Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

BİR KİTABI OKUMAK İÇİN UĞRAŞIYORLAR?..

DÜNYANIN NERESİNDE İNSANLAR ANLAMADIKLARI BİR KİTABI OKUMAK İÇİN UĞRAŞIYORLAR?..

" Biz onu Arapça bir hitap olarak indirdik: belki bu sayede, kafanızı kullanırsınız," ( Yusuf sûresi, âyet 2)

" Bu Kur'an'ı sanaa vahyetmekle Biz, sana naklettiklerimizi en güzel, en açık seçik bir biçimde nakletmiş oluyoruz : oysa ki sen, bu hitaptan önce ( vahyin ne olduğundan) habersizdin." ( Yusuf sûresi, âyet 3)

Âyeti kerimelerin yorumları şöyledir:

" " Arabiyyen'in isim değilde vasıf mânasıyla: " Açık anlaşılır bir şekilde" . ' Arab'a dili' " açık ve anlaşılır" olduğu için ' Arab denmiştir. İnzal, bir şeyin idrak düzlemine indirilmesidir. Klasik nüzûl teorisinde ' dünya semasına indirilme' olarak adlandırılan ara kategori, aslında insanlığın idrakine indirilmeyi ifade etse gerektir.

Tenzil ile ifade edilen hakikat de, vahyin iki düzlem arasındaki iniş sürecinin idraki aşan kısmını ifade eder. Zira vahiyi kaynağına ( Allah'a ve meleklere) isnat edildiğinde tenzil, hedefine ( Arapça oluşuna ve Peygamber'e) isnat edildiğinde inzal formu kullanılmaktadır." ( Kur'an-Meal-Tefsir)

" Ne gariptir ki, bugün bile bunu tartışıyoruz. Anlamadan Arapçasını okumak mı daha sevap yoksa anladığımız dilden mealini okumak mı? Mealinden okumak hatim olur mu? Meal okumanın sevabı var mı? Buna çanak tutan güruhun olduğunu da düşünürseniz, insanımızın kafa karışıklığı hala devam etmektedir.

Bizim âcizane önerimiz insanın kendi aklını kullanarak düşünmeyi öğrenmesidir. Dünyanın neresinde insanlar anlamadıkları bir kitabı okumak için; sadece okumak için uğraşıyorlar?

Allah göndermiş olduğu dört kitabı niçin kendilerine göndermiş olduğu kavimlerin diliyle göndermiştir? Bu nedenle Arab'a " Anlayasınız diye açık bir Arapça ile indirdik" buyurmuştur. ( Yusuf 2). Arab'ın anlaması iiçin Arapça olmas ı gerektiği gibi Türk'ün anlaması Türkçe, İngiliz'in anlaması için de İngilzce... olması gerekecektir.

İnsanın başka türlü anlaması mümkün olmadığı gibi; anlamadan kadrinin bilinmesi, yaşanması ve onun ahlak edinilmesi de mümkün değildir. Bu gerçeği Rabbimiz birçok ayeti kerimede tekrar tekrar vurgulayarak:

" Hala anlamayacak mısınız? Hala akletmeyecek misiniz? Bu kitap düşünen bir kavim içindir" gibi ifadelerin yanında: " Biz, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki; onlara, apaçık anlatsın diye. Bundan sonra Allah; dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Ve O; Aziz'dir, Hâkim'dir." ( İbrahim 4) buyurmuştur.

Yeryüzünde her insanın konuşarak, yazışarak maksadını diğer insanlara anlatmaya ve anlaşılmaya çalıışması ne kadar doğru ve gerekli bir vakıa ise, Allah Teâlâ'nın da kullarına maksadını ve mesajını anlatmak için göndermiş olduğu kitabının anlaşılmasnı istemesi de bir o kadar tabii ve elzemdir. ( İktibas, Ekim 2010, say. 66)

Üzülerek, teessürle ifade etmeliyim ki, milletler içersinde Kur'an'ı anlama noktasında en mağdur millet bizim milletimizdir. Dün böyle idi, bu günde böyledir.. Sanırım, tedbir alınmazsa yarınlarda böyle olacaktır.

Tabii iki, bu mühim işlevin müsebbibi Başkanlıktır!.. Örneğin, hafızlık eğitimi ve öğretimine verilen değer, Kur'an'ın anlaşılmasına verilmemektedir. Binlerce hafız yetiştiren, Kur'an Kursu olana biir ülkede, soruyurom Kur'an'ın anlaşılmasına değer verilmez mi?

Şimdilerde görüyorum ki, sokaklarımızda, başlarında sarıklarıyla, sırtlarında cübbeleriyle yürütülmekte olan genç hafızlar göze çarpmaktadır. Söz konusu hafızlarımız, güzel bir şekilde hafızlık talimi yapmışlar ama, Kur'an'ı anlama hususunda sınıfta kalmışlardır.

Bendeniz de, küçükkken hafızlık yapmış oldum. 6236 ayeti kerimeyi hıfzettim!.. Şimdilerde, o kadar cehd etmeme rağmen ezberden Kur'an okuyamıyorum. Keşke diyorum. Daha çocuk yaşta iken, bu işin arapça talimini de yapmış olsaydım. Avamil, İzhar, İzzi, Molla camii gibi önemli eserleri okumuş olsaydım.

Hani, malumdur ki, Süleymancı kesimleri, güya bu işe önem vermektedirler!.. Ama, gelin görün ki, Süleymancı gençlere öğretilen arapça talim, hikaye ezberletme işinden öteye gitmemiştir.

Netice olarak;

Başkanlık, hafızlık kurumlarına yeni bir veche getirmeli ve sunmalıdır. Hafızlık imtihanına katılan gençler, hafızlık sınavının yanı sıra, Arapça sınavına da tabi tutulmalıdır.

Böylelikle, ümid ediyorum ki, böylesi bir çalışma,İlahiyata hazırlama safhası olacaktır. Bu sebeple İlahiyata başlayan öğrenci genç, Haseki kurslarında başarılı olacak, her biri birer kürsü adamı olarak, Kur'an hatibi olarak millete hizmet edeceklerdir.

Bu isteğimiz, gerçekleşirse, camideki cemaatlerde bu işe gönül verecek, İmamların nezaretinde olgunlaşmış bir cemaat, İslam ve Kur'an'ı anlayan ve yaşayan bir nesil meydana gelecektir.

Rabbimiz!.. Kur'an'ı anlama adına bütün sa'yü gayretlerimizi hayırlara vesile eylesin!.. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemlr
 

Facebook Yorum

Yorum Yazın