Ahiret bilinci
Ahiret inancı, genel olarak insanlık tarihinin en temel metafizik kabullerinden biridir. Birçok din ve felsefi gelenekte ölümün bir son değil, yeni bir başlangıç olduğu düşüncesi, ferdin hayatı algılama biçimini köklü biçimde şekillendirir. İslam düşüncesinde ise ahiret bilinci imanın şartlarından birisi olarak yalnızca metafizik bir inanış değil, ahlâk, toplumsal düzen ve kişisel sorumlulukla doğrudan ilişkili bir hayat perspektifidir.
2026’nın bu ilk yazısında ahiret bilincinin bireysel, ahlâkî ve toplumsal boyutları ele alınacak, insanın anlam arayışı bağlamında bu bilincin önemine vurgu yapılmaya çalışılacaktır.
Günlük hayatın hengâmesi içinde yaşıyoruz. Sabah aceleyle evden çıkıyor, akşam yorgun argın dönüyoruz. Trafik, ekonomi, geçim derdi… Liste uzayıp gidiyor. Fakat bütün bu koşuşturma içinde çoğu zaman unuttuğumuz bir gerçek var:
Hayat sadece bu dünyadan ibaret değildir.
Ahiret bilinci, inanç dünyamızın en temel kavramlarından biridir. Ancak ne yazık ki, teoride bildiğimiz bu hakikat pratikte hayatımıza yeterince yansımıyor. İnsan, yaptıklarından hesaba çekileceğini unutmazsa davranışlarını da ona göre şekillendirir.
Bugün toplumsal hayatta sıkça şikâyet ettiğimiz pek çok sorunun temelinde ahiret bilincinin zayıflaması yatıyor. Haksız kazanç, kul hakkı, yalan, dedikodu, iftira, zulüm, adaletsizlik… Eğer insan, “Nasıl olsa kimse görmüyor” düşüncesiyle hareket ederse, orada ahiret inancı sadece sözde kalmış demektir. Oysa asıl soru şudur:
“Görülmediğini sanan insan, gerçekten görülmüyor veya görülmediğine inanıyor mu?”
Ahiret bilinci, insanı karamsarlığa değil, aksine sorumluluğa çağırır. “Nasıl olsa cezam öte dünyada” anlayışı değil, “Bu dünyada da doğru yaşamalıyım” düşüncesini hâkim kılmaya destek olur. Çünkü ahiret inancı;
Dünyayı terk etmek değil; dünyayı anlamlı yaşamak demektir.
Bu bilinç, kişiyi sadece ibadetlerine değil, insan ilişkilerine de dikkat etmeye yönlendirir. Eşine, işine, komşusuna, emanetine, sözüne sahip çıkan bir insan modeli ortaya çıkarır. Kısacası ahiret bilinci, iyi insan olmanın pusulasıdır.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Bu hayatı, sadece geçip giden günler olarak mı görüyoruz; yoksa hesabı verilecek bir emanet olarak mı?
Ahiret bilinci, toplumsal ilişkilerde adalet ve güven duygusunu destekler. Bu bilinçle hareket eden birey:
* kul hakkından kaçınır,
* adalet ve merhameti önceleyen bir tutum geliştirir,
* toplumsal dayanışmaya katkı sunar.
Bu yönüyle ahiret bilinci, ahlâkın yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal bir düzen ilkesi olduğunu öğretir.
Unutmayalım; dünya bir durak, yol uzun. Asıl mesele, bu duraktan nasıl geçtiğimizdir.
Ahiret bilinci, sadece ölüm sonrası hayata dair bir beklenti değil; şimdiki hayatı daha anlamlı, dengeli ve adil yaşayabilme motivasyonudur. Böylece insan, eylemlerini anlık hazlar yerine kalıcı değerler üzerinden değerlendirir.
Bu bağlamda ahiret bilinci:
* ölçüsüz hırsları dengeler,
* insanı yerele ve evrensele karşı sorumlu kılar,
* hayatı uzun vadeli bir perspektifle değerlendirmeyi sağlar.
Dolayısıyla bu bilinç, insan için ahlaki bir denge ve anlam kaynağı niteliğindedir.
Sonuç;
Ahiret bilinci, yalnızca geleceğe dair metafizik bir beklenti değil; bugünü anlamlandıran, davranışları yönlendiren ve insanı sorumluluğa çağıran köklü bir bakış açısıdır. Bireyin iç dünyasında ahlâkî özdenetimi güçlendirirken, toplumsal düzeyde adalet ve merhameti destekler. Modern dünyanın anlam arayışı içinde ise, insana derinlik, denge ve sorumluluk bilinci kazandıran önemli bir referans noktasıdır.
2026 Yılını bu referansı hayatımızın odak noktası yapıp yaşamamız dileği ile hepinize huzurlu ve mutlu yıllar dilerim.
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü

































Facebook Yorum
Yorum Yazın