Tam sırası geldi!..
Yıllar önce okuduğum “Bilim adamıyla, kayıkçı” başlıklı ilginç ve ibretlik kıssayı, çok önemli mesajlar barındırdığı için arşivlemiştim.
Şimdi ise tam sırası geldi:
Boğaz Köprülerinin olmadığı yıllarda, adamın biri, kayıkla karşı tarafa geçerken, kayıkçı, kendi halinde küreklere asıldığı sırada, ilmiye hava atmak isteyen adam sorar:
-Kayıkçı efendi, sen felsefe biliyor musun?
-Yok beyim, o dediğin neyse, ben bilmiyorum...
-Bak olmadı işte. Sen hayatının dörtte birini kaybetmişsin de farkında bile değilsin. Peki, matematik biliyor musun?
-Yok beyim, biz yoksul büyüdük, matematik de bilmiyorum.
-Arkadaş sen o zaman hayatının dörtte ikisini kaybetmişsin. Peki, okuma-yazma biliyor musun?
-Hayır beyim. Okuma yazma da bilmiyorum.
-Arkadaş, o zaman sen hayatının dörtte üçünü kaybetmişsin de farkında bile değilsin!..
Kayıkçı boynu bükük bir şekilde susmuş ve tüm ezikliğiyle, küreklere asılmaya devam ediyormuş. Kısa bir süre sonra, hava birden bozmuş ve büyük bir dalga, kayığı alabora etmiş. Kayıkçı bir tarafa, adam diğer tarafa savrulmuş.
O çırpınmalar içinde kayıkçı, diğer adama seslenmiş:
-Beyim, beyim, sen yüzme biliyor musun?
-Hayır, hayır, hiç bilmiyorum...
-Beyim, bak şimdi bu hiç olmadı! Eğer yüzme bilmiyorsan, sen hayatının tamamını kaybettin!..
Saygıdeğer dostlarım.
Bendeniz her zaman, çok önemli konuların, çok daha iyi anlaşılması için, Kur’ânî bir metod olan, böyle ilginç misallerle vurgulamak istiyorum.
Bu misali de Dünyevî ilimlerine, zenginliğine, “ben albayım, ben avukatım, ben milletvekiliyim, sen benim kim olduğumu biliyor musun?” ..gibi makam ve mevkiine güvenip ahkâm kesenlerin, esasen neleri bilmeleri gerektiğini, onları bilmemeleri hâlinde, şu olaydaki bilim adamından BİN BETER durumlara düşeceklerini arz edeceğim, inşallah.
Hiç tartışılmayacak kadar kesin olan ve mutlaka bilmemiz gereken gerçekler var:
- Şu dünya hayatı fâni ve gelip geçici olduğu için, er veya geç, belki de âniden öleceğiz!
- Bu dünya hayatına; Yüce Yaratıcımızı tanımak, O’na kulluk ve ibâdet için, gönderildik. Yani burada SINAVDAYIZ…
- Yukarıdaki olayda da görüldüğü gibi; burada övünülenlerinin hiç birisinin, zerre kadar işe yaramadığı, uzun bir KABİR hayatımız olacak.
- Burada sınanarak, Haşir, Kıyamet, Sırat adı verilen çok uzun ve meşakkatli bâdirelerden sonra, çok ciddi bir Mahkeme-i Kübra’da yargılanacağız.
- Bu zorunlu ve yıllar süren yargılanma neticesinde, Yâ Ebedî Cennetlere sevk edileceğiz, inşâAllah. Veya hak edilen ebedî Cehennem azaplarımız başlayacak. Allah muhafaza eylesin, inşallah.
- Bu gerçeklere İNANMAMAK, asla bunlara engel değildir.
Sadece o uzun bir KABİR hayatımızdaki Cennet bahçelerine, Haşir, Kıyamet, Sırat adı verilen çok uzun ve meşakkatli yolculukta selâmetlere, çok ciddi bir Mahkeme-i Kübra’da Ebedî Cennetleri kazanmaya engeldir.
Olaydaki kayıkçının; “..Eğer yüzme bilmiyorsan, hayatının tamamını kaybetmek üzeresin…”dediği gibi, “Eğer Kâmil bir ÎMAN ile kabre giremediysen, bundan sonraki ebedî hayatının tamamını kaybettin” demektir.
Dünya hayatındaki “Yüce Yaratıcımızı tanımak, O’na kulluk ve ibâdet” görevlerini ve “SINAV hâlinde olduğunu” ıskaladıysan,bundan sonraki ebedî hayatının tamamını kaybettin” demektir.
Bu gerçekleri ıskalamak, o kayıktaki bilim adamının geri kalan 40-50 senesini kaybetmek kadar BASİT bir olay değildir.
Matematikte SONSUZ kelimesinin karşısına; katrilyon, kentilyon, seksilyon, septilyon, oktilyon, nobilyon, desilyon gibi, hangi rakamı koysanız, bu en büyük rakamların dahi SIFIR (0) hükmünde kalacağını, sanırım bilmeyen yoktur.
İşte bu gerçeklerden gafletle, SONSUZ, SINIRSIZ ve EBEDÎ bir âhiret hayatımızı Cehenneme çevrilmiş olunacaktır.
Neticede ise Cehenneme atılmak üzereyken bunları ıskalayanlar; “Yâ Rabbi biz bilemedik, bizden öncekilere aldandık. Bizi tekrar Dünyaya gönder ki, tam senin istediği gibi yaşayalım” anlamında yalvarmalar hiçbir işe yaramayacak.
Onlara “Biz, size, düşünüp ibret alacak, gerçeği görecek kimsenin düşüneceği kadar bir (akıl ve) ömür vermedik mi? Hem size Peygamber de gelip uyardı. (Değil mi?) Öyleyse tadın azabı! Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!” (Bkz.: Fâtır Sûresi, 37. Âyet.)
Uzun yıllardan (yarım asırdan) beri sizlere hitap eden bir dostunuz olarak, bu gerçekleri de henüz nefes alıyorken, yani ölüm meleği ziyaret etmemiş ve sınavımız devam ediyorken, bir kez daha hatırlatmak ve birlikte mütâlâ etmek istedim.
- Artık siz bilirsiniz! Vesselâm…
Facebook Yorum
Yorum Yazın