Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Nuran Baydar

Nuran Baydar

Kalbî Hastalıklar ve Kalbi Manen Besleyen Davranışlar

Hayatımız kalbimize bağlıdır. Bütün uzuvlar ve organlar onun emri altındadır. Bütün fiil ve davranışlarımız yine kalbe bağlıdır. Nasıl ki, insanın fizyolojik bedeni bazen sıhhatli, bazen de hasta olur ise; kalbin de bazen sağlıklı, bazen de hasta olduğu durumları vardır.  Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "O gün, ne mal fayda verir ne de evlat; ancak Allah'a selim (sağlıklı) bir kalple gelenler başka." ( Şuara 88-89)

Ve yine şöyle buyuruyor: "Hiç şüphesiz bunda, kalbi olan veya hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır." (Kaf 38)

Bir başka ayette ise Allah Teâlâ : "Kalplerinde hastalık vardır; Allah da hastalıklarını artırmıştır” buyurarak insanın fiziksel bedeni gibi, kalbinin de hastalıklı durumları olabileceğine işaret ediyor. Nasıl ki kalbi biyolojik olarak besleyen damarlar varsa, manen besleyen damarlar da vardır. Kalbe giden duygular insanın ruh yapısını ya iyileştirir ya da hasta eder.

Öncelikle hastalıkların genel sebeplerinden söz etmek gerekirse; bazı hastalıklar genetik etkenlerden kaynaklanır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu tür hastalıklar maddî veya zihinsel kusurlar getirebilir. Allah, kullarını bir takım musibetlerle dener, ta ki samimî olan ile olmayan açıkça belli olsun.  Genetik hastalıklar, hem imtihan sebebidir hem de hayırlara vesile olabilecek bir durumdur. Kuran, bu hususta insanları uyarır: “Çirkin (olumsuz) gördüğünüz bir şey, belki sizin için hayırlıdır. Sevdiğiniz bir şeyde de belki sizin için şer vardır. (Hakikati) Allah bilir, siz bilemezsiniz” (Bakara 216). Dolayısıyla manevî boyutuyla hastalık, kişinin tutum ve davranışlarına göre hayrına vesile olabilir.

Hastalıkların bir diğer sebebi yaşama biçimimizden kaynaklanır. Bilhassa dengesiz ve sağlıksız beslenme, düzensiz uyuma, tembellik ve hareketsiz kalma, kimyasal ve zehirli çevreye maruz kalma gibi durumlar karşısında insanın biyolojisi bozulur ve organları hastalanır. Hastalık gelmeden, sağlığın kıymetini bilmeliyiz. Çünkü hastalık gelmeden sıhhatin değerini bilmek, gelecek hastalıklara karşı korunma tedbirleri almayı gerektirir. İnsanlar çoğu zaman hastalanacağını bile bile bazı zararlı alışkanlıklarından vazgeçmez. Hz. Peygamber buyuruyor ki: "İki nimet vardır ki, insanlardan çoğu bunlar hakkında aldanmışlardır. O nimetler, sağlık ve boş vakittir." Peygamberimizin bu öğütlerine uyarak sağlığımızı korumak üzerimize düşen görevlerimizdendir.

Üçüncü hastalık sebebi ise; beyni ve düşünceyi, kalbi ve duyguları yönetme şeklinden kaynaklanır. İşte en önemli ve en yaygın manevî hastalık sebebi bu üçüncü sebeptir. Bedenimizi yanlış yönetmekle organlarımızı hasta ettiğimiz gibi, kalbimizi de yanlış duygu ve düşüncelerle harap ediyor, manen çürütüyoruz.

Kalbimiz sadece göğüs kafesimizde yer alan bir et parçasından ibaret değil, aynı zamanda vicdanımızın, ilham ve sezgilerimizin, iman ve itaatimizin merkezidir. Nasıl ki görmek için ışığa, doymak için gıdaya, dinlenmek için uykuya, yaşam fonksiyonlarını sürdürmek için suya ihtiyacımız varsa, sükûnet duymak için de kalbimizin bir takım ihtiyaçları vardır. “Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur (Allah’ı anmakla sükûnet bulur)." (Ra’d, 13/28)

Maddi ve manevi nice rızıklara muhtaç aciz insanın ummanlardan geniş ve ulvi kalbi sadece Allah’a muhtaçtır. Şeref ve kıymet itibariyle kendisinden çok daha aşağı bir şeyi severse fani bir şeyi sevmiş olur. Bu geçici dünyalık sevgiler kalbi doyurmaz. Can sıkıntısı, depresyon, huzursuzluk, bunalım, stres , sabırsızlık, öfke nöbetleri dediğimiz şeyler hep bu doymayan kalbin açlık feryatlarıdır.

Kibir, riya, haset, kin, öfke gibi duygularla beslenen bir kalbin temizliğinden söz etmek mümkün olmadığı gibi, böyle bir kalp çürümüş bir et gibi etrafına da kötü kokusunu yayar, çirkin duygularını saçar ve huzursuz eder. Şüphe ve cehalet de kalbi eleme sevk eder. Bir şey hakkında şüphe duymak bilgi zayıflığı ve tereddütten kaynaklanır. Ki bu da kalbe tam manada kanaat gelinceye kadar insana sıkıntı ve elem verir. Cehaletle can çekişen bu kalbin şifası Kuran’ı öğrenmektir, okumaktır, sormaktır, araştırmaktır.

Kur'an gönüllerdeki manevi hastalıklara bir şifa, kalplerdeki şüphe ve arzulara da bir devadır.  Hem lafzi itibariyle hem de mana boyutuyla kalplere tesir eder, fıtratı bozulan kalbi tedavi eder. İnsan Kur’an ikliminde baharı yaşar. Kur’an’a sarılan kurtuluşu bulur. Kur’an hem evimize bir ışık hem de gönlümüze bir nur olur. Kalbimiz Kur’an’la imar olur. Zira Hz Peygamber (as.)"Hâfızasında ve Kalbinde Kur’an’dan hiçbir şey bulunmayan kişi harap olmuş bir ev gibidir” buyurarak Kur’an’dan uzan kalan gönüllerin harap oluşuna dikkat çeker.

Kur’an’ı Kerim’de Rabbimiz şifayı ikiye ayırır. Nahl suresi 69. Ayette :  ‘’Rabbin bal arısına şöyle vahiy etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut. Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır’’ buyurarak bal arısının maddi hastalığın şifasına vesile olduğu ve böylece maddi hastalıkların şifasının aranılması gerektiği anlatılmaktadır.  Yunus Suresi 57. Ayette ise : ‘’Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi. ‘’ buyrulmuştur. Bütün insanlığa yapılmış olan bu hitap manevi şifaya işarettir.

Kalp temizliği, Allah’a yakınlaşmamıza engel olan her şeyin kalbizimizden arındırılması anlamına gelir. Böylelikle dünya hırsından ve bencillikten uzak kalırız. Allah’tan başka varlıklara bağlanmaktan ve Allah’tan bağımsız bir sevgi duymaktan kurtuluruz. Bu yolda karşımıza çıkacak mal sevgisi, makam sevgisi, yabancı sevgiler ve günah gibi engelleri helalinden yiyerek, az uyuyarak, az konuşarak ve iyilerle dostluk kurarak aşabiliriz.

Kalbimizi manevi hastalıklardan temizleyecek ve bizi doğru yola iletecek davranış biçimlerine Kur’an ve sünnet ışığında değinelim:

  • İYİLİK

Yüce Rabbimiz kullarından razı olduğu davranışları Kuran'da bildirmiştir. Bunlardan biri iyiliktir. İyilik, insanın fıtratına ve vicdanına uygun bir harekettir. Her iyilik vicdanı rahatlatır, kalbe huzur verir, ruhu sevindirir, vücuda manevi bir tat ve renk verir. İyilikle başlayan zincir iyilikle devam ederek halka halka genişler. Allah karşılık beklemeden yapılan iyilikleri zayi etmez. Allah İyilik Yapanları Sever

Allah, imanlarından, Allah korkularından ve Kendisine duydukları sevgiden dolayı sürekli iyilik işleyenleri seveceğini ve onlara iyilikle karşılık vereceğini bir ayette şöyle bildirmektedir:

"... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir." (Nahl Suresi, 30)

  • SES TONU ve HİTAP

Bir insanın olumlu ve dengeli bir karakter yansıtmasında ses  tonu önemli bir yer tutar. Sesin olumlu ya da olumsuz yönde kullanılabilmesi tamamen kişinin sahip olduğu ahlakla doğru orantılı bir konudur. Allah’ın mümin kullarına bu konudaki tavsiyesi, Kuran’da Hz. Lokman’ın ağzından şöyle aktarılır:

“… Sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.” (Lokman Suresi, 19)

Ayetteki örnekte bahsedildiği gibi, bağırarak konuşan bir insanın karşı tarafta oluşturduğu etkinin olumlu olması beklenemez. Yüksek bir sesle, bağırarak konuşmak hem yorucu, hem de rahatsızlık verici bir tavırdır.

Yine Lokman suresinde Hz.Lokman’ın oğluna ‘’ Yavrucuğum… ‘’ hitabındaki incelik birlere bir örnektir. Sevimsiz lakaplar takmak, alaycı sözlerle seslenmek veyahut seslenilen kişiyi önemsizleştiren ‘’şşşt sen’’ ‘’öteki’’ ‘’gözlüklü’’ gibi ifadeler insanlar arasındaki muhabbeti zedeleyen niteliktedir. Nitekim umre yapmak için izin isteyen Hz. Ömer’e (r.a), Resul-i Ekrem (s.a.v): “Kardeşçik! Duanda bana da yer ayırır mısın?” buyurarak nasıl hitap edileceğinin en güzel örneğini göstermiştir.

  • TEMİZLİK ANLAYIŞI

Yiyeceklerimizin temizliğinden çevremizin temizliğine, giysilerimizin temizliğinde fiziksel temizliğimize kadar temizlik Allah’ın bir hükmüdür ve müminlerin ruhlarına ve yaratılışlarına en uygun olan davranış şeklidir.

Cennete bulunan insanlardan söz eden ayetlerde onların “…sanki (her biri) ‘sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl” oldukları haber verilmiştir. (Tur Suresi, 24) Ayrıca cennette insanlar için “tertemiz eşler” bulunduğu da pek çok ayetle müjdelenmiştir. (Bakara Suresi, 25)

Kuran’da yalnızca, müminlerin beden temizliğine değil, üzerlerine giydikleri kıyafetlerin de temiz olmasının gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Ayette şöyle bildirilmektedir:

Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp uzaklaş. (Müddessir Suresi, 4-5)

Allah’ın Kuran’da müminler için bildirmiş olduğu birdiğer emir yiyeceklerin temizliğidir. Bu konuya dikkat çeken pek çok ayetten birkaçı şöyledir:

Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik)... (Bakara Suresi, 57)

Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 168)

Kendilerini ve giyimlerini temiz tutan müslümanlar, aynı şekilde yaşadıkları ortamların düzenine de son derece titizlik gösterirler. Kuran’da bu konuda verilen örneklerden birisi Hz. İbrahim ile ilgilidir. Allah Hz. İbrahim’e Kabe’yi, orada ibadet edecek olan müminler için temiz tutmasını emretmiştir:

Hani Biz İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) “Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut. (Hac Suresi, 26)

  • HAREKET ETMEK ve SU İÇMEK

Kuran’da dikkat çekilen davranışlardan biri de, Hz. Eyüp’e gelen bir vahyi anlatan ayetlerde gizlidir:

Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti. “Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su,” diye vahyettik). (Sad Suresi, 41-42)

Hz. Eyüp’e şeytanın vermiş olduğu sıkıntı ve rahatsızlığa karşılık Allah’ın bildirdiği tavsiyelerden biri “ayağını depretmesi”dir. Ayette geçen bu ifade hareket etmenin faydalarına işaret ediyor olabilir.

Bir hastalıktan soğuk su ile yıkanırken, biraz da o sudan içmekte sayısız faydalar söz konusudur. Bu faydalardan biri de; soğuk su cildimize dokununca kan içeriye doğru kaçar; biraz soğuk su içmek suretiyle onun dengesini sağlamak mümkün olur. Aynı şekilde Spor esnasında, özellikle bacak kasları gibi uzun kasların hareket ettirilmesi ile kan dolaşımı hızlanır, hücrelere giden oksijen miktarında artış olur. Bunun sonucunda kişinin üzerindeki bitkinlik yok olur, toksin maddelerin vücuttan atılmasıyla da kişi dinç