ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

YER YÜZÜNÜN EN DEĞERLİ KAYNAĞI İNSANDIR !..

" Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, ( çeşitli nakil vasıtaları ile ) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık." ( İsrâ sûresi, âyet 70 )

Görüldüğü gibi, bu âyeti kerime de Allah Teâlâ, insan oğluna çeşitli lütuf ve ikramlarının bir özetini vermektedir.

Tefsircilere göre insanın şan ve şerefi ve diğer varlıklardan üstünlüğü; yüce Allah'ın ona vermiş olduğu vücut ve beden güzelliği, el, göz, kulak gibi organlarını daha becerikli bir şekilde kullanması, konuşabilmesi, gülüp ağlayabilmesi;

Okuyup yazması, başka bir takım varlıkları kendi hizmetinde kullanması, âletler icad etmesi, olaylar arasındaki sebep-sonuç alâkasını görmesi ve bu sayede geleceğe yönelik proğramlar ve hazırlıklar yapması;

İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramlarına sahip olması; kısaca, maddi ve bedenî , ahlâkî ve ruhî meziyetleri haiz olmasıdır.

" Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde  bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi her halde ben bilirim, dedi." ( Bakara sûresi, âyet 30 )

Malum olduğu üzere, halife: vekil ve temsilci demektir. Allah, yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere insanı yaratmış, orada İlâhî hükümranlığı gerçekleştirme görevini de ona vermiştir.

İşte, insanın yaratılışı, dünyaya insan olarak gelişi böyle bir yükümlülük , dünyayı ve emrine verilen her şeye hükümran olması için donatılmış, yetki ve mükellefiyet verilmiş bir varlıktır. Onun içindir ki;

" Din'e göre her insanın içinde dahili bir merkez vardır. Bu her insanın en derin noktası, ruhudur. Niyet insanın kendi derinliklerine, o en derin noktaya doğru dahili bir adımı demektir ki, attığı bu adımla fiilini kendine mal eder, tasdik eder ve iç tasdikten geçirir.

Bundan sonra fiil ya gerçekleşir, ya da gerçekleşmez, lakin iç dünyada geri dönülmesi imkânsız bir biçimde gerçekleşmiş olur.

İşte bu " kendi kendine danışma" olmadıkça, insanın fiili geçici olan bu dış dünyada mekanik veya tesadüfi bir hareket olarak kalmaya mahkumdur. Bu itibarla ahlaka uygunluk, aslında doğru harekette değil, doğru niyettedir.

Özünde ahlak istektir ( niyet ahlakı), sırf bir davranış tarzı değildir. Yoksa bir hadımın iffetli-namuslu, az yemek zorunda kalan bir mide hastasının da zahit sayılması gerekirdi ki, böyle değildir.

İnsanın iç zenginliği ve enginliği, hemen hemen sonsuzdur. En iğrenç cinayetlere olduğu gibi, en ulvi fedakârlıklara  da istidadı vardır. Dolayısıyla onun  büyüklüğü, her şeyden evvel, iyiyi istemekten öte, iyi ile kötü arasında seçim yapma imkânına sahip olmasındadır.

İnsanın hür iradesiyle yaptığı seçim dışında " iyi" mevcut değildir ve zorla " iyi" olmaz. Zira "iyi"nin şartı özgürlüktür, kaba kuvvetle ve zorlamayla özgürlük bir arada olamaz.

" Din de zorlama yoktur." ( Bakara 256). Aynı ilke ahlak için de geçerlidir. Zorla alıştırma doğru davranmayı dayattığında bile haddi zatında gayri ahlaki ve gayri insanidir." ( Ahir Zaman İlmihali, M. H. Kırbaşoğlu, say. 149 )

Demek ki, yüce Allah'ın yanında, her şey insandadır ve insandır. İyilik yapmak, günah işlemek, faydalı olmak, yeryüzünde en çirkin, en kötü şeyleri bile icra etmek onun elindedir.

Bir diğer husus, yine mükerrem bir varllık olan olan meleklerin  hayatlarını, Kur'anî açıdan tetkik etmiş olduğu zaman görmüş oluruz ki, onların hayatları, insanın varlığından tamamen farklı, apayrı bir haldedir..

Bir kere, onlar, yemezler, içmezler, şehevani hisleri yok, yani, insanoğlunun yapmış olduklarını onların yapması mümkün değildir.

Melekler, madem ki nurani varlıklardır, o halde, onların iş ve güçleri, meşguliyetleri, Allah'a ibadettir, tesbihtir. takdistir, ve hamddir.

     Onların sayısını, ne kadar olduklarını ancak Allah bilmektedir. Evlilikleri yoktur, Çocuk, aile sahibi olma durumları bulunmamaktadır. 

Ya insanoğlu?.. Evet, insanoğlu, donanımlı bir varlıktır. Akıl, düşünce, algı, tefekkür, tezekkür, iyilik, kötülük ve tüm iyi ve kötü hallerin iç içe bulunmasıdır.

Sizler, hiç duydunuz mu, yeryüzünde ve tüm dünyada Deaş diye, Taliban diye, Hizbullah diye, Kaide diye, Fetö diye bir kanlı melek ordusunun, yığınlarının bulunmasını?

Ama, yaşamış olduğumuz aleme nazar ettiğimiz zaman görmüş oluruz ki, melekleri bile çileden çıkartacak kanlı örgütlerin varlığı, hep insanoğlu içerisinden çıkmış, hala da çıkmaya devam etmektedir.

" Aklın ahlakla ilişkisi nedir? Akıl varlıklar arasındaki ilişkileri keşfetmekten başka bir şey yapamaz. Bu yüzden " değer yargısı" akıl dışında başka bir referansı gerektirir.

İlim ile ahlak arasındaki ilişki de böyledir. İlim mesela, suni tohumlama, " tüp bebek" ve ölümün kolaylaştırılması gibi uygulamaları kabul etmektedir; çünkü bunlar ilimsiz düşünülemez, zira bunları meydana getiren ilimdir.

Dinle alakası ne olursa olsun bütün ahlak anlayışları ise, bu yöntemleri bizatihi hayatın kendisine aykırı olduğu için reddetmektedir. Bu noktada ahlak, Din ve Sanat ile - izahları farklı da olsa- beraberdir.

Suni hayat ve suni ölüm Din tarafından tasvip edilemez, hayat ve ölüm, insanın değil, Allah'ın salahiyetindedir. Ahlak için suni döllenme ve ölümün kolaylaştırılması, hümanizmin/insanlığın ihlali demektir.

Çünkü bu şekilde insan bir objeye/nesneye indirgenmiş olmaktadır. Öte yandan bir sanatçı için de insanın doğumu ve ölümü birer sırdır ve sır olarak kalmalıdır. " ( a.g. eser say.149 )

Netice olarak;

Keşke!.. İnsanoğlu, Rabbini tanımış olsaydı, onun emirlerini bihakkın uygulamış bulunsaydı, vallahi!.. Yeryüzü cennet olacak, Kurt ile kuzu beraber yürüyecek, döğüşsüz, kavgasız bir dünya olacaktı!..

Ama, ne hazindir ki, Adem (as)'ın oğlu, Kabil'den bu yana, döğüş yapanda insan olmuş, fuhuş yapanda, faiz yiyende, Fetö'culuk yapanda!..

Belki, denilecektir ki, niçin her defasında Fetö öne çıkarılmaktadır?.. Tabii ki, böyle bir ağlayan, sızlayan, göz yaşı döken bir hocanın (!), 40-45 yıl bu milletin içerisinde yaşayıp da, tekraren bu millete silah çekmesi, bu milleti mağdur etmesi, mazlum durumuna düşürmesinden dolayıdır.

Çünkü, bu fiiliyatı, Hasan Sabbah yapmamıştır? Yapmış ise, Yezid yapmış, Hz. Hüseyin Efendimizin ahfadını mahvı perişan ederek, kin ve gayzını Ehl-i Beyt'e kusmuştur.

Gerek Osmanlı, gerekse Türkiye, ve gerekse, dünya ihtilallerinde bu tür bir ahlaksızlığı müşahade etmek mümkün değildir.

Hani, hacı idik, hoca idik ve insan idik?.. Bir insan azmanı olarak Adolf Hitler bile, Mussoluni bile, Stalin bile, bu tür bir düşmanlığı, insan olarak kendi milletlerine yapmamışlar, sadece yanlışları, kendi milletlerinin çıkarları için, topraklarına toprak katması için , başka insanlara zarar vermişlerdir.

Hasılı, insan olarak, yer yüzünde " Allah'ın halifesi" olarak, insan olduğumuzu bilmeliyiz. Canavarlaşmanın, kan akıtmanın, ülke insanlarına zarar vermenin bir anlam ve sebebi yoktur. Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık