ÇÖLE DÖNEN KALPLER....
ÇÖLE DÖNEN KALPLER, VAHİY YAĞMURU İLE GÖLE DÖNER!..
" Gerçek hakimiyet o gün,rahmetin kaynağı olan ( Allah'a) ait olacak: ve zaten o ( gün) inkar edenler için çok zor bir gün olacak." ( Furkân sûresi, âyet 26)
Yazıma, serlevha yapmış olduğum başlık günümüz dünyasını ilgilendiren ve yarınlara da ışık tutacak bir başlıktır. Kur'an'sız bir hayatı tasavvur edemiyorum. Ben edemediğim gibi, ailem çocuklarım ve torunlarımda Kur'an'sız yapamamaktadırlar.
Bizler Kur'an'ı anlamaktan mahrum olduğumuz gibi, çöle dönmüş tüm kalp sahipleri de mağdur ve mahrumdur. Nasıl mahrum olmasınlar ki, okunan Kur'an'ı anlamaktan biçare durumda, onun emirlerini yaşamaktan gayet fakir, adeta kalpleri çölleşmiş durumdadır!..
Müftüler, Vaizler, Hatipler ve tüm din gönüllülei lütfedip, okudukları mihrabiyenin Türkçe Mealinii millete söylemiyor, bilgilendirmiyorlar!..
Hoca efendiler, bu çeliişikiyi icra ederlerse, biçare vatandaş nereye gitsin, hangi alimin kapısını çalmış olsunlar? Maşallah!.. Kariler, tecvidli, kaideli mahreci hurufatlıı edalarııyla Kur'an okurlar!.. Millette anlamadığı halde, güzeel sese meftun olaraka başını sallayarak dinlemiş olurlar!..
" Ve ( o gün) Rasul diyecek ki: " Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur'an'a devri geçmiş, işlevi kalmamış bir kitap muamalesi yaptı!" ( Furkân sûresi, âyet 30)
Kur'an'dan kasıt sevgili peygamberimizin vahyi okuyuşudur. Ayetten anladığımız husus şudur: Peygambere mahsus okuma kastedilmiş demektir. Buna göre anlam şu şekilde olur: " Peygamberin vahyi okuyuşunun sonucu olan ilâhî , toplumun metruk bırakmasıdır.
Mehcûr kelimesinin anlamı şudur: " Mehcûr, bir şeyden mahrum olmayı değil, yanı başında olduğu halde ona sırt dönmeyi ifade eder. Tıpkı şu âyeti kerimede ifade edildiği gibi: " Tevrat'ı taşıma sorumluluğu kendilerine verilip de sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyenlerin durumu, kitaplar yüklenmiş ( fakat sırtındakinin değerinden haberi olmayan) eşeğin durumu gibidir." ( 62: 5)
Bu şikayetin muhatapları , özne olan Kur'an'ı nesneleştirip hayattan dışlayanlardır. Aziz Kur'an'ın nesneleştirilmesi dört aşamalı bir süreçte gerçekleşir:
Anlam üretilmeyince tüketildi. 2-Tüketilen anlamdan doğan açık form yüceltilerek kapatıldı. 3- Yüceltilen form anlamanın konusu olmaktan çıkıp nesneleşti. 4- Nesneleşen forma " mukaddes ölü metin" muamelesi yapıldı. Ayet sürecin sonunu daha baştan haber verir.
Zamanımızda yapılan uygulama, Kur'an okuyucusunun güzel sesi , mahreci hurufatı öne çıkarmış, sesi, savtı, Kur'an'ın anlamını, hayata intibakını sıfıra indirmiştir.
Başta Rasul (as) olmak üzere,.sahabe nesli bu tatbikatı yapmamıştır. ne zaman ki, insanlar Kur'an'dan uzaklaşmış anlam ve içeriğinden mağdur olunca, kur'an okuyan hafızın sesi ile iktifa etmiştir.
Netice olarak;
Bu gidişata ne zaman son verilecek, çöl olmuş gönüller ne zaman göl olacaktır? Tabii ki, böylesi bir arzuda bilenlerin, ilim insanlarının mes'eleye dilbeste olmaları ile mümkün olacaktır.
Toplum, Kur'an okuyucusundan zoraki de olsa, anlam ve içerik istemelidir. Okunan Kur'an, belleklere yerleşmeli, hemen camiden çıkınca unutulmamalıdır.
Bu icraatı yapmış olduğumuz an müşahede edilecektir ki, toplum bünyesindeki haksızlık, zorbalık, yanlış ameller sükuta erecek, yani haram, kerahat, çirkinlik toplum bünyesinde yaşanmayacaktır.
Rabbimiz!. Aziz Kur'an'ı bütün emirleriyle yaşamayı nasibi müyesser eylesin!. Neslimize yol gösterici bir ilahi emir eylesin!.. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir

































Facebook Yorum
Yorum Yazın