Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

FATİHA'NIN SONUNDA ' ÂMİN ' DEMEK!..

Fatiha, hayatımızın her alanında, yaşamımızda var olan, yaşanan, okundukça huzur bulduğumuz bir suredir. Çünkü, aziz Kur'an evveli ve ilk defa kıraat ettiğimiz bir suredir.

Kılmış olduğumuz namazların her rekatinde kıraat etmiş olduğumuz Fatiha suresi, kendisini okumakla mesrur ve memnun olduğumuz, içeriğine girdiğimiz zaman bizi, tüm benliğimizi sarıp sarmalayan " Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz" diye okuyarak yapay, suni türedileri elimizin tersi ile ötelediğimiz bir sûredir.

Fatiha'nın son kısmında, Yahudilerin şerrinden, Hristiyan dünyasının garabetinden Allah'a sığıınmış olduğumuz bir suredir. Çünkü, Yahudii aemi, bir garabet, biir çelişki, bir zulüm içersindedir. Kos koca alemi Hristiyan da öyledir. Peygambersiz, peygamberlerini kendi zanlarınca gök yüzüne havale etmiş daha doğrusu çelişkiler içersinde boca olmuş bir dindir!..

Halbu ki, Yahudi dünyası, Tevratın emirlerine ittiba etmiş olsaydı, bu gün yaşanan ne Gazze felaketi, ne Filistin dramı yaşanmamış olurdu. Tüm dünyanın gözü önünde, Yahudi alemi, bir cinayetin, ırkçılığın, ırkçılık adına katliamın öncülüğünü yapmaktadır. Allah onları hak ile yeksan eylesin!..

Gelelim Fatiha'nın sonunda " Amin" denmesi sünnetine!..

" Fâtiha'nın sonunda " âmin" denmesi sünnettir. Âmin İbrahimi şeriatların ortak şiarıdır. Museviî ( Yahudi değil), İsevî ( Hristiyan değil) ve Muhammedî davetin aynı ilahi kökten neşet ettiğinin hoş bir belgesidir.

" Amin" , onaylama, doğrulama, tasdik etme, katılma, evetleme anlamına gelir. İbranicede " öyle olsun, duam tutsun, kabul olsun" çağrışımlarına sahiptir. Kelimenin eski Mısır inancında en büyük Tanrı'ya ad olarak verilen " Amon" dan ve kadîm Hind inançlarında varlık var edilmeden öncesindeki " kün/ol" emrinin mukabili olan " om" dan geldiği iddia edilmiştir.

Kelimenin kökeninin nereye dayandığının hiçbir önemi yoktur. Kaldı ki, kelimenin kadîm geleneklerle irtibatı, İslam'ın insanlıkla yaşıt olduğu ve insanlığın değişmez değerlerini temsil ettiği hakikatini teyit etmektedir.

Tüm dini geleneklerin özüne inildiğinde vahiyden bir pırıltıyla karşılaşmak kimseye şaşırtıcı gelmemelidir. Önemli olan Allah Rasûlü'nün sünneti olan " âmin"e yüklediği mânadır. Önceki vahiylerden geriye kalan sahih uygulamaları tasdik etmekten hiçbir zaman imtina etmemiş olan Allah Rasulü , Fâtiha'yı okuduğunda "âmin" derdi.

Eğer Fâtiha'yı açıktan okumuşsa " âmin"i de gizli söylerdi. Allah Rasulü akşam, yatsı ve sabah gibi Fâtiha'nın açıktan okunduğu cemaat namazlarında sesi arkasında saf tutanlar tarafından duyulacak şekilde " âmîn" derdi. Şu hadis, " âmin"e iştirakin önemini güzel anlatır.

" İmam ğayr'il-mağdubi ' aleyhim ve leddallin!" diye okuduğu zaman " Âmin" der. Ve yer ehlinin " âmin"leri sema ehlinin ve meleklerin " âmin" leriyle buluşursa, Allah kulunun geçmiş günahlarını affeder." ( Buhârî Ezan 112, Müslim Salat 72/410)

Allah Rasulü'nün ve sahabenin uygulamasından Fâtiha'nın sesli okunduğu cemaat namazlarında cemaatin de imamın " âmin" ine sasli olarak katıldıkları kesin olarak anlaşılmaktadır. Fıkıh okullarının kahir ekseriyeti de bu görüştedir." ( Kur'an sûrelerini kimliği, say. 28-29, M.İslamoğlu)

Netice olarak;

Gerek Beytullah'da, gerek diğer camilerde kılınan namazlarda cemaatin " Amin" sesleri şahsen benim hoşuma gitmekte ve heyecan duymaktayım.

Yukarı satırlarda ifade edildiği gibi, Rabbimizden niyazım, aminlerimizi kabul buyurması, kılmış olduğumuz namazlarımızı eksiği ile, noksanı birlikte kabul buyurmasıdır!..

Meşhur milli şairimiz Arif Nihat Asya'nın " aminlere karışsın" diye devam etmekte olan meşhur şiiri okunmalı ve kalplere heyecan vermelidir.

Son sözler olarak, Aminlerimiz, bizi biz yapmalı, kimliğimizi, heyecanımızı aminlerle izhar etmeliyiz!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

Facebook Yorum

Yorum Yazın