Dini Haberler Mobil

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

YAPILAN İYİLİĞİ BAŞA KAKMAK!..
 " Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku  yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." ( Bakara sûresi, âyet 262)
 
    " Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığı hayırları boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak  pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiç bir şeye sahip olamazlar. Allah, kafirleri doğru yola iletmez." ( Bakara sûresi, âyet 264)
 
    Zikredilen bu ayetlerde, hayır, hasenat, iyilik yapma teşvik ve tavsiye edilmiş, ancak hayır yaparken iyilik yapılanın kalbinin kırılmaması , fakirin küçünmemesi, eza ve eziyet edilmemesi ve yapılan iyiliğin başa kakılmaması emredilmiştir.
    Aksi halde yapılan hayırdan fayda ve sevap yerine karşılık olarak günah ve azap gelir. Hakikaten, millet ve ümmet olarak hayri davranışlarımız da sos vermekteyiz. Verilen zekat karşığında, sadaka, yardım ve her hangi bir infak sonucunda yardım yapılanın kendimize daima temenna çekmesini, eyvallah! etmesini beklemekteyiz!.. Oysa;
    Hadisi şerifte;
    " Üç sınıf insan vardır ki Allah Teâlâ kıyamet günün de bunlara iltifat buyurmaz, yüzlerine bakmaz, onları tezkiye etmez, korumaz. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Bunlar: Elbiselerini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve satılık eşyasını yalan yeminle kıymetlendirmeye çalışan kimselerdir." ( Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi, İbni Hanbel)
    Tüm bu gerçek emirlerden yola çıkarak şunu demek istiyorum: Ne acı ki, içerisinde bulunduğumuz dünya, basit iyilikleri bile, küçük bir sadakayı bile yüze vurma, başa kakma, fakiri, ezilmişi hacil duruma düşürme çağıdır!..
    Çoğu insanımız; malını tezkiye etmek, onu her türlü kirden, pisten kurtarmak maksadıyla vermiş olduğu Allah'ın zekat emrini bile, gün oluyor, onu gündeme taşıyarak " dünkü zekat vermiş olduğum adam" sözünü söylemekten geri kalmıyoruz!.. Bu tür şeylere örnek olsun, ibretle okusun diye, H.Mehmet Göçer ağabeyin Un Sandığı 6 ncı kitabı 184 ncü sayfasında geçen bir anıyı yazıma ekliyorum:
   Bir şemsiye tutmanın başa kakılması olayı!..
    " Bu da nasıl olmuş? diye sorula bilir. Bu sorunun cevabını verecek olan , Elbistan'ın tanınmış esnaflarından Celal Keçebir. Toplumumuzun mini toplantılarında, mini sohbetlerinde konuşulurken öyle tatlı anılar, anlar yaşanır ki, o an balı-yağa katmışçasına tatlı olur.  Öyle bir anda dinlediğim kıssadan hisse sergileyen bu olay şöyle seyreder:
    Adam camiden çıktığı an yağan yağmurdan ıslanmamak için şemsiyesini açar. Yanındaki arkadaşına; " Gel, gel , ıslanma, biraz eğdirirsem ikimiz de ıslanmaktan kurtuluruz" demesine o da teşekkür edip birlikte yürümeye başlarlar. Bir süre gittikten sonra bu nazik davranışına teşekkür ederek tokalaşıp ayrılırlar. Güzel bir dostluk anısı.
    Aradan bir kaç hafta sonra bir yerde karşılaştıklarında, şemsiyeci; " O gün şemsiyeyi üzerine eğdirmeseydim, iyi ıslanacaktın  eee" sessiz kalıp geçer.
    Aradan yine bir süre geçtikten sonra karşılaştıkları anda, senin ki; " Hatırlıyor musun? Camiden çıktığımızda, şemsiyeyi üzerine eğdirmeseydim, iyi ıslanacakyın eeee!.." demesine , içinden pek razı olmaz, homurdanıp ğeçeri
    Aradan takriben iki ay daha geçer. Yine karşılaştıklarında, seninki yine başlar; " Hatırlıyor musun, camiden çıktığımızda o gün şemsiyeyi senden tarafa eğdirmeseydim, iyi ıslanacaktın eeee!?
    Olacak ya, dördüncü defa karşılaştıklarında, nakarat yapar, aynı olayı tekrarlayınca, yan tarafta akıp giden arkın içine kendisini atarak sırtüstü yatıp kalktıktan sonra baştan sona ıslanır ve ekler;
    " Şundan daha fazla ıslanmazdım ya? Gırtlağıma çıktı. Yeter artık Allah aşkına. Bu dördüncü başa kakıç. Keşke o an eğilmeyi reddedip ıslansaydım bundan kat kat iyi olurmuş . Bunu şimdi anlıyorum." diye tepkisini dile getirir." ( Un Sandığı 6, M. Göçer, s.184-185)
    Netice olarak;
    Maalesef, toplum içerisinnde böylesi hödükler az değildir. Bir sigara ikram eder, bir bardak çay içirir, bir kase çorba yedirir, dolmuşta arkadaşının bir küçük dolmuş ücretini öder, sırasını bir arkadaşına takdim eder, aman Allah'ım olan o andan itibaren olur.
    İkram sahibi görgüsüz, bilinçsiz insan, o kişiyi her nerede görmüş olsa , yapmış olduğu o küçük, basit iyiliği yüzüne vurur, anımsatır, ima eder, her halükarda kendisine temenna çekilmesini arzu eder.
    Şimdi soruyorum; bu mudur Müslümanlık, kardeşlik ve insanlık?..
    Batı ülkelerinde, adamcağız başka dinden olmasına rağmen, düşkünün yardımına koşar, ihtiyaç sahibinin elinden tutar, ama, onu hiç bir zaman başa kakma gibi bir zillete düşmeden yapar.
    Hollanda'da, yeni taşınan Suriye'li garib insanın yardımına bütün komşular severek, içtenlikle koştular. Kimisi, kullanmadığı yatağını, kap kacağını, fırınını, hatta çocuk oyuncaklarını bile getirirken, hiç birisi tepeden bakarak getirmedi, severek, bir insanlık borcu olarak yardım ettiler! 
    Ya biz? Bunu sizler hesap edin ve irdeleyin, düşünün, tasavvur ediniz!.. Selam ve dua ile..
    Şerafettin Özdemir

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık