Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

YÜK TAŞIMA HAMALLIĞI

YÜK TAŞIMA HAMALLIĞI GEÇER DE, SERVET TAŞIMA HAMALLIĞI GEÇMEZ!..

" Nefsânî arzulara, ( özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir.  Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır." ( Âl-i İmrân sûresi, âyet 14 )

" ( Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün ( onlara denilir ki): " İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin ( azabını) tadın!" ( Tevbe sûresi, âyet 35 )

Evet, yük taşımak, hamallık yapmak kolaydır. Taşırsın, uğraşırsın ve akşam olup eve gelindiğinde, dinlenmek, yorgunluk atmak için, yatağa gidilir, bir kanapede uzanılımış olunur ve uyku ile yük taşıma yorgunluğu telafi edilir. Ya servet taşıma hamallığına ne demeliyiz? Ne yapmalıyız?

Banka hesapları, kasadaki altınlar, gelirler, kiralar, envai çeşit zenginlikler, dövizler vesaire, insana rahat vermeyecektir. Geceleri kâbus, gündüzlerinde rahat yok, aile içerisinde didişmeler, hesaplar, kitaplar, insan zihnini, hayallerini, aklını çelmekte, bir türlü rahat yüzü göstermemektedir.

Oysa, her yıl zekat hesabı yapılırken, fıtra, fidye, teberru, infak işlemleri düşünülürken, asgariye gidilir, fakire, fukaraya el ucuyla yardım yapılır.  Öğrencilerin, semtine uğranılmaz, onlar, ne yiyor, ne içiyor diye bir kere olsun düşünülmez.

Hal böyle iken, yük hamallığı mı kolaydır, servet hamallığı mı rahattır? sorusunu sormadan edemiyorum. Hakikaten, serveti yüklenmek, taşımak, hesabını hem kullara, hem Allah'a vermek çok çok zor ve müşkildir!.. Hal böyle olunca;

" En tartışılmaz insan hakkı yaşama hakkıdır; yaşama hakkından maksat yarı aç yarı tok sürünmek değildir, tabii ihtiyaçlarını gidererek yaşamaktır.

Bu gün dünya üzerinde yaşayan insanların inançları, dünya görüşleri ne olursa olsun bütün insanlar için böyle bir yaşama imkânını sağlamak ödevleri vardır; bu her şeyden önce bir insanlık ödevidir, ödevin ihmâl edilmesi, umursanmaması;

Bu yüzden milyarlarca insanın yarı aç ve ihtiyaç içinde yaşamaya mahkum olmaları, namus ve özgürlüklerinden feragat etmek mecbûriyetinde kalmaları bir insanlık suçudur.

Zengin toplulukların ve fertlerin, başkalarının giderek daha da yoksullaşmaları pahasına servetlerini arttırmaya devam etmeleri vicdanlarını sızlatmıyorsa Allah onlardan bunun hesabını soracaktır.

" Ben O'na inanmıyorum ki..." diyenler de öte dünyadan önce burada, ya yoksullar eliyle veya başka yollardan cezâlarını çekebileceklerini unutmasınlar.

İslâm ilk günlerinden itibaren yoksulluk meselesi ile ilgilenmiş, kimi mecburi, kimi ihtiyari bir çok ödev vermiş, yol göstermiştir.

Zenginlerin muhtaç akrabaya bakma ( nafaka) mecburiyeti, komşu hakkı, devam eden hayırlar ( sadaka-i cariye, bu çerçevede vakıf kurumu), zekat, fitre, kurban, yoksulluk maaşı ( son kapı olarak devlet yardımı) bu yolların ve ödevlerin başlıcalarıdır.

Bu konuda genel İslami ölçü şudur. " Muhtaç olanların, kime ait olursa olsun ihtiyaçtan fazla malda hakları vardır; servet belli ellerde toplanmamalıdır;

Her şahıs için ekonomik olarak da fırsat eşitliği bulunmalıdır; sebebi ne olursa olsun yoksulluk, yaşama hakkını temin edecek ölçüde yardım sebebidir." ( Hayatımızdaki İslam, H. Karaman, say. 48-49 )

Durum ve hal böyle iken, fakir-fukara yoksulluktan zar zor geçinirken, zenginlerin; öylesi ramazanlarda zenginleri çağırıp iftar vermesi, elinin ucuyla  fitre ile fakiri kandırması, " zekat veriyorum" diye, kenarda, köşede bulunan kıytırık, mübtezel şeyleri sunması, zenginin kulluk görevini yerine getirmesi değildir..

Ayrıca, sokakta, çarşıda, meydanlarda, caddelerde, dükkanlarda, evlerde, iş yerlerinde hırsızlık vak'aları yaygınlaşmış ise, soygun, gasp olayları artmış ise, zenginler mi suçludur, bu tür gayri ahlaki şeyleri yapanlar mı suçludur?

Hani, tarihte, Ebu Zerr Gifari Hz.leri, Şam şehrine, kral Muaviye'nin yanına sürgün edilir.. Kral Muaviye, onun samimiyetini test etmek için, ölçmek adına, bir memuru ile ona bin tane altın gönderir!..

Ebu Zerr Gifari gibi bir kahraman, bu altınlarla sabahlar mı? Hemen o gece, sokağa çıkar, kendisine gönderilen bin altının tamamını , dağıtıp evine döner.

Sabahleyin, kral Muaviye, memurunu yeniden Ebu Zerr (ra)'a gönderir.. Altınların geri iadesini ister. Ebu Zerri Gifari (ra), altınların tamamını dağıttığını, bir tane bile altının kalmadığını gelen görevliye anlatır.

İşte, yiğitlik, kahramanlık budur. Şimdi, sormadan edemiyorum!.. 21 nci asrın Müslüman toplumlarında bir tane Ebu Zerr Gifari var mıdır?.. Servetin, altının, dövizin hamallığını yapmayan?..

Bendeniz, böyle bir civan merdin olduğunu sanmıyorum!.. Şayet sizler, takipçilerim, okuyanlarım, biliyorsanız, tanıyorsanız, adres verinde o mübarek zatı kutlayalım!..

Keşke!.. Günümüz dünyasında, Resul'ün izini adım adım takip, tatbikte bulunan, bir Hz. Ebu Bekir, bir Ömer, bir Ebu Zer bulunmuş olsaydı!.. Vallahi!.. İşte o zaman, dünyanın nasıl bir dünya olduğunu sizler görmüş, temaşa etmiş, yaşamış olacaktınız!..

Ama, ne acı ki, her tarafta kısır bir döngü halinde, zekat, 40 koyundan, 81 gram altını olandan alınır veya verilir ifadesi geçmektedir.. Dahası, fıtra;  arpadan, buğdaydan, kuru üzüm ve hurmadan tediye edilir görüşleri!..

Yani, fıtra yerine fakir öğrencilerin ellerinden tutup giyindirirsek, yurt parasını yıllık olarak ödersek, şehit çocuklarını ömür boyu okutursak, arpadan, buğdaydan, kuru üzüm veya hurmadan iyi olmayacak mıdır?

İslam'ın; zekat emri, fıtra , fidye, infak, sadaka, teberru, yeme yedir, giyme giydir anlayışları hayata geçirilmelidir. İşte, o zaman,göreceksiniz ki, İslam; bir başka şekilde anlaşılacak ve servet hamallığı yapmamış olacağız!..

Netice olarak;

Gerçekten, biriktirmiş olduğumuz mal, para, zenginlik, döviz, altın, bağ, bahçe, binalar başımıza yük olmuş durumdadır..

Gecelerimize bir kâbus gibi çökmekte, zihin dünyamızı harabeye çevirmekte, korkunç, tarrakalı rüyalar görmekteyiz!.. Karabasan gibi üzerimize çökülmekte, biriktirmiş olduğumuz maddeler bizi taşıyacağına, vallahi! bizler, onu taşımaktayız.

Onun içindir ki, dizlerimiz de fer, damarlarımız da kan kalmadı.. Tükendik be dostlar, mahvolduk be kardeşlerim!..

Yaşımız, bu kadar servet hamallığını götürmeye müsait olmadığı için, mirasçılardan medet, yardım beklemekteyiz.. Mirasçılarımız da, çok nankör, illaki, bizim ölmemizi bekler dururlar.

Ölelim ki, mahkeme kapılarını aşındırsın dursunlar!.. "Bağ benim", "tarla senin", "apartman filancanın", ya altınlar?.. Zekatı, infakı, sadakası, fıtrası, fidyesi verilmemiş sair servetler!..

Resulullah (sav); aç kalmış olduğu vakitlerde, karnına taş bağlıyordu!.. Niçin? Açlığını bastırmak içindi!.. Ya biz?.. Kızartılmış Tavuklar, Kuzular, taze Sığır etleri, Bıldırcın kebapları, sütlaçlar, tavalar, çiğ köfteler vb. vur patlasın, çal oynasın hesabı ile, nankör, doymak bilmeyen midemize doldurmaya çalışıyoruz!..

Daha olmadı, hızımızı alamayıp, tüm bu yiyecekleri, " dokunmatik" telefonlarla , sosyal medyaya, Face'ya atmak için oğlana, kıza darılıp duruyoruz!.. " At be kızım, At be oğlum!.. Yediklerimizi, içtiklerimizi olmayanlar da görsünler" diye... Vah bize!.. Vah bize!.. Ne günlere kalmış olduk?.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık