ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Yazıklar Olsun

  "  YAZIKLAR OLSUN!." PARAM, PARAM" DİYE PARAM PARÇA OLANLARA!.."

    " Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan ( ateşten) uzak tutulur." ( Leyl sûresi, âyet 17-18)

    " Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiç bir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet. Ve o ( kavuşarak) hoşnut olacaktır."  ( Leyl sûresi, âyetler 19,20,21 )

    Yukarıda arzetmiş olduğum ayeti kerimeler, Leyl sûresinin son ayetleridir!..  Bu sûreye niçin " Leyl" sûresi denmiştir?.. Geceye, yeminle başladığı için bu sûre-i celile " Leyl" adını almıştır.

    Mekke'de nazil olan bu sûrede, insanoğlunun iki çelişkili, iki zıt halinden, davranışından, yani cimrilik hastalığından ve cömertlik güzelliğinden bahsedilir. İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye ve münasebete dikkat çekilir.

    Üzülerek, teessürle ifade etmeliyim ki, günümüz dünyasında Müslümanlar, her imkana sahip oldukları halde, saadet asrındaki Müslümanların yaşayışlarına ulaşamamakta, onların, " İsar" " Diğergamlık" " Cömertlik" " İhsan"  anlayışına yetişememekte, ve çok çok gerilerde kalmaktadır!..

    Saadet Asr-ı Müslümanları, ceplerini, kasalarını, keselerini, mallarını, melallerini, emlaklerini, arazilerini, marketlerini, şirketlerini, fabrikalarını düşünmüyor; " İslam'ı nasıl yayarım, nasıl  faydam dokunur?" düşüncesinin hesabını yapıyorlardı!.. Oysa;

    Aydan aya, mevsimden mevsime düzenlenmekte olan Umre seferleri, göstermelik tavaflar, akabinde çarşı pazar çin malları alış verişleri mideleri bulandırmakta, ülke sokaklarında boyunları bükük, yetim, öksüz, dul, şehid yakınları, gaziler gönlümüzü dilhun etmekte, tıpkı onlar gibi bağrımızdan hançer yemişçesine inlemekteyiz!..  Tabii ki;

    "... Müslümanlar, iktisadî yönden güçlü olabilir, hatta olmaya çalışmalıdır, ama iki şartla. Birincisi, helâl yoldan zerre kadar taviz vermeden, banka vb. kurumlarla işbirliğine girmeden, yalan ve sözünde durmama gibi ahlâk dışı davranışlara düşmeden.

    Tabii ki, " bu şartla, bu toplumda, kim, ne kadar zengin olabilir?" denebilir. Müslüman için zengin olmak değil; Allah'a hakkıyla kul olmak önemlidir. Her şartta zenginliği yücelten kimse, parayı putlaştıran materyalist ve kapitalist kimsedir.

    Müslüman bunu bilen ve paranın sadece bir araç olduğunu unutmayan insandır. Nice insan zenginlikle imtihanı kaybederek bu aracı dünyada yoldan çıkmak, âhirette de Cehenneme gitmek için kullanabiliyor.

    Müslümanca zengin olma ve zengin kalmanın bu kapitalist düzende çok zor olduğunu ve parayla imtihanın fakirlikle sınanmadan daha müşkil olduğunu unutmamak gerekiyor.

    İkinci şart; madde, mânânın önüne geçmemeli, helâl da olsa para ve mal sevgisi, Allah sevgisinden üstün gelmemelidir. Komşusu açken tok yatan kimsenin, kendisi için istediğini başkası için istemeyenin gerçek mü'min olmadığı hadislerde belirtilmiştir.

    Akıllı tüccar, çok kâr getirecek yere yatırım yapandır. En kârlı yatırım, âhirete yapılandır. Zekât, sadaka, karz-ı hasen verme, infak ve malla cihad gibi yükümlülükler, kişinin maddeyi/parayı amaç değil; sadece hayra araç olarak kullanması gerektiğini hatırlatır. " ( http://www.kuraniterbiye.com)

 

Maalesef, ödünç verme ( karz-ı hasen) güzelliği yok olmuş, bunun yerine, komşu, komşuyu bankaya yönlendirmekte, toplumun takriben her kesimi banka kapısında, faizli para almak, maaşını oraya ipotek ettirmek için dosya dosya dolaşmaktadır!..

    Ama, herkes, her Müslüman; biriktirmiş olduğu altınların, paraların üzerine yatmakta, " gel keyfim gel!" dercesine rahatını, huzurunu, emniyetini, güvenini sağladığını zannetmektedir!..

    Halbuki, tarihi veriler, tecrübeler bizlere göstermektedir ki, " param param" diye övünenler, iftihar edenler, böbürlenenler değil de, parasını Hak yolunda telafi edenler mutlu olmuşlar, yataklarına yattığı zaman veya ruhlar aleminde malını hayır yollarında, infak uğruna, fakir fukaranın huzuruna sarfedenler kazanmışlardır ve mutlu, huzurlu olmuşlardır.

    Nice nice para sahibi, mal emlak sahibi insanlar tanırız ki, mutlu ve rahat değildirler!.. Çünkü, hem arsızdan, hırsızdan, gaspçıdan korkmaktalar, hem de, biriktirmiş oldukları "paraları" kendilerine emniyet sağlamamıştır!..

    " Zenginliği seven, varlıkla imtihan olan kimseler, zekâta para ayırdıkları gibi, karz-ı hasen için bütçelerinden en az zekât kadar para ayırmıyor ve bu fonu işletmiyorlarsa, dâvâ adamı olamazlar.

    İmanın bir anlamı da güvenmek ve güvenilmektir. Mümin kendisine güvenilen demektir. Başkalarına güven vermeyen, güvenilmez kişiye, filolojik açıdan " mü'min" demek zordur. Emanet de imanla aynı kökten gelen ve güvene tevdi edilmiş şey anlamı taşıyan kelimedir. ( 33/Ahzab,72)

    İman sahibine mü'min denir ki, bir anlamı da emanet taşıyan kişi demektir. Borç da emanettir ve emanete ihanet, nifakın özelliklerindendir. Bir mü'min, karz-ı hasene ihtiyacı olan bir mü'mine güvenemiyorsa, ya karşısındaki güvenilmez biridir veya kendisi güvenilecek birine güvenemeyen kimsedir ya da her ikisi de güven problemi içindedir.

    Karz-ı hasen isteyen (ödünç) bütün mü'minlerin veya müellefe-i kulübün güvenilmez olması mümkün olmadığına göre, bu görevi terk eden mü'minlerin diğer mü'minlere karşı güven problemi vardır ki, bu da " iman"la ilgilidir.

    Her mü'min olduğunu söyleyene güvenilmez, ama mutlaka güvendiğimiz insanlar mü'minlerden olacaktır ve mü'minim diyenlerin hiçbirine güvenmemek aşırı tekfircilik hastalığının yansımasıdır. Kaldı ki, karz-ı hasen, mecâzî anlamla Allah'a borç vermedir. Allah'ın karşılığını bol bol vereceğine inanmak zorundadır mü'min." ( http://www.kuraniterbiye.com)

Netice olarak;

    Mümin; mümine güvenmeyecek de, kime, kimlere güvenecektir?.. Komşu, komşuya itimat etmeyecek de kimlere , kime güven duyacaktır!.. Beraber aynı camide, aynı safta birleşmiş olduğumuz insana güven telkin etmiyeceğiz de, kimlere, hangi insanlara karşı emin olacağız!..

    Borç sahibi, borç veren, bunlar karşılıklı ilişkiler olduğuna göre, veren kişi zekat sevabı gibi ecir kazanırken, borç alan insanda bu güzel ameli istismar etmemeli, sözleşmiş olduğu gün, tarih geldiği zaman,  temin yoluna gitmeli, temin edemezse hemen giderek borç almış olduğu kişiye durumunu izah etmelidir!..

    İşte, böylece, güven ve itimat sayesinde, Müslüman banka kapısına düşmekten, kredi kartları ile iş görmekten, faizle meşgul olmaktan kurtulacaktır!..

    Yani, ödünç verme yerine, " benim kazancım ne olacaktır?" çirkinliği, hastalığı, vebası yaygınlaşmış, komşu aç da ölse, inim inim inlese de, " boş ver, bana ne canım, o da işini yoluna koymuş olsaydı" türü iğrenç, nefret içerikli sözlerle geçiştirmektedir!..

    Onun içindir ki, güven, iman, hasbilik içeren hususlar, dar günlerde, zor anlarda belli olmaktadır!.. Müslüman kardeşin, hastaneye düşerse orada bulunacaksın. Ölüsü olursa koşacaksın!.. Düğününde sevincini paylaşacak, sünnetinde yanı başında bulunacaksın!..

    Yani, mümin; müminin kederinde, üzüntüsünde, borcunda, harcında, zor vaktinde, hastalığında, başı ağrıdığında bile, hızır gibi orada bitmelidir!.. Öylesi, " kuru kuru gadanı alayım" sözleri, kuru gürültüler içeren sözlerdir!.. Bunun içerisi, eylemle, amelle, iş ile doldurulmalıdır!.. Selam ve dua ile..

    Şerafettin Özdemir 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık