Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Takdir Allah'dan, Tedbir Kuldandır
" Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla ( Kur'an ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar." ( En'âm sûresi, âyet 51 )
 
    Yüce Allah'ımız; külli iradesinden bir nebzecik de olsa insana irade-i cüz'iye ( dileme gücü) ihsan buyurmuştur!..
    O irade-i cüz'iyye ki, ( özgürlük); insanı, iyilikte, güzellikte, dünyayı mamurda, kalkınmada, güzel yaşam biçiminde veya haksızlıkta, adaletsizlikte, küfürde, imansızlıkta serbest bırakmıştır!..
 
    Dileyen beşer; iman yolunda yürür iken, dileyen insanda, küfür içerisinde hayatı zindanda, karanlıklarda bocalayarak fani alemden hesab vermek üzere ebedi aleme göç eder.  Onun içindir ki,
 
    Asr-ı Saadet döneminde pek de tartışılmayan, gündemi meşgul etmeyen takdir ve tedbir, diğer bir ifadeyle kader ve kaza mevzusu sonraki zamanlar da tartışılmaya başlanmış, hatta "kaderiyye" ismi altında mezhep bile kurulmuştur.  Şu alıntı yazımızı dikkatle okuyalım:
 
    " Sahabe döneminde de kader konusunda zaman zaman tartışmaların yapıldığı bildirilmektedir. Bu devirnde yapılan tartışmalardan bir kaç örnek vererek, konuyu biraz daha açmak faydalı olacaktır.
 
    Şam tarafını ziyarete giden Halife Ömer; Şam'da veba salgını olduğunu haber alınca, şehre girmekten vaz geçerek, buradan uzaklaşılması gerektiğini bildirir. Bunun üzerine Şam tarafında bulunan ordunun komutanı Ebu Ubeyde;
 
    Kaderi gerekçe göstererek, Hz. Ömer'in uzaklaşma önerisini eleştirir. Hatta Hz. Ömer'e; " Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" diye sorar. Onun bu itirazına Halife:
 
    " Evet Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyorum." karşılığını verir. Görülüyor ki, Hz. Ömer'in kader anlayışı ile Ebu Ubeyde'nin kader anlayışı çok farklıdır. Ebu Ubeyde'ye göre;
 
    Her şey Allah tarafından ezelde tesbit edilip, proğramlandığı için kaderden kaçmak mümkün değildir. Hz. Ömer'e göre ise, ezelde tesbit edilenler imkânlar olduğu için veba hastalığı olan yere girenin, bu hastalığa yakalanması da Allah'ın kaderi, bu hastalığın olduğu yere girmeyerek ondan kaçanın kurtulması da Allah'ın kaderidir.
 
    Nitekim, Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan gibi, bir çok ileri gelen Sahabe veba hastalığından öldü. Vebadan kaçan Hz. Ömer ise yaşamını sürdürdü. Müslümanlardan bir grup tarafından muhasara edilen Halife Osman, hilafetten ayrılmasını isteyenlere karşı;
 
    Kaderi gerekçe göstererek, isteklerini reddetmişti. Ancak, aynı gerekçe ile isyancıların halifeyi taşa tutmalarından sonra, Hz. Osman'ın, onların kaderi gerekçe göstermelerini kabul etmediğini görmekteyiz." ( Ahmet Akbulut)
 
    Ne acı ki, takdir ve tedbir mevzusu, günümüz dünyasında bile rast gele, körü körüne tartışılmakta, ekseri kitleler, bilinçsiz trafik kazası karşısında, suçu kadere atmakta, kasıtlı kurşunla öldürülmüş kişileri bile şehitlik derecesine çıkaracak kadar beyin ve zihin travması yaşamaktadır!..
 
    Akşam olduğu zaman, genel haber bültenlerini izlemeye korkmaktayım!.. Niçin ve neden?.. Bir tarafta terör cinayetleri, gelen polis asker naaşları, diğer tarafta, komşuluk ilişkileri sebebiyle sıkılan kurşunlardan ölen insanlar, ayrıca, sokak ortalarında öldürülen kadınların tüm günahları kadere yüklenmekte, insanlar da hemen kolaycacık suçtan, suç unsurundan sıyrılmaktadır!..
 
    Bir gün " Adamın biri Hz. Peygamber'e gelerek, ey Allah'ın Elçisi, temiz bir ilaçla tedavi olma ve korunma hakkında bize haber ver. Bu, Allah'ın kaderinden bir şeyi geri çevirir mi? diye sordu. Hz. Peygamber (Sav) buna, tedavi olman da Allah'ın kaderindendir, cevabını verdi." ( Tirmizî, 4/453)
 
    Hz. Ömer (ra)'ın, Ebu Ubeyde'ye yönelik eleştirisi!..
 
    " Baksana, senin deven olsa da bir tarafı kurak, bir tarafı sulak bir vadiye inse, sulak yerde otlatırsan Allah'ın kaderi ile otlatmış olmuyor musun? Ya da kurak yerde otlatırsan Allah'ın kaderi ile otlatmış olmaz mısın?" eleştirisi manidar ve yerinde bir tenkittir.
 
     Hz. Ömer (ra)'ın; kader anlayışı çizgisine, düşüncesine, görüşünü, 20 nci asrın büyük mütefekkiri allame Muhammed İkbal'de aynen katılarak: " Kader, bir şeyin kendi içinde varolan güç, onun yaratılışının derinliklerinde saklı bulunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkânlardır." demektedir!..
 
    Hakikaten, günümüz dünyası ve bilhassa alemi İslam, Hz. Ömer gibi, Muhammed İkbal gibi dehaların, mütefekkirlerin, düşünürlerin hasretini çekmektedir!..
 
    Zaten, zamanımız da bir inkılapçı Ömer bulmuş olsak, Vallahi!.. Dünya insanlığının cehaletten, yobazlıktan, taassuptan, geri kalmışlıktan kurtulmuş olduğu gün olacaktır!.
 
    Siz, öylesine Batı toplumlarının kalkınmış, ileri, medeni, okumuş, tahsilli bir toplum falan olduğuna inanmayın!.. Kalkınmış, çalışkan olduklarına itirazımız yoktur!.. Ama, gelin, görün ki, dışı sizleri, içi içlerinde yaşamakta olanları yakmaktadır!..
 
    Çünkü, insan; etten kemikten mamul, yeme, içmeden, şehvetten ibaret bir yaratılmış değildir!.. Onun bir de ruh dünyası bulunmaktadır!.. O halde, para, servet, iş, güç, teknik ve teknoloji, insanın ruhunu tatmin etmiyor ki, o tarafını ne yapalım?..
 
    Hz. Ömer ile Hz. Ebu Ubeyde arasında geçmiş vak'aya dönecek olursak, H. Musa Bağcı hocanın bir yorumunu buraya alıyorum!..
 
    " Hz. Ömer'in bu değerlendirmesi kanaatimizce sağlıklı bir İslâm anlayışının ürünüdür. Kur'an'ın ilke ve prensiblerine ve onun genel bütünlüğüne uygundur. Çünkü, İslâm dininde asıl olan insanın iki durum karşısında seçme hakkının verilmiş olmasıdır.
 
    Seçme hakkının olması teklifi gerektirir. Teklifin  olduğu yerde hürriyet vardır. Hürriyetin bulunduğu yerde sorumluluk vardır. Teklifin olması, yani bir kimseye bir şeyi yapmasını emretmenin manası, o şeyi yapıp yapmama gücü ve hürriyeti olduğunu ifade eder.
 
    Allah'ın insana verdiği hürriyet onun gücü ve iradesiyle sınırlıdır. O, gücü oranında bir hürriyete sahiptir. Teklif ve imtihandan ibaret olan dini, elbette ki iradenin kısıtlanmasıyla gerçekleşmez." ( İnsanın kaderi hadislerin telkin ettiği kader anlayışı, H. Musa Bağcı, say. 87)
 
    Netice olarak;
    Geleneksel, atalarcı, klasik tartışmaları bir taraf ederek, Kur'anî emirlere yönelik, "takdir" ve "tedbir" anlayışlarını ona göre değerlendirmemiz lazımdır!.. Hatta, değerlendirmeden ziyade, yaşayış halimizi buna göre dizayn etmek, buna göre  yaşamak zorundayız!..
 
    Aksi halde, İslam alaeminin, Müslümanların bu günkü perişanlıktan, rezillikten kurtulmaları mümkün olmayacaktır!.. Tembel tembel yatacak, çalışmayacak, çağı yakalayıcı bir tutum ve davranış içeresinde bulunmayacak, sonra da, fakirliği, geriliği, taassubu " Kader"in üzerine atacaktır!..
 
    Buna ne denir?.. Dense dense kolaycılık, zavallılık, işten kaytarma, fikir üretmeme, beyni çalıştırmama denir. Yani, Müslüman olmayan kesimler çalışsınlar, üretsinler, sende hemencecik, hazıra kon demektir!..
 
    Veya, toplum içerisinde vukubulan yanlışları, insan katlini, trafik kazalarını, terörizm belasını ve her türlü sapkınlığı " Kader"in üzerine atıp, sen de bir tarafa sıvışacaksın!.. Olmaz böyle şey!..
 
    Madem ki, insan; yeryüzünde yüce Allah'ın vekilidir yani halifesidir!.. O halde, halife olarak donatılmış bir yaratılmışın, rüzgarın önünde uçuşan çer-çöp olması mümkün değildir. O, donanımlıdır, akılla, iradeyle, tefekkürle, mantıkla zengin yaratılmış bir varlıktır..
 
    Son söz olarak şunu demek istiyorum: Kul; iradesiyle hareket edecek, çalışacak, çaba gösterecek, sonrasın da ise, tüm tedbirleri aldıktan sonra, takdiri Yüce Allah'a bırakacaktır!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir
 
  
            

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık