kitapçılar çarşısına uğradığımız zaman görmüş oluruz ki; vallahi!.. Bin bir çeşit abartılı rivayetleri içeren kitaplar, yaldızlı yaldızlı eserler göz doldurmaktadır!..
 
   Ama, ne hazindir ki, içersine girmiş olduğumuz, sayfalarını çevirmiş olduğumuz zaman görmüş oluruz ki, Kur'an dışı, akıl ötesi, vahiyle bağdaşmayan, sünnetle ilgi ve alakası bulunmayan hadisler uydurulmuş, deyimler üretilmiş, hepsinin amacı da, peygamberi büyütüp, öveyim derken, küçültmüşler, onu yerde bırakmayıp İsa'nın yanına uçurmuşlardır.
 
    Örnek verecek olursam, Seadeti Ebediyye, İrşad kitapları, Envarül Aşıkın, Dürretül Vaizin, mızraklı ilmihal, veya medya vaizlerinin anlatımları, mistik çevrelerin şeyhine yer açmak için, peygamberi , peygamberliği zorlamaları tüm bu yanlışlara birer örnektir.
 
    Netice olarak;
    " Peygamberi yüceltmeyin" ayetle uyarılar bulunurken, bizzat aziz Peygamber'in tembihleri ortada iken, onu uçurmamız, kaçırmamız, dışkısını, sidiğini kutsamamız ayıbın ayıbı, çirkinliğin çirkinliğidir..
 
    Ramazan aylarında, Yurt dışına bile gönderilen Peygamberimizin sakalı şerifi, camilerde kıyametler koparmakta, insanlar; " ben de görmeliyim, ben de tavaf etmeliyim" düşüncesi ile birbirlerini ezmekte, haykırmalar, haykırışlar, figanlar, iniltiler birbirlerine karışmaktadır!..
 
    Bilhassa, okumamış, Kur'an bilmeyen, emirlerini, tembihlerini anlamayan hanım kesimleri, daha çok böylesi yanlışlara kurban edilmekte, bin bir çeşit rezaletler, ezilmeler, tepelenmeler görülmektedir.
 
    Aynı durumu, Eyub sultan makamında da görmekteyiz!.. Türbelerin yanı başlarında da müşahade etmekteyiz.  Aynı hali, Hacı Bayram Veli de de yaşamaktayız!..
 
    Tabii ki, Başkanlık, böylesi işlere " Dur" demesi lazımdır!.. Örneğin, genelge yazılıyor, hocalara şunu yapın, bunu yapmayın deniliyor. Örneğin, " Zühr-i Ahir" namazı, yani o günün öğle namazı!..
 
    Bir camide görmekteyim. hoca efendi, cumadan sonra, cuma sünnetini de kılmakta, tesbih çekilmekte ve duadan sonra, cemaatı dağıttıktan sonra, bir kısım okumamış tarikatçı kimselerle kalkıp o günün " zühr-i ahir" ( öğle namazı)nı  da yeniden kılmaktadır.
 
    Oysa, biliyorum ki, hoca efendi, beraber kalkıp yeniden namaz kıldıkları üç beş sufi çevrelere şirin görünmek, onların gönüllerini hoş etmek için kılmaktadır.. İnanarak yapmamaktadır!.. Tabii ki, bu haller, yüksek tahsil yapmış bir din adamına yakışmamaktadır!.. Bunlar, tümüyle uyduruk şeylerdir.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık