ayyıldız bir hafızın oldun

Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

ZİKİR, KAFAYI SALLAYIP HÛ ÇEKMEK MİDİR?!

" Namazı bitirince  de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken ( daima) Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dos doğru kılın; çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır." ( Nisâ sûresi, âyet 103 )

Bu ayeti kerime hakkında yorum yapacak olursam:

Malum olduğu üzere, yolculukta ve tehlikeli durumlarda namazın nasıl kılınacağını anlatmaktadır. Sünnet ve tatbikattan anlaşıldığına göre yolculuk halinde , dört rekatlı namazların kısaltılarak iki rekat olarak kılınması için düşman korkusu ve tehlikesi şart değildir.

Ebu Hanife'ye göre, 80 ila 90 kilometrelik bir mesafeyi katetmek üzere yola çıkan her Müslüman bu ruhsattan istifade eder.

Düşman veya beklenen tehlike karşısında kılınan farz namazın ayette iki rekat olarak tarif edilmesi, ordunun aynı zamanda seferî olmasındandır.

Bu durumda cemaatle namazın nasıl kılınacağı konusunda iki uygulama vardır. Hanefilere göre, birliklerin bir kısmı düşman karşısında dururken diğer kısmı gelip imamın arkasında namaza dururlar.

Birinci rekat tamam olunca yerlerine giderler, ikinci kısım gelir ve imamla bir rekat da onlar kılar, birinciler ile yer değişirler. Bu sırada imamın namazı tamamlanmıştır.

Bunlar imamın arkasında imiş gibi ( okumadan) namazlarını tamamlar ve yerlerine giderler. Diğer kısmı ise gelerek veya yerlerinde -yetişemedikleri rekatı kılıyormuş gibi- okuyarak namazlarını tamamlarlar.

Şafii ve Mâlikilere göre, birinci grup imamla ilk rekatı kılınca imam ikinci rekatın kıyamın da bekler, bunlar namazlarını tamamlayıp yerlerine giderler ve ikinci grup gelir, imamla birlikte namaz kılarlar, imam son oturuşta onları bekler.

Kalkıp bir rekat daha kılarlar ve imamla beraber selam verirler. Namaz ve Kur'an okumak en büyük zikirdir. Allah'ı anma şekillerinin en mükemmelidir. Aklı eren kimse için bunları terketmenin hemen hiç bir özür ve mazereti yoktur.

Darlık zamanlarında ruhsatlar ve kolaylıklar ve erkânına riâyetle tamam olarak kılınır. Allah'ı anmak yalnızca namaz  haline münhasır olmamalı, her müslüman her halükarda Kur'an'ı okumaktan ve böylelikle Allah'ı anmaktan gafil olmamalıdır.

Üzülerek belirtmeliyim ki, " zikir" herkes ve her kesim tarafından bir yerde toplanıp, halaka şeklinde ve grup halinde , kafaları sallayıp " Hû" şeklinde bağırıp çağırmayı, zoraki seslerini Allah'a duyurmaya çalışılmaktadır.. Sanki, Allah, onları duymuyor da, " Hu" çekenler illada duyurmak istemektedirler. Demek ki:

" Kur'an'ın anlattığı din ile uydurulan dini ayırt ederken mutlaka değinilmesi gereken bir diğer önemli  konu da tarikatlardır. Yüzlerce tarikat olmasına ve bunların, Kur'an'ın anlattığı  İslam'dan sapışları;

Farklı noktalarda olmasına rağmen çalışmamızın hedeflenen boyutunu dikkate alarak sadece şeyhlerin aşırı yüceltilmesi ve tartışılmaz kabul edilmesi gibi, bir çoğunda ortak ve temel olan noktalara değinmekle yetineceğiz.

TEKKELERİN DEJENERASYONU:

Peygamberimiz'in tek mürşit olduğu, dini konularda tartışılmaz tek otorite olduğu dönemde İslam'ın tek kurumu cami idi. İbadetler, eğitim ve hizmet tüm yeryüzüne yayılan bir faaliyeti, kurum olarak ise bu faaliyetlerin merkezi camiydi.

Peygamber'in sağlığında, hatta dört halife döneminde cami dışında tekke, dergâh, zaviye gibi başka kurumların oluşturulmadığı bu tekke ve dergahların üyeleri tarafından bile kabul edilir.

İlk tekkenin hicri 150 -miladi 760- yılları civarında Şam yakınlarında kurulduğu kabul edilir. Fakat tekkelerin yayılması yüzlerce yıl sonraya rast gelecektir. Pek çok tekkenin ilimler akademisi, askeri hizmet, hatta hastaların tedavisi gibi bir çok güzel hizmette kullanıldığı;

Müslümanların Allah sevgisinin gelişmesi ve iyi ahlaklı kâmil Müslümanlar olmaları  için önemli  katkılarının bulunduğu da bir gerçektir.

Fakat bu geleneğin içinden gelen isim olan Kuşadalı İbrahim'in deyimiyle; gün gelip de kimi tekkelerin " kerhaneye ve meyhaneye dönüştüğü" , Kur'an'ın emir ve yasaklarıyla alakası olmayan binlerce tören ve uygulamanın din adına bu tekkelerde gerçekleştirildiği de ayrı bir gerçektir.

Tüm bu olumsuzlukları tespit eden Kuşadalı, yanan tekkesinin yerine yenisini yaptıramamış ve asırlarca yaşayan tekkelerin kapanması gerektiğini ve tüm yeryüzünün adeta bir tekke gibi kullanılıp;

Peygamberimiz zamanındaki gibi cami dışında bir dini kurumun bırakılmamasını, Kur'an dışındaki virdlerin ve tarikatların özel dualarının yerini Kur'an'a ve Kur'an'da geçen dualara bırakmasını savunmuştur." ( Uydurulan din ve Kur'an'daki din, say. 175-276 )

Evet, " zikir" nedir, ne değildir? sorusunu cevaplandıracak olursak, " zikir"; Kur'an'ı okuyup, anlamak ve emirlerini yaşamaktır.  Yoksa, " Zikir" belli virdlere ayırıp, sayılara boğmak değildir.

Hele, orada, burada, kavuk sallayıp, halaka olup, meclisler oluşturup, kadın-erkek karışıp " Hû" çekmek hiç değildir.

Netice olarak;

Maalesef, ülkemiz ve milletimiz bünyesinde, ayrılıkların, hiziplere bölünmenin mecrası genel olarak " Zikir" evleri olarak görülmektedir.

Nasıl görünmesin ki, her mürşid geçinen zatı muhterem bir diğer şeyhle, mürşidle bir araya geldiği, dini problemlerini hangi ilim adamına, alime danıştıkları görülmüş müdür?

" Ben bilirim" " ben şeyhim" " ben mürşidim" benliği ile , bir çok mes'elede bu milleti kör, topal bırakmıştır.. Oysa, ilimde, bilimde, Kur'an'ı anlamada benlik, gurur olamaz. Hani, Hz. Ali (ra)'ın meşhur sözü ki şöyledir:

" BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KÖLESİ OLURUM!" Mübarek sözü, her şeyi açık, seçik olarak ortaya koymaktadır.

Allah aşkına! Sormadan edemiyorum: Kur'an taliminde, Allah yolunu bulmada enaniyet, benlik, gurur, ucup olur mu?..

Zaten, tekkelerin, zaviyelerin, dergahların yozlaşması hep bu sebeple olmuştur!.. Sonra oldu da ne oldu?  Kapılarına kilit vurulma ile iş bitmiş, mes'ele sonlandırılmıştır!..

Şimdilerde, " Şeyhim" " Mürşidim" gururu ile ortalarda kör, topal dolaşanlar da, neye hizmet ettiklerini bilemeyen yamuk kimselerdir!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık