ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Yabancı Dil Öğrenmenin Önemi
ANA DİLİMİZ VE  YABANCI DİL ÖĞRENMENİN ÖNEMİ!..
  
    " Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse ( o inkârcı gibi ) midir? ( Resûlüm! ) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." ( Zümer sûresi, âyet 9 )
    Bu gün, hayati derecede, önemli, ciddi ve toplumumuzun acilen muhtaç olduğu bir konu ile karşınızdayım. Rabbim! Bu hususta aziz milletimize, gençlerimize ve tüm neslimize sabır, kolaylık ihsan buyursun!..
    Hakikaten, araştırmama binaen en çok mağdur olduğumuz ve zorluk çektiğimiz en mühim konu yabancı dil hususudur. Din adamlarımız, yeterli şekilde arapça bilemedikleri için Kur'ân'ı; yorumlamakta, tefsirde, Kur'ân-ı anlamlandırmada, cemaatlerine faydalı olma mevzuunda  perişan olmakta, istenildiği şekilde, arzu edilen oranda faydalı olamamaktadırlar.
    Diğer taraftan, yüksek okul bitirmiş gençlerimiz, dil konusunda dökülmekte, yabancı dil bilmemenin ezikliği içerisinde bir göreve talip olmaktadırlar Şu ayete dikkât çekmek istiyorum:
    " Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun." ( Nahl sûresi, âyet 43 )
    Hollanda ülkesinde yaşadığım için zaman zaman, komşularla, alış veriş yapmış olduğum iş yeri ve kişilerle muhatap olmaktayım. Aman Ya Rabbi!.. Bizler, din görevlisi sıfatıyla, mesleki açıdan yarım yamalak bir arapça ile iştiğal ederken, onlar, kendi dillerinin yanı sıra mutlaka iki lisan daha bilmektedirler. Neden ve niçin?
    Oysa, biz, millet olarak kendi lisnımızın bile kıymetini, değerini, ehemmiyetini bilmediğimiz için, şiirde, makalede, konuşmada, sohbette, yazmada, çizmede, sunuculukta, sanat adamı olmakta zorlanmakta, tüm konuşmalarımız yarım yamalak olmaktadır. Halbu ki;
    " Kendi ana dilini iyi bilmelidir. Çünkü öfkesini, elemini, acısını, ıstırabını, kaygısını, sevgisini, nefretini o dille iletecektir. Dil düşüncenin aracı, anlamın kalıbıdır. Bu nedenledir ki dilinizin sınırları dünyanızın sınırlarıdır. Ünlü kadim Arap hatiplerinden Halid b. Süfyan'ın dediği gibi, " Me'l insan levle'l- lisan, illa suratun mümesseletün ve behimetun mümeletün": " Eğer dili olmasaydı insan nesneleşmiş bir formdan ve ihmale uğramış edilgen bir hayvandan başka neydi ki?"
    Üç beş yüz kelimeyle değil aşkın hakikatler, içkin gerçekler bile anlaşılıp anlatılamaz. Söz dağarcığınız, en değerli varlıklarınızdan biridir. O dağarcığa eklediğiniz her her yeni terim ve kavram, hiçbir zorbanın gasp edemeyeceği değerli bir servettir.
    Diliyle oynanan millet sadece dillizleşmez, aynı zamanda kimliksizleşir. Bu ülkede üç çeyrek yüzyıldır yaşanan uzun fetret sırasında olan da bundan başka bir şey değildir. Bunu yapanlar belki de bu sonucu elde etmek için yaptılar. Çünkü dilsiz bir toplum sürüleşecektir. Bilinen bir gerçektir ki, sürü kolay yönetilir.
    Sürüleşmeye karşı durmanın şartlarından biride dile sahip çıkmaktır. Çünkü dil sadece meramınızı anlattığınız bir araç değil, sizi siz kılan değerlerin içerisinde aktığı yataktır. Dil bilinci olmadan, medeniyet bilinci, tarih bilinci, coğrafya bilinci, kültür bilinci olmaz. Bunun için olsa gerek Cemil Meriç usta şöyle haykırır: " Bir aydın yabancı dil bilmese de olur, çok kitap okumasına da ihtiyaç yok. Yeter ki ana dilini gerçekten bilsin. Kelimeleri şecereleriyle tanısın." ( Ne Yapmalı? M. İslamoğlu, sayfa 41 )
    Hakikaten, günümüz Türkiye'sin de, öylesi Türkçe konuşmalara, diyaloglara, yazışmalara, bir kısım sanatçı geçinen (!) zıpırlara rast geliyoruz ki kullandıkları , konuştukları türkçeden utanmamak mümkün değildir. Konuştukları Türkçenin ne önü vardır, ne de sonu bulunmaktadır.
    Ayrıca, yabancı dil dedim de, Resulullah (sav), Suheyb-i Rûmî (ra)'a, bir değer ve önem veriyordu? Niçin ve neden? Çünkü, Suheyb, Arapçadan başka Rumcayıda güzel konuşuyordu da onun için. Hatta, Suheyb sevgisi o kadar zirveye ulaşmıştı ki, Hz. Ömer (ra), vefatı sırasında, ümmete imamlık yapma görevini Suheyb'e tevdi etmişti. Dolayısıyla;
    Resuşlullah (sav): " düşmanının dilini bilen onun şerrinden emin olur." buyurmuştur. Niçin? Çünkü, bilhassa çağımızda buna şiddetle ihtiyaç ve gereksinim vardır. Kürsüdeki vaizden tutunda, okullarımızdaki tüm öğretmenlerimizin Batı standartlarını yakalamak istiyorlarsa, en az bir yabancı dili konuşur olmaları şarttır ve gereklidir.
    Hollanda da tanıdığım çiftçi bir kişi vardır. Bahçesinde, tarlasında çiftçilik yapmaktadır. Vallahi, şahid oldum ki, kendi lisanının yanı sıra İngilizce ve Almancayı da süper bir şekilde konuşmaktadır. Diğer bir örnek: Torunum Sultan, 2014 Temmuzunda Liseyi bitirdi. Ama gelin görün ki, Türkçenin, Hollandacanın yanı sıra süper bir şekilde İngilizceyi de konuştuğu bir gerçektir.
    Ama, gelin görün ki, Afşin ilçesinde tatilde olduğum için şahit olmaktayım. Daha Orta okul çağındaki kenar mahalle çocuklarının parkın içerisinde küme küme oturup sigara içtikleri, ağızlarından dökülen çirkin. ğaliz küfürlerle birbirlerinin yüzlerine sigara dumanı fosurtdattıkları bir vakıadır. Yazıklar olsun!..
    " Ünlü Çinli düşünür Konfüçyüs'e sorulmuş: ' Bir ülkenin ıslah görevi size verilseydi, işe nerden başlardınız? Konfüçyüs ' Dilden başlardım' demiş. ' Çünkü insanlar dille anlaşırlar. Eğer bir ülkede dille anlaşma imkanı ortadan kalkmışsa, o ülkeyi düzeltmek mümkün değildir. Onun için öncelikle dili, kavramları düzeltmekle işe başlarsanız, o ülkeyi ıslah etmeniz kolay olur.' ( İsl. Ahlâkî İlkeleri, R. İsfahani, sayfa 15-16 )
    Netice olarak;
    Ülkemizde Üniversite, fakülte ve diğer okulların saysını çoğaltmanın bir anlamı yoktur.  Az okul olsun, az fakülte açılsın, ama, kalifiye, yetişmiş, dil bilen, çağının problemlerini anlayan, çözen gençler ordusu yetişsin. Çünkü, Türkiye'mizin buna şiddetle ihtiyacı bulunmaktadır.
    Din adamlarımızın mutlaka arapçayı güzel konuşmaları, Kur'ân bülbülü olmalaru şarttır. Kur'ân kursları, hafızlık müesseseleri açıyoruz, ama, çocuklarımız ne ezberlediğini, niçin hafızlık yaptığını bilmemektedirler. Hatimle teravih namazı kıldıran öğrencilerimiz her gün artmaktadır. Lakin, Kur'ânî içerikten mahrum, okuduğunu, ezberlediğini cemaatlerine anlatamayacak şekilde papağanvari bir çalışmanın içerisinde bulunmaktadırlar.
    Gidişat böyle devam ederse, - M. Şevki Aydın  hocanın- arzuları, temennileri, istekleri gerçek olmayacaktır. Yani, Kur'ân kurslarımızda yeniden, dip diri bir revizyona gidilmesi, öğretimin baştan sona değiştirilmesi zamanı  gelmiş ve geçmektedir. Ortaöğretimdeki, İHL'deki hocalarımızın mehma imkan bir yabancı lisanı, kendi lisanları gibi  bilmeleri, konuşur olmaları lazımdır.
    " Hiç şüphe yok ki bir dil en iyi konuşulduğu mekanda onu konuşanların arasında öğrenilir. Zira bir lisanı öğrenmek, sadece bir " dil" öğrenmek değil, bir düşünce dünyasını, bir kültürü, bir algı tarzını ve aklı öğrenmektir. Her ne kadar Kur'ân'ın dilini konuşanlardan bir çoğu Kur'ân'ın inşa ettiği akıldan fersah fersah uzaksalar da, yine de mümeyyiz akıl sahibi bir insan öğrendiği dilin dünyasına ilişkin temelleri o dilin ana vatanında bulmakta zorlanmayacaktır. Bu aynı zamanda, iman coğrafyamız olan " ümmet coğrafyasını" tanıma avantajı sağlayacaktır." ( Ne Yapmalı? M. İslamoğlu, sayfa 42 )
    Rabbim!.. Tüm bu dileklerimizi, arzularımızı, dualarımızı gerçek eylesin. Selam ve dua ile...
    Şerafettin Özdemir
    

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık