Abdullatif Acar

Abdullatif Acar

Mail: acarabdullatif@hotmail.com

KURBAN TESLİMİYET VE TEVHİD’İN SEMBOLÜDÜR

Teslim olmayı, itaat etmeyi, boyun eğmeyi kabul eden Müslüman, Allah'ın emirlerini yerine getirirken bunu ispat etmiş olur. Zira her ibadet teslimiyetin bir göstergesidir. Allah'a karşı kayıtsız ve şartsız bir teslimiyet, insanın Allah'a yaklaşmasına, onun rızasına nail olmaya vesiledir. Kurban bir yönüyle fedakârlığın en büyük nişanelerindendir. Kurbanın manasında da zaten Allah'a yakınlaşma, kurbiyet peyda etme vardır. Aslında her ibadet belli bir fedakârlığı gerektirir.

    İlk insan ve ilk Peygamberden beri var olan kurban ibadeti her alanda teslimiyetin kodlarını da bizlere göstermektedir. Kulluk Rabbin yolunda her şeyimizle kurban olabilmektedir; bu, bize ait her şey için söz konusudur. Çünkü insan kendisine verilen her şeyi Allah'ın yolunda kurban etmek için imtihana tabi tutulmuştur.

  Yüce Allah buyuruyor ki:

 "Ant olsun ki biz, biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ürünlerden biraz azalma(fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. (Habibim) sen sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendisine bir bela gelip çattığı zaman, biz Allah (ın kazasıyla) varız. Biz ona döndürüleceğiz derler" ... (Bakara, 155)

   Başka bir ayeti kerimede ise:

 "Biliniz ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz, birer denenme aracıdır Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır" (Enfal,28) Buyuruluyor.

 Habillerden mi Yoksa Kabillerden miyiz?

İlk insanın imtihan serüvenini kurban üzerinden kulluk ölçüsüne koyarak ne güzel ifade etmiştir Yüce yaratan:

   (Ey Muhammed) onlara Âdemin iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti de ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen "ant olsun mutlaka seni öldüreceğim" demişti. Öteki; "Allah ancak kendisinden sakınanlardan kabul eder" (Maide,529)

  Hz. Âdemin oğullarından Kabil, bir miktar değersiz ekin, Habil ise gösterişli, en sevdiği bir koçu kurban etti. Habil'in samimiyeti, ihlâsı ve fedakârlığı sayesinde kurbanı kabul görürken Kabil'inki kabul görmedi. Kurbanıyla hiçbir şey elde edemeyen Kabil hasettin çırasını tutuşturdu. Kötülüyü başlattı; kötü bir çığır açtı. Halife olarak yaratılan insanla ilgili, meleklerin "kan mı dökecek birini yaratacaksın?" sorusu ve o sorunun cevabında ki hikmetin talihsiz figüranı oldu. Habil ise kıyamete kadar ihlâsın, samimiyetin, teslimiyetin sembolü olarak kabul gördü.

  İbrahim'i bir Fedakârlık, İsmail'i bir Teslimiyettir Kurban

    Bilirildiğine göre İbrahim aleyhisselam mancınıkla ateşe atıldığında, Cebrail gelerek, "bir şey istiyor musun" diye sorduğunda, İbrahim aleyhi selam, "Senden hiçbir dileğim yok, Allah bana yeter, o ne güzel vekildir" dedi. Allah, bu teslimiyet karşısında ateşe emir verdi "İbrahim için serin ve selamet ol" diye. Ve ateş Halilullah'ı yakmadı.

   Kuranda yer verdiği İbrahim aleyhisselam'ın kıssasıyla İbrahim'i bir fedakârlık ve İsmail'i bir teslimiyetin formülünü gösteriyor Yüce Yaradan. Bu imtihan sadece İbrahimlerin, İsmaillerin, anne Hacerlerin değil, kıyamete kadar bütün "teslim oldum" diyenlerin, ahdedip söz verenlerin, kurban etmeyi/ kurban olmayı vaat edenlerin imtihanı. Bu imtihanla doğru sözlüyle yalancı ayıklanacak,  söz verip sözünde sebat eden belirlenecektir.

    Hz. Ademden beri var olan Allah'ın kabul ettiği hak dinin ortak adı olan İslam kelimesi, Kuran'a göre kişinin kendisini yalnız Allaha teslim etmesi, yalnız ona kul olması, ona ibadet etmesi demektir. Allah, bu dini kabul etmiş olanları Kuran'ı Mübin'inde şöyle uyarıyor:

   "İnsanlar sırf inandık demekle, hiçbir sınavdan geçirilmeksizin, bırakıvereceklerini mi sanıyorlar. Biz onlardan önceki kuşakları sınavdan geçirdik. Bu sınav ile Allah, doğru sözlüler ile yalancıları kesinlikle belirleyecektir." (Ankebut,3-4)

    Evet, Hz. İbrahim yüce Rabbinden dilekte bulundu: "Yarabbi bana hayırlı bir evlat verirsen onu senin yolunda kurban edeceğim." Allah'ta ona hayırlı, salihlerden bir evlat verdi.

    Yüce Allah buyuruyor ki:

    Halil olan İbrahim bize:

  "Yarabbi bana bir hayırlı erkek evlat ver" (Saffat,100) diye dua etti.

  "Biz ona halim bir erkek evlat müjdeledik." (Saffat,101)

    Birkaç yıl sonra İbrahim'in, Hacer validemizden Hz. İsmail gibi nur topu bir erkek evladı oldu. Allah o evladı halim vasfıyla sıfatlandırmıştı. Öyle ki bu vasfını ilerde en barız bir şekilde Allah'ın emrine olan teslimiyetiyle gösterecekti.

    Rüyasında, çocuğunu kurban edeceğine dair "verilen nezrini yerine getir" diye uyarılıyordu İbrahim aleyhisselam. Bu hak bir rüyaydı. Biliyorsunuz peygamberlerin rüyaları vahiydir.

   Oğlu İsmail ise artık yürüyecek çağa gelmişti. Ağır mı ağır bir imtihandı baba için. Ancak onu kendisine bahşeden Allah, bir babadan İsmail'ini kurban etmesini istiyordu. Zaten hayat dediğimiz şey de iki şey arasında tercih yapmaktan ibaret değil midir? Ya Allah'ı tercih edecek kazanacaksın ya O’nun dışındaki şeylere gönlünü verip kayıp edeceksin. Niyetinizi doğrulttunuz mu gerisi meşakkatli ve zorlu bir yolculuktan ibarettir. Hâlbuki Halilüllah, oğlu İsmaillini kurban etmeye karar vermeden önce Allah'a yakın olmak için 1000 tane koç, 300 sığır, 100 deve kurban etmişti de melekleri bile şaşırtmıştı. Fedakârlığa sınır koyduğunuzda, teslimiyetinizi sınırladığınızda imanınızda da zafiyetler yaşarsınız, Peygamberimiz buyurmuyor mu?

    "Bir kimse Allah ve Resulünü her şeyden daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz" (Buhari)

    İbrahim aleyhisselam evladını Allah yolunda kurban etmeye karar verdiğinde annesine, çocuğu hazırlamasını söyledi.

Ziyafete götürecek diye güzel elbiselerini giydirdi, kokular sürdü, öptü kokladı ve uğurladı annesi, kurban İsmail'i.

    İbrahim aleyhisselam bir bıçak ve ip alıp beraberce koyuldular yola. Aslında herkes bu yolun yolcusu. Bu yola çıkamayanlarda var, yolda kalanlarda... Bu yol ne zorlu ve meşakkatli bir yoldur. Bu yolun üzerine kurulmuş nice tuzaklar vardır. Şeytan ve havarileri adeta pusuda her an beklemekte, İnsana, nefsinin hoşuna giden şeylerle yaklaşmakta. Sizi zaaf noktalarından alt etmeye çalışmakta, duygularınızla oynayarak güzel ve süslü sözlerle istikametten alıkoymak istemekte.

    Şeytanın aldatmacalarına kanmayan, onunla mücadele edip istikametini şaşırtmayanlarla ilgili Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

  "Rabbimiz Allah'tır deyip istikamet üzere olan kullara ne bir korku vardır ne de hüzün" (Fussilet,30)

    Hani şeytan, "insana secde et" emri ilahisine kibirlenerek karşı çıktığından dergâhı ilahiden kovulmuştu. Allahtan müsaade istedi insanları istikametten alıkoymak için. Allah'ta müsaade etti. Ta ki inanlar ve isyan edenler meydana çıksın. Yüce Allah bu hususta buyuruyor ki:

   "İblis dedi ki; beni azdırmana karşılık mutlaka bende yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım ancak içlerinde ihlâslı kulların müstesna" (Hicr,39-40)

   Şeytan ilk önce baba İbrahim'e sokuldu: "Bu çocuğu nasıl keseceksin buna kıyılır mı, sen babasın bunu nasıl yapıyorsun?"

   İbrahim aleyhisselam tek kelimeyle kararlığını ifadede etti:

  "Allah emrettiği için keseceğim."

   Bundan ümidini kesen şeytan Hacer validemize geldi.

   "Nasıl oturuyorsun İbrahim oğlunu kesmeye götürdü."

   Hacer validemiz:

"Nasıl olur bir baba oğlunu keser mi?" dediğinde şeytan:

 "Güya Allah'ın emrini yerine getirecekmiş." diye cevap verdi.

  Evet, Bir anne evladına hitap ederken, "sana kurban olurum canımdan aziz bildiğim ciğerparem, yavrum, sana gelecek sıkıntı bana gelsin" der. Evladın ayağına diken batsa onu ilk önce anne hisseder. Fakat kulluk; kurban olduğunu da Rabbin uğruna kurban etmektir. Bunu şöyle ifade ederek şeytana tepki gösterir Hacer validemiz.

 "Nebiler batıl ile emrolunmazlar. Ruhum Allah'ın uğruna feda olsun. Oğlum Allah'ın uğruna feda olsun."

  Şeytan bu cevap karşısında iyice ümitsizliğe düşer. Ancak yine de boş durmaz, İsmail aleyhisselamın yanına gelerek, son bir ümitle, onu da kandırmaya çalışır:

  "Sen gülüp oynuyorsun hâlbuki baban seni bıçakla kesecek, zannediyor ki bunu Allah emretmi."

    İsmail aleyhisselam:

  "İşittim ve rabbimin emrine itaat ettim" deyince şeytan ısrarla kandırmak için konuşmasına devam eder. İsmail aleyhisselam yerden bir taş alıp şeytana atar. Şeytan perişan bir vaziyette oradan uzaklaşır. Bunun için hac mevsiminde Mina da şeytan taşlamak vaciptir. Bu İsmail'in bir sünnetidir.

  Şeytan taşlama mahalline gelindiğinde İbrahim aleyhisselam oğluna durumu anlatmaya karar veriyor.

  Ayette bu şöyle anlatılır:

"Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak ne düşünürsün" (çocuk ona şöyle) dedi:

"Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Ta ki bu surette ikisi de (baba-oğul, Allah'ın emrine) teslim oldular. İbrahim çocuğu yanı üzerine yıktı bizde ona şöyle nida ettik:

"Ey İbrahim, gerçekten rüyana sadakat gösterdin, şüphesiz ki biz güzel ameller işleyenleri işte böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu açık bir imtihandı. (Oğlunu kesmeye karşılık) ona büyük bir kurbanlık (semiz koç) fidye verdik (saffat süresi 99-107)

 

    Koçu getiren Cebrail aleyhisselam:

  "Allahü Ekber, Allahü Ekber"derken.

   Hz. İbrahim de:

"Lailahe illallahü vallahü Ekber" der.

   Hz. İsmail de:

  “Allahü Ekberü  velillahül hamt” diyerek tamamlıyor tekbirlerini. Bizde bu şekilde onlara uyarak tekbirlerle kurbanımızı kesiyoruz.

 Kim Cömert?

   Rivayet edildiğine göre İsmail aleyhisselam ile oğlu arasında şöyle bir konuşma geçer:

   İsmail aleyhisselam:

  "Baba sen mi cömertsin ben mi?"

  İbrahim aleyhisselam:

 "Ben daha cömerdim, zira oğluma kıymaktayım; sen bir defa ölür, kurtuluşa erersin ancak ben, seni her hatırladığım da adeta ta tekrar tekrar ıstırap duyarım."

   İsmail aleyhisselam:

"Ey babacığım! Ben cömerdim zira senin iki tane oğlun var, kalan oğlunla avuna bilirsin, zira benim ikinci bir canım yok ki onunla yaşayayım.”

   Allah ise:

  "Ben ikinizden de cömerdim, zira oğlunu sana bağışladım, onun yerine şu gönderdiğim koçu kurban ettiniz." meleklere dönerek te:

"Ey meleklerim, biz Adem’i yaratınca sizler "bunlar fesat çıkarırlar. Bizler sana bağlıyız" demiştiniz. İşte şu baba ve oğlun durumuna bakınız" buyurarak teslimiyetin zirvesini gösterir.

  İnsan yokluktan bu dünyaya geldi, varlık sahibi kılındı. Her şey emrine verildi ancak gel gör ki emanet olarak verilen her şeyi kendisinin zannetti. Sıktı elini, tuttu bırakması gerekeni, verenin isteklerine kulaklarını tıkadı. Sahip olduğunda bir şeylere, sevindiği halde elinden çıktığında üzüldü ve isyanlara düştü.

  Evet, imtihan için bize verilen her şeyden vazgeçmeden yaradan'a ulaşılmaz. Kalbinde Allah'ın sevgisinden gayrı sevgiler varsa o, Rabbinle senin aranda engeldir. Baba İbrahim gibi en sevdiğini; İsmail'ini sunacaksın, İsmail gibi boğazını uzatacaksın kes diye. Kendisine bu kadar yaklaşan kulunun boğazının kesilmesine razı olur mu Allah.

  Allah bir ayetinde: "Kim ihsanda bulunan biri olarak yüzünü Allaha teslim ederse, gerçekten o, kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allaha varır" (Lokman,22) buyuruyor.

"İbrahim ve onunla birlikte olanlarda güzel örnek vardır..." (Mümtehine,4)

Söz Verdiniz, Sözünüzü Yerine Getirin; şeytanı Taşlayın

    Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor:

   "Anlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir." (Nahl,91)

  Ahde vefa, verilen sözü tutmak, yapılan sözleşmeye uymaktır. Mümin her şeyden önce Allah'a verdiği sözü yerine getirmek mecburiyetindedir. Allah'a itaat ve ibadet etmeyen bir insandan başkalarının hakkına hukukuna riayet etmesi beklenemez.

  Bir düşünelim! Söz verdik kalu belada. Kelime-i şahadet teslimiyetin nişanıdır; ödemeye hazır olduğumuz, imzaladığımız senet, sözleşmedir. Buluğ çağı sözlerimizi yerine getirmenin zamanıdır. Ahde vefa göstermek gerekir. Allah bizi kuranı Mübini’yle her an uyarıyor. Acaba İbrahim'ce bir tavır sergileyebiliyor, önümüze çıkan imtihanları, engelleri teker teker aşabiliyor muyuz? Peygamberimiz: "Namaz her muttakinin kurbanıdır." (Müsnet,1,181) buyuruyor ya! O zaman, Namazla elinizin tersiyle benliğinizi, rükûunuzla kibrinizi kurban ederken, secdeyle size ait her şeyi Rabbinizin kapısına dökerek Allah'a yaklaşmış olduğunuz halde namaz kılmayı ertelediğinizde bunun içinde şeytanın bir oyunu var diye hiç düşündünüz mü? Mala mülke olan sevdanız, ihtirasınız, sizin hakkınız olmayan fakirin hakkını dahi yerine ulaştırmaya engel olurken, şeytan ihtiras kılıcıyla sizi alt etmiş olmasın. Fakir fukarayı görüp gözetirken, yetimin hakkını öderken dikkat edin şeytan sizin de karşınıza çıkmasın.     

     Kardeşlerinize karşı beslediğiniz kin ve nefreti Allah ile aranızda perde olarak çektiğinde bu şeytanın aldatmacasıdır deyip hiç taşladınız mı onu? Kendin için istediğini kardeşin için istemiyorsan insanlar senin yanında kendilerini güvende hissedemiyorsa düşünmek gerek şeytan hangi mevziden size bir saldırıda bulundu da ona mukavemet gösteremediniz. Aklınızı, nefsinizi kurban ettiniz mi? Kalbinizde Allahtan gayrı sevgilerinizle Allah'a olan sevginiz arasındaki fark sizi kurtaracak mı? İbrahim aleyhisselam evladını kurban ederken elinin titremesi bile Allah'a olan sevgisini bulandırmışken.

Kaç Türlü Kurban Var

    İrfan sahipleri kurbanla ilgili şöyle der:

Kurban vardır saadet ve kurbanı-ı kabuldür, Habilin kestiği kurban gibi. Kurban vardır şekavettir, Kabil'in kurbanı gibi. Kurban vardır, Abdullmuttalib'in, oğlu nur Muhammed'in babası, Abdullah için kestiği kurbandır. Bir kurban vardır ki bunun adı peygamberin ümmeti için kestiği şefkat kurbanıdır. Bir kurbanda vardır ki fazilet ve menfaat kurbanıdır, bu, hacıların ve umre yapanların kestiği kurbandır. Bir kurbanda vardır ki muhabbet ve rahmet kurbanıdır. Bu, ümmetin kestiği kurbandır. Bir kurban vardır ki sebebi kuvvetli sevmektir, Kurban edecekleri bir hayvan bulamadıklarında şiddetli üzüntüden kendi canlarını kurban etmek isterler böyleleri. Bir çeşit kurbanda vardır ki, nefislerini Allah Teâlâ'nın yolunda yok etmiş seçkinlerin kurbanıdır bunlar, "ölmeden önce ölünüz" emri gereği nefsi emarelerini Allah için yok etmişler, mutmain bir nefise kavuşmuşlardır.

Hayat, Bir Arayış ve Hicrettir.

      Hayat bir yönüyle de sefa ile Merve arasında, emanet bilinciyle, evlada belki eşe dosta hatta bütün insanlığa abı hayat olmak için, Hacer validemiz ihlasıyla koşmaktır; işe koşmaktır, aşa koşmaktır. Ayrıca her şeye muhtaç birçoğunun çırpınışıyla çölde de olsa Allah'ın lütfuna mazhar olmaktır. Bazen düşmanların karşısında tevekkülünüzün ve teslimiyetinizin denendiği bir zamanda onların sizi atmak için yaktıkları ateşler karşısında nice tekliflere rağmen "söz söylemeye ne hacet, deyip yakanın ateş değil o ateşin sahibi olduğu bilinciyle, ateşlerin serin ve selamet olduğuna şahit olmaktır."

     Hayat bir hicrettir. Hicret varlığın tohumunu hayat tarlasına terk edip ahirette bin bir başakla karşılık bulmaktır. Kavuşabilmek için terk edebilmek, yaklaşmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek gerek. Terk ettiğinin büyüklüğü kadar kavuşacağın mükafat söz konusudur. Terk etmeyi başaramayanlar kavuşmanın hayaliyle yaşamaya mahkûm olurlar. Terkin İsmaillerin olursa ulaştığın makam Halilüllah olur. Sebeplerin dize geldiği yakıcının yakmadığı kesicinin kesmediği ötelerin ötesinde seni koruyup kollayan gönlünde gerçek sevgili olur.

  Sözün Özü:

    Herkesin bir İsmail'i var, sizin İsmail'iniz nedir? İsmailleriniz isteniyor sizden. Yani makam mevkiiniz, belki şanınız şöhretiniz, nefsi istekleriniz, şehvetleriniz, rahat ve lüks hayatınız, malınız mülkünüz, paranız pulunuz, sizler için fitne sebebi olan evladı iyaliniz isteniyor. Rahatı ve  zevke düşkünlüğünüzü, belki zorlu ve meşakkatli bir o kadar onurlu bir yaşama kurban etmeniz isteniyor. Zaman sermayesinden yatırım yapmanız isteniyor rıza-i, ilahi uğrunda. Emri bil maruf nehyi anıl münker yapmak için zorluklara göğüs germeniz, sabır ve sebat sahibi olmanız isteniyor. İbrahim'i bir duruşunuz, İsmail'i bir teslimiyetiniz olmadığı müddetçe asla cennetten gönderilen koçlarınız fidyeniz olmayacak. Kestiğiniz kurbanla elinize etten başka bir şey geçmeyecek. Kıldığınız namazlar sizi fuhşiyattan ve münkerattan alıkoymayacak. Belki paçavra gibi yüzünüze çarpılacak. Tuttuğunuz oruçla aç ve susuz kalacaksınız. O oruç size, şükrü, zikri öğretmeyecek; kötülüklere kalkan olmayacak. Hac ibadetiyle arınamayacaksınız. Mina'da attığınız taşlarla şeytanlar yanınızdan uzaklaşmayacak, Arafat'ta kestiğiniz kurbanla da Allah'la aranızdaki uzaklığı kapatamayacaksınız. Ceza olarak kestiğiniz kurbanla hata ve kusurlarınızı telafi edemeyeceksiniz. Zekâtla malınızı temizlemeyeceksiniz.” Allah benim vekilimdir” demediğiniz sürece nemrutlarınızın yaktığı ateşler sizin için serin ve selamet olmayacak.

   Belirli vakitlerde belirli şartları taşıyan hayvanlarınızı usulünce kesmek için yere yatırdığınızda Cebrail'in tekbirine eşlik edin! İsmail'in teslimiyetini düşünün! İbrahim gibi bir babanın taklidini yaparak  “şu anda yerdeki evladımda olsa Allah için kesmeye hazırım” deyiverin. Ayetin bizlere öğrettiği gibi: "Şüphesiz benim namazım, ibadetim(kurbanım) hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir" (Enam,62) diyerek samimiyet ve ihlâsınızı, kurban kesmedeki niyet ve gayenizi teyit edin!  Her an, her şeyinizi öyle feda etmeye razı olun ki o anda canınız, evladınız istense "Ben ona da varım" diyebilesiniz!

   Yüce Rabbimizin bir ayetiyle bitirelim:

"Onların (kurbanlarınızın) ne etleri nede kanları Allah'a ulaşır fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır" (Hac, 37) buyuruyor.

  Selam ve dua ile…                                                                                                                                                           

 ABDULLATİF ACAR

Makale Yorumları

  • Abdullatif Acar18-07-2021 23:49

    Bir harfin yanlış yazılması nedeniyle, yukarıda doğrusu yazıldığı halde belirttiğiniz paragrafta sehven yapılan hata düzeltildi. Uyarınız için teşekkür ederim kardeşim. Selam ve saygılar...

  • Salahattinarat18-07-2021 09:46

    Yazıda herhalde matbaa hatası olmuş kabilin kurbanina saadet kurbanı denilmiştir habilin kurbaninada şekavet kurbanı denilmiştir ancak tam tersi olması gerekir saygılar selam ve dua ile

Facebook Yorum

Yorum Yazın