Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Vahyi Hayatına Tatbik Edenler
 "  VAHYİ; HAYATA TATBİK EDEN MÜSLÜMANLAR; TARİHİN ÖZNESİ OLDULAR!"
  
    " De ki: Elbet ben de sizin gibi ölümlü insanım. Bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbi'ne kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah'ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbi'ne kulluk ederken hiç kimseyi O'na ortak koşmasın."  ( Kehf sûresi, âyet 110 )
 
    Maalesef; asırlardan beri, Müslümanlar; vahyi; tarihin öznesi yapamadıkları, vahyi devre dışı bıraktıkları için, mağdur, perişan, sefil ve biçareliği yaşamaktadırlar.
 
    Çünkü, vahyin yerini, başka şeyler almış, uyduruk, uydurma, abartı dolu, hikaye, öykü, masal türü şeyler, Müslümanların beyinlerini tütsülemiş, ileriyi göremez, iş yapamaz, hedef belirleyemez hale getirmiştir.
 
    Kısacık bir dönem olan Asr-ı Saadet Müslümanlarını irdelediğimiz vakit, görmüş oluruz ki, o devrin kahramanları hem kendi tarihlerinin, hem de gelecek tarihlerin öznesi olmuşlar, yol gösteren, örnek kitleler, numune-i imtisal Müslümanlar olmuşlardır!..
 
    Asr-ı Saadetin kahramanları, dünyayı fethe çıkmışlardı. Halid bin Velid, Sa'd bin Vakkas vb. yiğitler, dünyaya sığmıyor, askerin, bir tarafı Nihavend'de, diğer bir tarafı Anadolu içlerine, Antakya, Tarsus civarlarına, İstanbul önlerine akın akın akmışlar, korkmadan, ürkmeden dünyaya meydan okuyorlardı.
 
    Ya şimdiki Müslümanlar?.. Şekilciliğe boğulmuşlar, tesbih çekmeyi, sakal bırakmayı, misvak kullanmayı, parmaklarına yüzük takmayı farzlaştırmışlar, ölü ruhlarına mevlid hediye etmeyi vacibleştirmişler, içeriksiz, gayesiz, maksatsız anlamadan, yaşamadan okunan bin bir hatimleri olmazsa olmaz bilmişlerdir!..  
 
    " Vahiy aksiyona sevkeder:
    " Vahy" olayında, kendisine haber ulaştırılan veya kendisiyle iletişim kurulan varlık, vahyi aldıktan sonra onun gereğini yapmak üzere harekete geçer. İletilen şey onun üzerinde etkileyici bir rol oynar.
 
    Örneğin, bir peygambere inen vahiy öncelikle ilk muhatabını inşa eder. Onun şahsiyetini şekillendirir, böylece o vahyin temsilcisi haline getirir. Yani öncelikle vahyin muhatabı onun gereğini yapar.
 
    Zira vahiy iletişim olduğu kadar da emirdir, haber iletmek olduğu kadar da yönlendirmektir, bildirmek olduğu kadar değerler sunmaktır. Peygamber (s) ' vahy'i aldıktan sonra durmaz ve hemen harekete geçer. Önce kendisi vahiyle donanır, sonra da gereği yapılsın diye insanlara ulaştırır.
 
    Peygamberin tebliğ ettiği vahyi duyup da kabul eden mü'min de aynıdır. O da öncelikle vahiyle kişiliğini inşa eder. İnancını, bakış açısını, dünya görüşünü ve değerler sistemini vahy'e uygun hale getirir. Sonra da boş oturup beklemez, vahiyle gelen hükümlerin gereğini yapar.
 
    Demek ki ' vahiy' sıradan bir iletişim kurma değil, haberin ulaştığı varlık üzerinde etkili olan ve onu aksiyona sevkeden önemli bir yönlendirici kaynaktır. Vahiy, muhatabını ilahi gerçekle ( Hakikat'le) buluşturur, onu bu Hakikat doğrultusunda değiştirir." ( www.kuranihayat.com.huseyinkerimece)
 
    Ne zaman ki, vahyi, vahyin emirlerini duvara asmış olduk, çocuğun kundağına, beşiğin altına yerleştirdik, 'dokunma çarpılırsın' düşüncesini ortama hakim kıldık, işte, o tarihlerden bu yana da ümmet; durgunlaştı, yerinden kımıldamaz oldu, özne olmayı kaybetti!..
 
    Çünkü, vahiy, kitleleri durdurmaz, sürekli hareket ettirir, diyardan diyara, memleketten memlekete, ülkeden ülkeye götürür. Nasıl ki;
 
    Hz. Ali (ra); Yemen'e gönderilirken, Ubeyde Bin Cerrah (ra) Şam taraflarına, Sa'd bin Ebi Vakkas (ra) Kadisiye cihetine hareket ediyordu.. Tabii ki; bu gidişler, bu yönelişler, insanları öldürmek, katletmek için değildi. Batılın, yanlışın, ilhadın içerisinde kalmış beşeriyeti, kitleleri kurtarmaktı!..
 
    Nitekim de , öyle olmuştur!.. Müslüman Türk milleti arasında yaygın olan kanaate, türbelere nazar atfettiğimiz zaman görmüş oluruz ki, sahabe-i kiram, vahyi; hareket, fiil, amel olarak yaşamış, at sırtından inmemiştir.
 
    G. Antep yakınlarında bulunan Maliki Ejder makamı, K. Maraş yakınlarında bilinen Ukkaşe bin Mihsan türbesi, Eyüp Sultan makamı bu anlatımlarımızın birer canlı, bilinen şahitleridir!..
 
    Düşünmeliyiz ki; Halid Bin Zeyd (ra) ( Eyub Sultan); ileri, çok yaşlı ihtiyarlığına rağmen, at sırtında taa Arabistan topraklarından hareket ediyor ve Konstantiniyye önlerinde hakkın rahmetine kavuşmuş oluyor.. Bu ne demektir? Onun içindir ki;
 
    " Nitekim vahiy, her peygamberde yapısal değişiklik ortaya çıkarmış ve onları vahyin canlı bir örneği haline getirmiştir.
    Öyleyse ' vahy'e muhatap olan herkesin, kendi konumuna, gücüne ve melekelerine göre sorumluluğu vardır.
    Her hangi bir şekilde, vahyin bir âyetine veya bir bölümüne muhatap olan; peygamber gibi olmasa bile mü'min bir mükellef olarak gereğini yapmakla görevlidir.
 
    Zira vahiy kime ulaşırsa önce onu inşa eder, onun şahsiyetini oluşturur, ondan sonra da onu harekete geçirir. Buna ister vahye inanmanın gereği deyiniz, isterseniz kulluk deyiniz, farketmez.
 
    İster şifahi, ister Kur'an okuyarak vahy'i duyan; ister bir âyet isterse âyetler  bütününü okuyan/dinleyen her Müslüman, her ne duydu ise, önce onu anlamak, inanmak, benimsemek ve harekete geçmek zorundadır. Vahy'e inanmanın mantığı budur.
    Vahye yürek verene'vahiy' kendisini açar. İhlâsla ona bağlananı inşa eder, yetiştirir, böylece o, vahyin temsilcisi haline getirir. Vahiyle yürek, akıl ve ruh dünyası düzene girmiş bir mü'min; bir taraftan vahyin emrettiklerini yerine getirir, bir taraftan bunu başkalarına, uygun bir dille, uygun bir metodla ulaştırmaya çalışır.
 
    Vahye inanmak yalnızca Rabb'den gelenleri alıp kabul etmek değil; gereğini yapmak, aksiyoner ve üretici olmak; çöküp kalmamak, ayağa kalkmak, vahyin evetlediklerini yapmaya koşmaktır." (www.kuranihayat.com)
 
    Netice olarak;
 
    Vahyi, hayata hakim kılmak, inşa etmek zorundayız. Bunu yapmadığımız zaman; tıpkı durgun su gibi oluruz, o su ile, ne abdest alınabilir, ne içilebilir şekle dönüşmüş oluruz..
 
    Vahyi inşa etmek, vahyi anlamak demektir. Vahyi, inşa etmeden, namazımız eksik, orucumuz eksik, haccımız, infakımız, zekatımız  vesair kulluk görevlerimiz güdük kalacaktır!..
 
    Zaten, aziz Kur'an; baştan sona incelendiği zaman görmüş oluruz ki, sahabe-i kiram döneminde olduğu gibi, günümüz insanını da hareket geçirecek, tebliğ, davet, ilan, duyurma görevini bihakkın yapmış olacaktır.
 
    Yukarı satırlarda da, ifade etmiş olduğumuz gibi, günümüz İslam dünyası, vahyi, anlamış, emirlerini tatbik etmiş olsaydı, Suriye, Irak, Yemen ve Anadolu coğrafyasında kan, kıtal olmayacak, terör, terörist, anarşist, vampir hareketleri bulunmayacaktı.
 
     İnsanlar, muhaceret etmeyecek, Ege denizinde boğulmayacak, ülkelerine kaçmaya çalıştıkları Batı ülkeleri ve milletleri İslam topraklarında iş, çalışma arayacaklardı!.. Ama, olmadı, olmuyor halende olmamaktadır.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir 
 
    

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık