© Dini Haberler 2020

Siz kazanacaksınız diye bizim davamız kaybetmeye mecbur mu?

Serdar Tuncer, yokluk yıllarında korunan değerlerin, varlık ve güçle birlikte aşındığını savunuyor. Helal kazanç, kul hakkı ve adalet vurgusuyla haksız zenginleşmeye sert eleştiriler yöneltiyor. Kişisel çıkarlar uğruna ortak mücadelenin ve toplumsal umudun zedelenmemesi çağrısında bulunuyor.

Yoklukla çok imtihan olduk. Soframızda aşımız, altımızda arabamız, cebimizde paramız değildi sadece yok olan. Siyasette adımız, bürokraside rengimiz, medyada adamımız, iş çevrelerinde sermayemiz, ülke yönetiminde sözümüz, eğitimde değerlerimiz, akademide ünvanımız, asker ocağında seccademiz, bunların hiçbirisi yoktu. Ülkede sanırsın biz yoktuk. Yokluğun en hazin halini yaşadık yıllarca. Yok olanın çektiği yokluk gibi bir şeydi bizimkisi.

Gel gör ki bunca yokluk içinde var olan bir şeylerimiz vardı, hem de en kallavisinden, en hakikisinden, en Müslümancasından. Sabrımız, şükrümüz, metanetimiz, tevazumuz, duamız, muhabbetimiz, samimiyetimiz, aslanlar gibi duruşumuz, en önemlisi de yarınlara dair büyük bir umudumuz vardı. İçki içmediğini gördüğümüz vakit sevindiğimiz siyasiler, bir Cuma Mescidinde denk gelindiğini duyduğumuz vakit Allah’a şükrettiğimiz bürokratlar, zor şartlar altında çıkarılan ve el altından dağıtılan dergiler, okulun vermeyeceğini bildiğimiz eğitim vazifesini üstlenen güzel gönüller, görülüp de görevden uzaklaştırılmamak için ima ile kılınan namazlarla büyüyen büyük ve güzel bir umudumuz vardı. Mahir İz Hoca merhuma rahmet olsun. Onun deyimiyle ‘kıl beşi kurtar başı’ günleriydi. Yokluktu, imtihandı ama gönüllerimiz pir ü paktı ve aktı alnımız.

Derken varlık günleri geldi çattı. Bir anda değil elbet, bin bir çileyle. 27 Mayıslarla dara çekilen, 12 Eylüllerle sınanan, 28 Şubatlarla örselenen, 27 Nisanlarla hizaya sokulmaya çalışılan, 15 Temmuzlarla canına kastedilen varlık günleri.

İki asra yakın zamandır var olmasın diye içeriden ve dışarıdan kah gafletle kah kasıtla dalaverenin bin bir türüyle, tedbirin dik alasıyla, zulmün en çetin haliyle uğraşıp durdukları Anadolu’nun has evlatları nihayet bu ülkede vardı. Sevindik, hamd ettik, şükür namazları kıldık.

Nasıl sevinmeyelim ki? Namaz kıldırıp Kur’an-ı kerim okuyan, konuşmalarını ayetlerle ve hadislerle süsleyen, ‘one minute’ deyip meydan okuyan, ‘dünya beşten büyüktür’ deyip alternatif bir iddiayı yeryüzüne haykıran bir Cumhurbaşkanımız vardı artık. Cümle vesayetlerinden arınmış bir demokrasimiz, yayınlarının hepsinden razı olmasak da televizyonlarımız ve gazetelerimiz, zekatını verdiğinden emin olduğumuz vergi rekortmenlerimiz, müfredatına nihayet çeki düzen verilmeye başlanan bir eğitim sistemimiz, yerli ve milli Üniversitelerimiz, Peygamber ocağı kışlalarımızda güzelim mescitlerimiz, kamuda başörtülülerimiz, savunma sanayiinde Selçuk Bayraktar’ımız vardı.

Bunca varlık içinde bir şeylerin yok olmaya başladığını gördük, hüzünle. Tevazumuzun yittiğini, şükrümüzün hırpalandığını, samimiyetimizin örselendiğini, adalet duygumuzun yaralandığını, tevekkülümüzün zayıfladığını, hassasiyetlerimizin kaybolduğunu, umudumuzun kan revan içinde kaldığını gördük. Varlık da bir imtihandı sanki ve biz kaybediyorduk bu imtihanı.

Yokken sabretmiştik, yetinmeyi bilmiştik ama paramız var olunca önce artırmanın derdine düştük sonra helali haramı umursamaz olduk. Belediye otobüslerinde, ellerindeki poşetlere gizlenmiş parti bayraklarını asmaya giden mahzun ama onurlu insanlar ciplere binmeye başlayınca bir şeyler yitip gitti avcumuzdan. O babaların çocukları bir başkasının hakkı hukuku demeden ihale kovalamaya başlayınca ahlakımız yitip gitti. 28 şubatlarda tesettürü için sokaklarda joplanan annelerin evlatları artık modern tesettüre bürünmüş annelerinin yanında taytla arz-ı endam etmeye başlayınca onurumuz yitti. Bir de baktık ki ortada bizden eser yok, biz yittik! Dün yok muamelesi görüyorduk yokluk içindeydik ama bütün heybetimiz ve vakarımızla biz vardık. Bugün her yerde biz varız güya ama ortalıkta bizden eser yok!

Mahir Hoca merhum milli Selamet Partisi ilk defa iktidar ortağı olunca nasihatine ilave yaparak demiş ki: “Kıl beşi, ye helal aşı, kurtar başı!” Gün o gündür erenler. Birine bin katmak için yüz binlerce insanın hakkına girenlerle Türkiye Yüzyılına yürünmez. Birileri biraz daha zengin olacak diye iki asırlık mücadeleye, çekilen bunca çileye, yeryüzüne yeniden revnak verebilecek büyük umuda, Türkiye fikrine ihanet edilmez!

Bunca tespit yeter, gelelim teklife.

Fon vurgununda enselenen yahut henüz fark edilmeyen ya da enselenmenin önünü sağlam kapattığı için yakalanmayacağını düşünen, yahut benzer bir durumda bu işe tevessül edebilecek olan kim varsa defolup gitsin aramızdan! Kazanmayı hayal ettikleri parayı biz kendi aramızda toplayıp onlara veririz. Yeter ki derdimize, davamıza, umudumuza daha fazla kaybettirmesinler!

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER