Din'den, Diyanet'ten, Dünya'dan Dini haberler


  • 03 Temmuz 2017, Pazartesi 12:20
Muhammedül Emin

Muhammedül Emin

Kurban Ve Teslimiyet

Kulluk teslimiyeti gerektirir. Teslimiyetten kastımız kişinin Alemlerin Rabbi olan Allah’a ve O’nun emirlerine gönülden bağlanması, boyun eğmesidir. Kul bu teslimiyetini ibadetleri ile ispat eder.
Bu çerçeveden bakıldığında namaz, teslimiyetin bir ispatıdır. İftitah tekbiriyle beraber dünya ve içindekileri kalbinden ve zihninden çıkaran kul, tüm benliğiyle Allah’a yönelmiş, O’nun sonsuz kudreti karşısında boyun eğmiş olur. Kulun kıyamda elini bağlayışı, kıraat edişi, rükû ve secdeye gidişi hep teslimiyetinin farklı safhalarını temsil eder.

Oruç, hac, zekât ve diğer bütün ibadetler birer teslimiyet ifadesidir. Ancak teslimiyeti en güçlü şekilde sembolize eden ibadet kurbandır. Zira kurban, İbrahim a.s. ile evladı İsmail a.s.’ın Hakk’a teslim olmak konusunda gösterdikleri hassasiyetin hatırasını ve bereketini taşır. İman edenler de kurbanla aynı teslimiyeti sembolik anlamda ortaya koyar, ispat eder. Kul bu ibadeti yerine getirirken gönül dili ile:

– Ya Rabbi, bu can senin yoluna fedadır. Eğer benden canımı isteseydin (Hz. İsmail gibi) seve seve verirdim. Lakin sen hayvan boğazlamamı emrettin, ben de bu emrini yerine getiriyorum, diye seslenir.

TESLİMİYETİN ZİRVESİ

Hz. İbrahim a.s., oğlu İsmail a.s.’ı kurban etmek üzere götürdüğünde, evladı bu duruma itiraz etmek yerine tam bir teslimiyet göstermişti. O kadar ki, İblis kafa karıştırıcı sorularla yoluna çıkmasına rağmen İsmail a.s. zerre kadar taviz vermemişti. Cenab-ı Hak da O’nun bu teslimiyetine karşılık, canına bedel olarak boğazlanması için bir koç göndermişti.

İşte o gün bugündür kurban kesileceği zaman Hz. İsmail a.s.’ın teslimiyeti gelir akla. O ne büyük bir teslimiyettir ki çocuk yaşta olmasına rağmen hiç düşünmeden Rabbinin emrine boyun eğmişti. O ne büyük bir teslimiyettir ki şeytanın fısıltıları karşısında zerre kadar sapma yaşamamıştı. O ne büyük bir teslimiyettir ki ölüme giderken dahi endişe ve korku duymamıştı.

Hz. İsmail a.s.’ın bu duruşunu şu ayet-i celilede net bir biçimde görüyoruz:

“(İsmail) kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona; ‘Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım ne dersin?’ dedi. O da, ‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.’ dedi. (Saffat, 102)

Bu vesileyle kendimize dönüp bir bakalım. Diyelim Allah için kurban edilmemiz emredilecek olsaydı, kaçımız Hz. İsmail a.s. gibi davranabilirdik? Kaçımız ölüm karşısında bu denli cesaret gösterebilirdik? Kaçımız şeytanın söylediklerine kulağımızı kapatabilirdik? Böyle bir emre tam manasıyla teslimiyet gösterebilir miydik?

BİZİM HALİMİZ NİCEDİR?

Mübarek Kurban Bayramı teslimiyetimizi yeniden sorgulamamız için bir fırsattır. Çünkü müslüman olduğunu söylemek, teslimiyet iddiasında bulunmaktır. “Ya Rabbi bütün varlığımla senin emrindeyim, buyur” demektir. Dolayısıyla her iddia gibi bu da ispat ister.
Tam bu noktada soralım kendimize; ibadetlerimizi ihlâs ve teslimiyet içerisinde yerine getirebiliyor muyuz? Malımızdan, sevdiklerimizden Allah yolunda fedakârlık yapabiliyor muyuz? Gerektiğinde canımız dahil, her şeyimizi O’nun yolunda feda edebilecek durumda mıyız? Yani teslimiyetimiz ne durumda?

***

İbn Habbâz rh.a. anlatıyor:

Bir bayram günü Mina’da, şeytan taşlama yerine yakın bir mevkide bulunuyordum. Elinde ibrikle hacıların su ihtiyacını gideren fakir bir dervişin Allah’a şöyle yakardığını işittim:

– Ey benim Efendim! İnsanlar sana kurbanları ve tasadduk ettikleri ile yaklaşıyorlar. Benim ise sana yaklaşmak için verebileceğim bir canım kaldı!

***

Hz. Âişe r.anha’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlardan dolayı sıkıntı değil, gönlünüz hoş olsun.” (İbn Mâce, Edahî: 3)

***

Hz. Âişe r.anha validemizden aktarıldığına göre Rasul-i Ekrem s.a.v. ve ailesi Kurban Bayramında bir koyun kesmişlerdi. Kurbanın payları fakirlere dağıtıldıktan ve misafirlere ikram edildikten sonra Efendimiz s.a.v. bir ara sordu:

– Âişe, ondan geriye ne kaldı?

– Sadece bir kürek kemiği kaldı.

Bunun üzerine Allah’ın Rasulü s.a.v.:

– Demek ki bir kürek kemiği hariç hepsi duruyor, buyurdu. (/Semerkand Dergisi)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık