Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Tabiatı Sevmek

TABİATI SEVMEYİ, ÇEVREYİ KORUMAYI VE TEMİZ TUTMAYI BİR BİLİNÇ HALİNE GETİRMELİYİZ!.

" Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur.

Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız O, halîmdir, bağışlayıcıdır" ( İsrâ sûresi, âyet 44) Zikredilen ayeti kerime hakkında kısaca bir tahlil yapalım: Bilindiği üzere, tabiat ilimlerindeki inkişâf, bu âyetin açıklanmasına yardımcı olmuştur.

Nitekim, önceleri cansız ve hareketsiz olduğu sanılan varlıklar da dahil olmak üzere, bütün eşya ve atomlardan meydana gelmiştir İşte atom çekirdeklerinin etrafındaki elektronlar, sürekli ve muntazam bir şekilde çekirdeğin etrafında dönmektedirler ki, belki de onların bu dönüşleri ve böylece, ilahî kanuna, en ufak bir sapma göstermeksizin boyun eğmeleri, aziz Kur'an tarafından Allah'ı tesbih olarak ifade edilmiştir Bu kısa anlatımdan sonra, isterseniz, " Çevreyi temiz tut, yeşili koru!" başlıklı şiirimden iki kıta alarak konumuzu renklendirelim: " Yurdumda dört mevsim, birden yaşanır, Münbit arazisi, rahmet boşanır, Irmakları çağlar, coşar coşanır, Çevreyi temiz tut, yeşili koru.

x Erozyon afeti, alıp götürür, Götürdükçe, can vatanı bitirir, Ormana sahip ol, yokluk getirir, Çevreyi temiz tut, yeşili koru!" ( Ş.

Özdemir) Hakikaten, Türkiye toprakları, yani vatanımız, dünyanın her yönüyle en zengin, en güzel, ilgi çekici, cezbedici bir diyarı vatandır! Ama, dinimiz İslam'ın, atalarımızın tembihi üzere, bu güzel yurdumuza, ormanına, yeşiline, yaylasına, derelerine, erozyona karşı topraklarına, çevre temizliğine, denizlerine, kıyılarına, ovalarına, obalarına, dağlarına, derelerine, tepelerine sahip çıkabiliyor muyuz? Bana sorarsanız, bendeniz, okuyan, araştıran, inceleyen, irdeleyen biri olarak görüntülerden, zuhur eden çirkinliklerden dolayı memnun değilim!.

Bilinçsizliğin, bilgisizliğin, hor ve hakir kullanmanın daniskasını yaşadığımızı iddia ediyor ve bu hususta kanaatimin yanılmazlığına inanıyorum Bir kere; " Evrendeki varlıklar birbiriyle bağlantılı hiyerarşik bir düzen meydana getirmektedir.

En küçük ve en az karmaşık birimler kendilerinden daha büyük kompleks üst sistemlerle etkileşim içinde çalışırlar Her düzeydeki birim kendi içinde dinamik bir bütündür ama üstündeki veya altındaki alanlarla bağlantısı olmaksızın varlığı düşünülemez İnsan da tabii varlığı itibariyle bu sistemin bir parçasıdır, ancak psikolojik varlığı ve kurduğu sosyal oluşumlara diğer varlıklardan farklı bir yapıya ve şuur düzeyine erişir.

Tabii ilişkisinin ötesinde diğer varlıklarla bilinçli bir ilişkiye girer Kısacası bizler kurulu bir dünyaya doğmakta, fakat sosyal hayatın ürettiği bir bilinçle doğal çevremizle ilişki içine girmekteyiz Çocukluktan itibaren gerek ailemiz ve gerekse yakın sosyal çevremizden aldığımız düşünce ve davranış tarzıyla tabii çevremize yaklaşırız.

Dolayısıyla sosyal çevremizin görmediği veya görmezden geldiği pek çok şeyi biz de görmeyiz Çevremizde farkına varmamız ve korumamız gereken bir çok şey olmasına karşın, çoğunlukla bunların farkında bile olmayız Çünkü bunları ya biz kurmamışızdır, ya da her gün göre göre alışkanlık kazanmışızdır.

Her an teneffüs ettiğimiz havanın, ışık ve ısısına muhtaç olduğumuz güneşin, havamıza oksijen üreten ve bize psikolojik bir haz veren yeşilin, içimizi açan berrak mavi gökyüzünün, zümrüt yeşili rengiyle insanları kendine çeken denizin varlığını ancak bunlar olmadığı zaman, ya da kullanılamaz hale geldiğinde fark ederiz Fark ederiz de insan için ne büyük bir değer olduklarını o zaman anlarız" (www.

ilimdunyasicom) Bu noktadan hareketle, şunu ifade etmek zorundayım Üzerimizde bizleri ve herşeyi çepe çevre sarmalayan gök kubbe, denizler, okyanuslar, atmosfer ve üzerinde yaşamış olduğumuz karalar, Rabbimizin insanoğluna koruması için bir emanetidir.

Hem de ne koruma! (!).

Ben, sözün burasında, kendi İlçemden bir misal vermek istiyorum: İlçemiz Afşin, diğer adıyla yeşil Afşin! Ülkemizin en güzel yerleşim birimlerinden birisi idi.

Halkımızın, yetiştirmiş oldukları, yeşil biber, kırmızı biber, karpuz, kavun, mısır, salatalık, elma, her eşit üzüm zenginliği, cevizcilik, dutculuk ile hatırı sayılır, methedilir, sevilir, övülür bir vatan parçası idi!.

Peki ne oldu tüm bunlara?! Değirmen çalıştıran suları kurudu, bağların yerini çalı-çirpi dikenleri aldı, kocaman kocaman ceviz ağaçları odun edilerek yakıldı, dut kalmadı, tüm yeşillikler yani nazara gelmiş oldu!.

Hem de ne nazar!.

Tabii ki, nazar tabirim, alay etmek, istihza etmek içindir! Böylelikle, atmosferimiz kirlendi, tüm ekilen, dikilen yerler çölleşti, insanlarımız " emekliyiz" sözleriyle, camilerin avlularında, kahvelerde, çay ocaklarında ömür tüketir oldular!.

Niçin ve neden? Çünkü, İlçemiz topraklarında kurulan Termik santralı, kısman verimli, üretken olsa da, ama, genelde, arazilerimiz ekin bitirmez, ağaç yeşertmez oldu.

İnsanlarımız, her an kanser illeti ile karşı karşıyadır Yani, hızla çoğalmakta olan kanser musibeti!.

Burada sormak zorundayım? Elektrik üreten termik santralı mı, insanlarımızın sağlığımı? Elbette ki, insan sağlığı her şeyden üstün ve önemlidir! Rast gele, bilinçsizce tesis edilen kömür santralı , ha bire insanların hayatını öğütmeye devam etmektedir!.

Belki de, denilecektir ki, Termik santralı kül saçıyor ama, ülkemize enerji bakımından faydası, katkısı bulunmaktadır!.

Lakin, ölen insanoğlu da, yeryüzünde Allah'ın en çok değer vermiş olduğu bir varlıktır! Batı ülkelerinde de, santrallar bulunmaktadır!.

Termik santrallarının zararı minimuma indirilmiş, tedbir alınmış, insanlar, onun kirliliğinden, pisliğinden mümkün mertebe korunmaktadır!.

Netice olarak; " Bu tabii düzen, Yüce Allah tarafından yaratılmış ve bize bahşedilmiştir Bu, Allah'ın insana verdiği değerin bariz bir göstergesidir Kur'an-ı Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığından beyan ederken, insanın tabiattan faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat çekmektedir.

Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatla ilişki içine girmek, insan türünün mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu doğuracaktır Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak, ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan çıkaracaktır Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup, pek çok madde ise ham halde bulunur.

Ham halde bulunanlar ise üretim mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir Bu yüzden insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır Ama üretme, aynı zamanda tabiatta olanı tüketmek demektir.

Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken de dikkatli olmak gerekmektedir" ( wwwilimdünyasi.

com) Son söz olarak şunu vurgulamak istiyorum: Büyük kıyamet denilen her şeyin yok olması bir gün gerçekleşecektir! Kıyametin kopmayacağına hiç bir Müslüman inkar yönünde bir taplo sergilemez.

Çünkü, Kur'an'la sabittir Ama, Okyanusların, denizlerin tepe tepe gelmiş olduğu Tsünami , yerlerin 7,8, 9 şiddetinde depremlerle evleri, binaları, yeryüzünü bir kalbur gibi altını üstüne çıkarması ne demektir? Veya, denizlerden kıvrım kıvrım yükselerek gelmekte olan hortumlar, nehirlerin taşarak, sel volkanları haline gelmesi, bizlere bir şeyleri hatırlatmıyor mu? Rabbimiz!.

Bu mevzularda, bizlere idrak, izan, düşünce, tefekkür lütfetsin!.

Selam ve dua ile Şerafettin Özdemir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık