İlahiyat fakülteleri kapatılsın!

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
0
Araştırmacı-yazar Müfid Yüksel'in, İlahiyat Fakülteleri kapatılarak yerine yenisi açılmalı sözleri büyük tartışma başlattı.
'İlâhiyat Fakülteleri ve Din Eğitimi' başlıklı bir makale yazan araştırmacı Müfid Yüksel, 'İlahiyat Fakülteleri kapatılarak sağlıklı din eğitimi veren, yeni dini eğitim müesseseleri kurulmalıdır' dedi. İşte Yüksel'in o makalesi:
 
Bundan kaç yıl önce tanıdığım İlahiyat kökenli bir Felsefe Profesörünün bir yazısının son paragrafı Din’i hizaya getirmek isteyen bir edayla “Eğer dinler insanlığa hizmet etmek istiyorsa” diye bir cümle ile başlamaktaydı.
Özekllikle son birkaç gündür çeşitli TV kanallarında yaklaşan Kurban bayramı vesilesi ile bir kısım İlahiyat hocaları tartışma programlarına çıkarılmaktadır. Süleyman Uludağ gibi birkaçı hariç çoğunun eda ve tavrı maalesef yukarıdaki örnekten pek farklı değil.
 
Öteden beri bu tarz İlahiyatçılarla Dinî, İslamî konularda çok sık anlaşmazlığa düşerim. Birçoğunda, adeta eziklik psikolojisi ve rasyonaliteye takılan zihinleri ile taklitçi ikinci el bir modernizm ile karşılaşırız. Kendi alanlarını, Din’i alanı, İslam’ı  küçümseme ve güvensizlik duygusu; moderniteye, modern bilim alanlarına duyulan derin kompleks kendini açığa verir.
 
Bir kısım İlahiyat Fakültesi mensuplarının , dine ilişkin yaklaşımlarında, din açısından, İslam açısından  çok ciddi problemler taşıdığı kanaati öteden beri bende hakimdir. İlahiyatçıların  önemli bir bölümünün kendi alanlarından duydukları eziklikten dolayı,  modern bilim alanlarına karşı derin bir kompleks taşıdıklarını bilmekteyim. Kendi alanlarının, dini alanın toplumun marjinal, alt katmanlarına ait, rağbetten uzak bir alan olduğuna inandırılıp, bunun kompleksi ile kişilikleri de etkilenen bu tarz ilahiyatçıların İslam dinine ilişkin çalışma ve değerlendirmeleri çoğunlukla problemli ve hastalıklı olmaktadır. Şahin Filiz örneğinde olduğu gibi,bir taraftan Müslümanlığa karşı olan güvensizlikleri, modern-seküler alanlara karşı, aşağılık kompleksinden kaynaklanan eziklik duygusu; diğer taraftan İslam’a ilişkin konuları ve dini alanı sadece kendilerinin dolduracağına, sadece kendilerinin bu alanda yetkin olduklarına dair aşağılayıcı ve şımarıkça tutumları, dini alanda şizofrenik bir ilşki ağının oluşmasına neden olmaktadır.
 
İlahiyat Fakülteleri Cumhuriyet’in başında Din eğitimi vermek, ya da Din adamları yetiştirmek amacına matuf olarak kurulmadı. Oryantalizme öykünen Teolog (Theologian) yetiştirmek üzere kurulmuştu. Din’i eğitim veren yegane kurumlar olan Mahalle/Sıbyan mektepleri ve medreseler, 1924’teki İnkılap kanunlarından olan, Tevhîd-,i Tedrisât Kanunu ile kapatılıp amansız bir takip ve baskı ile yasaklanmıştı. Devlet bundan sonra Din eğitimi veren kurumlara ya da Din hizmetlerinin yerine getirilmesini sağlayacak elemanların yetişmesine müsaade etmemekteydi.
 
Ancak 1948’den sonra, bazı siyasilerin “Bu gidişle cenazelerimizi kaldıracak imam bulamayacağız” tarzında serzenişleri üzerine sınırlı bir müfredatla İmam-Hatip kurslarının açılmasına izin verilmişti. O döneme kadar Kur’an-ı Kerîm öğretimi dahil her türlü dini öğretim ve dersleri amansız yasaklar ve takibatlar kapsamında idi. 1950’den sonra, DP iktidarı döneminde ilk İmam-Hatip okullarının açılmasına izin verildi. Zira, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereğince medreseler her surette yasak olup açılamamaktaydı. Açıkçası, o dönemde bir kısım dindar müslümanlar için İmam-Hatip okulları yasaklanan medreselerin yokluğunda teyemmüm mesabesindeydi.
 
İmam-Hatip okulları uzun dönem üniversitelere kapalı olup, mezunları Milli Eğitim bakanlığına bağlı  dört yıllık Yüksek İslam Enstitüsü dışında bir yüksek okula kayıt yaptıramamaktaydı. 1950 sonrasında faaliyet göstermeye başlayan bir kısım muhafazakar- İslami grup ve cemaatlerin amacı, ise daha çok, Din adamı, Din alimi yetiştirmekten ziyade, modern bilim alanlarının, 19. Yüzyıl pozitivizminin ve bu yöndeki resmi ideolojinin  etkisi ile , ,inaçlı doktor , mühendis , hukuçu, inançlı üniversiteli vs. yetiştirmekti. Bu yüzden İmam-Hatipler’e üniversite-fakülte kapılarının açılması için, özellikle 70’li yıllarda, büyük savaşım verildi. Sonunda bu kapılar ,28 Şubat sürecine kadar,  büyük  oranda açıldı.1982’de YÖK kurulduktan sonra ise, çeşitli illerde var olan Yüksek İslam Enstitüleri kapatılarak İlahiyat  fakültlerine dönüştürüldü. Bu şekilde İmam-Hatipliler’in İlahiyat fakültelerine de yoğun bir şekilde girebilmeleri sağlandı.
 
Ancak, imam-Hatipler’in Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve devletin  laiklik hassasasiyeti dolayısı ile Milli Eğitim müfredatına bağlı olması hasebiyle, bu müessese yeterli Din eğitimi, Dini eğitim verecek bir müfredat ve alt yapıdan ciddi anlamda yoksun kaldı. Müfredatta yedi sene Arapça dersi olmasına rağmen Arapça hiçbir şekilde öğretilmediği gibi, Tecvid ve kıraat ilmleri dahi yeterince öğretilemedi.
 
Yanısıra, çocuklarını İmam-Hatip okullarına gönderen dindar aileler, oğullarının müftü, vâiz, imam gibi Din hizmetlisi olmaları için değil, inançlı doktor, mühendis, avukat vs. olmaları amacı ile göndermekteydi
 
Sonuçta, İmam-Hatip mekteplerinden dini ilimlerde donanımlı Din adamı/hizmetlisi veya Din alimi yetişemediği için , Din’i alan, Dini ilimler büyük oranda sahipsiz kaldı. Bu alanda büyük bir boşluğun oluşmasına sebebiyet verdi.İcazetli Din alimlerinin adeta nesli kesldi. Rejimin, resmi ideolojinin tüm baskılarına karşın, gayr-i resmi  olarak hayatiyetini tüm darbelemelere ve her türlü eksikliğe rağmen, zorlukla sürdürmeye çalışan Kürt medreseleri dışında icâzetli din alimi yetiştirecek bir kurum kalmadı . Dikkat edilirse İlahiyatçılar arasında bir şekilde bu medreselerle ilşkisi olmuş olanlar, ya da bu medreselilerin rahle-i tedrisinden geçmiş olanlarda Dini alanda daha fazla bir yetkinlik ve güven duygusu göze çarpmaktadır.
 
İlahiyat Fakülteleri ise Batılı, Seküler-Laik Üniversite sistemi içersinde yapılanmış olmaları, Cumhuriyetin başından beri pozitivist rasyonalizme bağlı bir formasyon içerisinde olmaları bu fakültelerden Din adamı, din alimi yetiştirme imkanını büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca Türkiye’deki İlahiyat fakülteleri üzerindeki ağır oryantalizm etkisi Dini açıdan durumu daha da vahim kılmaktadır. Adeta Oryantalist bir disiplinle Teolog yetiştirmeyi amaçlayan bir yapıda olması bu imkanın önünü daha da tıkayıcı bir nitelik arzetmektedir.
 
İlahiyat fakültelerindeki bir kısım öğretim üyelerindeki rasyonalizm takıntısı, Dini alanı yukarıdan bakışa dayalı küçümseme, Dini modern olanla, modernizm ile terbiye etme, hizaya getirme hissi ve tutumu bu tarz öğretim üyelerini başta Din ile, İslâm ile sorunlu hale getirmektedir. Bu, bir kısım İlahiyatçılarda ,İslam’la olan ontolojik sorunlarını, modernizmi hakem tayin ederek çözmeye kalkışmak gibi, Dini budayan/tasfiye eden trajik, hastalıklı bir sonuca götürmektedir. Zihninde Din’e, İslam’a olan güvenini büyük oranda yitirmiş, modernliğe derin kompleks duyguları taşıyan, ontolojik sorunlarını çözememiş, selfi/nefsi aşamamış bir kısım İlahiyatçı kadroların Dini alanda, Din namına, İslâm namına halkı sağlıklı bir şekilde yönlendirmesi, bu alanda hizmet etmesi  beklenemez.
 
Bir kısım İlahiyatçı kesimde revaçta olan rasyonalizm ve pozitizm etkisinde klasik ikinci el modernist anlayışın bu kesimden gelen birçok yayın ve eserde de sergilendiği görülmektedir. Bu modernleşmeci kesimde öteden beri var olan ilmi yetersizliğin kaba modernist-pozitivist, sözde çağdaş tutumlarla örtülmeye çalışıldığı müşahede olunmaktadır Bu tarz kimselerin çoğunun, bu alanın en temel olmazsa olmazı olan Arap diline  vukufiyette dahi ciddi zaaf içinde olduklarını da bizzat bilmekteyim.
 
Elbetteki burada toptancı bir yaklaşımla önüne gelen İlahiyatçıyı suçlamak gibi bir amaç gütmemekteyim. İlahiyatçılar arasında, bu anlamda çok farklı bir seyir çizgisi içinde olan bir hayli kimse  ve dostlarımız da var. Özellikle Tasavvuf alanında çalışan İlahiyatçılarda bu farklılık daha bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu kimseleri asla sözkonusu etmiyorum. Ancak, İlahiyat fakülteleri, seküler formasyonu ve yapısı gereği maalesef bu anlamda Dini alanda büyük oranda sıkıntı oluşturan bir işlev görmeğe devam etmektedir. Bu çerçevede Tevhid-i Tedrisat kanunu tartışmaya açılıp, icab ederse kaldırılmalı ve İlahiyat Fakülteleri kapatılarak sağlıklı Din eğitimi veren, sağlıklı  din adamı; dindar, zühd ve takvaya önem veren, sağlam akideye sahip uluslararası çapta allame yetiştirebilme zeminine sahip, yeni Dini eğitim müesseseleri kurulmalıdır.
Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
İHL Öğretmenlerine Büyük HaksızlıkÖnceki Haber

İHL Öğretmenlerine Büyük Haksızlık

İmamdan İrlandalı Turiste Ücretsiz OtoparkSonraki Haber

İmamdan İrlandalı Turiste Ücretsiz Otopa...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!