ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

YENİDEN GÖKTEN YERYÜZÜNE İNECEK Mİ

HAZRETİ İSA (AS); YENİDEN GÖKTEN YERYÜZÜNE İNECEK MİDİR? " Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.

Sonra dönüşünüz bana olacak İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim" ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 55) Asırlardan beri, Hristiyan toplumları, hani mezhepten olurlarsa olsunlar, İsa'nın tekrar yeryüzüne ineceği ümidi ile yaşamakta, avunmakta, tüm sorunlarının, sıkıntılarının, kaoslarının biteceğine inanmakta, tüm toplumların Hristiyan olacaklarına inanmaktadırlar!.

Tabii ki, Hristiyan toplumlar, misyonerler, Kiliseler, Ruhban sınıfları bunu dillendirir de, İslam toplumları boş dura bilir mi? Müslüman alemi de, Hz Muhammed (sav)'i göğe çıkaramadığına göre, orada ikamet ettiremediklerine binaen, ne yapmaları lazımdı? Düşünmüşler, kafa yormuşlar ama bir hayli uğraş verdikten sonra, çare bulunmuş, mes'ele hal olmuştur!.

En güzeli mi, gök yüzünde Allah'ın hemen yakınında bulunan Hz İsa'yı, bu günkü Hristiyanlığın inancından soyutlayarak, onun inancını İslam'a göre tahvil etmek, hatta mezhebini de Hanefi mezhebine uyarlayarak, İsa'nın yeryüzüne ineceğini ilan etmek, inanmak olmuştur!.

Oysa; " Toplumsal taleplerini gerçekleştirmede başarısız olan kitleler, ya isyan veya sosyal patlamalar ya da başarının/zaferin ilahi yardım sayesinde gerçekleşmesini bekleme şeklinde tepki gösterirler; ki, bunlardan ikincisinin adı, kısaca ' Mesihçiliktir İnsanlık tarihi her iki şekildeki toplumsal tepkilerin sayısız örnekleriyle doludur.

Bunlardan ikincisi, yani ilahi bir yardım ve bu yardım aracılığıyla gerçekleşecek ilahi kurtarıcıyı beklemek; İslam dünyasında Emeviler döneminde başlayan genel toplumsal huzursuzluklardan itibaren günümüze kadar etkili olmuş, canlılığını korumuştur İslam kültüründe beklenen bu kurtarıcının adı Mehdidir; ancak Mehdi kadar ön plana çıkmayan bir başka kurtarıcı daha vardır ki, o da Mesih, yani Hz İsa'dır.

Hz İsa'nın ölmediğine, öldürülmediğine, bilakis onun Allah tarafından göğe yükseltildiğine inanan Müslümanlar, onun, Mehdinin zuhurunun akabinde, Şam'daki Umeyye Camii'nin doğusundaki beyaz minareye ineceğine ve Deccal'i öldüreceğine, sonra Mehdi'nin arkasında namaz kılacağına, Muhammedî şeriata tabi olacağına, inişinden kırk gün sonra vefat edeceğine, cenaze namazının Müslümanlar tarafından kılınacağına ve Hz Peygamberin kabrinin yanına defnedileceğine de inanırlar.

Kitleleri yüzyıllarca etkisi altına almış olan bu inanç, gerek geçmişte, gerek son birkaç yüzyılda tartışma konusu yapılmış ve bazı kesimlerce reddedilmişse de, bu eleştirel yaklaşım hiç bir zaman toplumlara egemen olamamıştır" ( musabagcitr) Hakikaten, yukarı satırlarda ifade edildiği gibi, dünyada veya İslam ülkelerinin her hangi bir yerinde, toplumsal kargaşa, çatışmalar, sağ-sol kavgaları, büyük depremler, sel afetleri, kıtlık, yağmursuzluk, kuraklık, yaygın hastalıklar vb.

sıkıntılar zuhur ettiği zaman, görülmektedir ki; " Mehdi'nin zuhuru" " İsa'nın gökten inmesi" " Deccalin çıkması" " Kıyametin yaklaşması" " Güneşin Batı'dan doğması" gibi anlatımlar, destanlar, mitolojiler her tarafı kuşatır olmaktadır! Aynı mes'eleler, camii kürsülerine taşınarak, vaiz efendiler, kıyametin küçük alametlerin, büyük alametlerini saymakla bitiremezler!.

Daha olmadı, insanları panikletmek, korkutmak için , Kur'anî açıdan ifade edilen dağların sarsılmasını, savrulmasını, yıldızların bir bir dökülmesini gündemlerine alarak, hemencecik kıyameti koparmaya çalışırlar!.

Bilhassa, Tarikat evlerinde, şeyhlerin etraflarında toplanmış bulunan kültürsüz, Kur'an bilmez insanlar, öylesi tehditlerle, efsanelerle korkutulur ki, vallahi, oralarda toplanan insanların yaşam ile ölüm arasında mekik dokudukları müşahade edilir! " Bu sebeple, Kur'an açısından meselenin bir yorum ve dolayısıyla tercih meselesi olduğu söylene bilir.

Bu, aynı zamanda Hz İsa'nın nuzülu konusunda Kur'an'ın belirleyici olmadığı anlamına da gelir; ki, geriye, belirleyici olarak rivayetler/hadislerden ve icma iddiasından başka bir şey kalmamaktadır İcma deliline de, ayet ve hadisler kadar yoğun ve vurgulu bir biçimde başvurulmadığı için, bu konuda asıl belirleyici olan rivayetler/hadisler konusunda da ihtilaflar ve tartışmalar yok değildir.

Genelde konuyla ilgili rivayetlerin mütevatir mi, ahad mi olduğu noktasında yoğunlaşan tartışmalarda, bu güne kadar taraflar arasında bir uzlaşma sağlanamadığı görülmektedir Bu tür kısır tartışmaların uzayıp gitmesinin temel sebebiyse, konuyla ilgili hadislerin bilimsel bir titizlikle incelenmemiş olmasıdır Hz.

İsa'nın inişine dair bugüne kadar yazılmış olan müstakil eserlerde, sadece konuyla ilgili rivayetlerin elden geldiğince bir araya getirilmesine gayret edilmiş; fakat bunların sistematik bir analizine teşebbüs edilmemiştir Bu konudaki hadislerin ahad olduğunu iddia edenler ise, sadece bu iddiayı ifade etmekle yetinmiş, ayrıca isabetli bir şekilde bu rivayetlerin birbirleriyle çelişki arz ettiğini belirtmişlerse de, bu iddialarını kapsamlı bir incelemeye dayanarak ortaya koyamamışlardır " ( musabagci.

tr) Var sayalım ki, Hz İsa (as) göktedir, Allahu Teala'nın sol tarafındadır!.

Halbu ki, " Allahü Teala, mekandan münezzehtir" diye çevremize toplanan insanlara, öğrencilerimize, çocuklarımıza öğretiriz İsa'nın gökte bulunması, Allah'ın yanında bulunması ne demektir öyleyse? Hz.

İsa'nın, cismen, bedenen, vücudu ile Allah'ın yanında bulunduğuna binaen, o halde Allah'ın, mekandan münezzeh olmasının bir ehemmiyeti bulunmakta mıdır acaba? Şayet Hz İsa'nın bulunduğu mevki, Allah'ın mekanı ise, bu mekan neresidir? Göğün hangi tarafıdır? Diğer taraftan; " Hz İsa'nın nüzulüyle ilgili hadisler dikkatlice incelendiğinde, insanın üzerinde, anlatılanların tamamen Ortaçağa , o çağın şartlarına ve o çağın şartlarına ve o çağın zihniyetine hitap ettiği ve rivayetlerdeki çeşitli unsurların, motiflerin ve olayların, o çağdan seçildiği şeklinde güçlü bir etki bırakmaktadır.

Öyle ki, bu rivayetlerde anlatılanların çoğu, bugünün insanına hitap etmemekte; gelecekteki nesillere hitap etmesinin ise tamamen imkansızlaşacağı kolaylıkla görülmektedir Mesela Hz İsa'nın ikinci dönüşüyle ilgili rivayetlere hakim olan fikir, onun bu dönüşünde icraat olarak domuzu öldüreceği, haçı kıracağı ve cizye/haracı kaldıracağı hususudur.

Bu durumda insan Hz İsa gibi bir şahsiyetin yapacağı en önemli icraatın niçin domuz katliamı veya haçların kırılmasından ibaret olduğunu, yapacak daha önemli işlerin olup olmadığını sormadan edememektedir Daha ilginci ise, bugün mevcut olmayan, dolayısıyla, zaten kaldırılmış bulunan cizye ve haracı, Hz.

İsa'nın nasıl kaldıracağı meselesidir Bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre, Hz Peygamber ve ashabı, Hz.

İsa'nın nüzulünü o kadar yakın görmektedirler ki, bazıları ona selam bile gönderebilmektedir Bu ise, Hz İsa'nın inişinin kıyamete yakın gerçekleşecek bir kıyamet alameti olduğu düşüncesiyle çelişmektedir.

Bu durum, söz konusu rivayetlerin, ravilerin kendi tarihsel perspektiflerini yansıttığına dair kuşkuları gündeme getirmektedir" ( musabagcitr.

) Netice olarak; Şam'daki beyaz minare, asırlardan beri gündemi meşgul eden bir rivayettir! Oysa, İsa'nın nüzulü, ahad hadislerle beyan buyurulduğuna binaen, Resulullah (sav), zikredilen beyaz minareyi, rengini, ebadını, yapısını, tipini, özelliğini Resulullah (sav) nasıl görmüş olmalı ki, Hz.

İsa'nın oraya ineceğini müjdelemiş olsun? İslam tarihinde, minare yapımları Asr-ı Saadet döneminden belki de 300 yıl sonra Fatimiler tarafından yapılmaya başlandığına göre, bu tür ütopik rivayetlere, mitolojik efsanelere nasıl inanabiliriz? Kendi zannımca, bu anlatımlar, tıpkı " ölüye mevlid okuma" veya mevlid okumanın farzın üzerinde farz olmasına tıpa tıp benzemektedir! Mevlid okmayı icad edenler, yine Fatimiler olup, tatbik edenlerde tarihte ilk defa onlar olmuştur!.

Dolayısıyla; Hz İsa (as) her insan gibi, tıpkı bizler gibi dünyada yaşamış, yemiş, içmiş ve berrak ömrünü tamamlayarak bu dünyadan ahiret alemine göçmüştür!.

Onun aziz ruhları, her iyi ruh gibi, Allah'ın nezdindedir, ne sağındadır, ne solundadır Çünkü, klasik mollaların ifadeleri, yaratılış kanunlarına, insanın fıtratına tamamen ters düşmekte, bu şişirme rivayetlerin kaynaklandığı nokta; Hristiyanların İsa'sı, Allah'ın solunda oturur da, biz niçin Hz.

İsa'ya sahip çıkmayalım düşüncesinden zuhur etmektedir Rabbimiz!.

Aziz milletimize, Kur'ânî anlayışlar lütfetsin Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık