Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

ANDOLSUN BİZ, KUR'AN'I ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIK..

" ... bir toplum kendi durumunu değiştirmediği müddetçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez, yine bir toplum kötü bir muameleyi hak ettiğinde Allah'ın onları cezalandırmasına hiç bir engel olamaz, ama ne gariptir ki o toplumun Allah'tan başka sığınacağı kimsesi de yoktur." ( Ra'd sûresi, âyet 11)

Hamdü sena olsun ki, Müslümanların ellerinde, emirlerini tutacakları, göstermiş olduğu izinden gidecekleri bir Kur'an bulunmaktadır. O Kur'an ki, hakkı, batılı oradan talim ederek gidecekleri yolu tayin etmektedirler.

Müslümanların tek sığınacakları, baş vuracakları kitap aziz Kur'an'dır. Bakın Kur'an'ın bize nasıl yol gösterdiğine ve rehberlik yaptığına!.. " Önünden ve ardından onu adım adım izleyen ( melekler) vardır; (ki) onu Allah'ın emri ( gerçekleştiğinde belâdan korurlar" ya da " Allah'ın emrine âmâde güçlerden bazıları onu korur". Onun içindir ki,

" Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, aklını fazla kullanmaz ama sıra dine geldiği zaman kafasına göre takılır. Ne hikmetse, o noktada dini kafasına uydurur, resmi ve gayri resmi herkesin gönlünde yatan, etliye sütlüye bulaşmayan, siyasetten Allah'a sığınan, toplumu ve bireyleri yönetmeye talip olmayan, belki de yalnızca vicdanlara korku salan bu din İslam mıdır?

Vahye kulağını tıkayarak , geleneksel olan dini yaşamaya çalışan günümüz insanından bu mesajı sahiplenmesini beklemek elbette hayalcilik olur. Çünkü Allah'ın mesajını yüklenip benimseye bilmemiz için öncelikle O'nun insanlara göndermiş olduğu kitabı gerçek anlamıyla okumamız birinci şarttır.

Evet, insanımız Kur'an okuyor ama anlamadığı bir dilden, Allah'ın bizden ne isteyip/istemediğini bilmeden, adeta " Ben bunu anlamak istemiyorum" dercesine okuyor. Hatta bu özrünü de Allah'a atfederek , " Allah bizi aciz yaratmış, ne yapalım?" deyip kendisine çıkış yolu bularak...

Ne yazık ki, bu özrünü yine Allah'ın mesajından habersiz olduğu için, Allah'a büyük bir iftira attğının farkında olmadan dile getiriyor. Oysa yüce Allah kendi mesajında " Bunu anlamanız için kolaylaştırdık" diyerek böyle bir özrü ortadan kaldırmıştır.

" Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık, öğüt alan yok mudur?" ( 54/17).

Vahye baktığımızda çok çabuk fark edeceğimiz ilk özellik, onun insan için düşünceyi ön plana çıkaran biir yaşam biçimi öneriyor olmasıdır: " Dinleseydik ve akletseydik ateşin yareni olmazdık." ( 67/10)

Aklımızı, ilâhi bilginin hayatımızı düzenlemesi gerektiğini hesaba katmadan kullanmak istiyoruz. Omlet yemek istiyoruz, lakin yumurtaların kırılmasına da gönlümüz razı değil. Sizce bu mümkün mü? Eskiler " Durmayalım, yoksa düşeriz" derlerdi.

Bu gün ise düştüğümüz her tarafımızın çürük içerisinde olmasından belli. Ama hala düşünmeye ve kendimizi değiştirmeye niyetimiz yok. Sosyal gerçeklerin acı yönü, demirden leblebi olan kısmını bize anlatmasıdır. Her ne kadar biz kabullenmek istemesek de hakikat bir köşeden bize tebessüm etmeye devam edecektir." ( İktibas, N. Erden, Ekim 2010, say. 30-31)

Ne yazık ki, Allah'ın mesajı aziz Kur'an'ı üstlenmişiz ama, onu anlamak istemiyoruz. İstiyoruz ki, Kur'an'ın dirilere bir faydası dokunmasın, sadece ölmüş atalarımız, geçmişlerimiz müstefid olsunlar!.. Halbu ki, dün ve bugündür, yarınlarda da aziz Kur'an'ın mesajjarı dirileri kurtarmak için olacaktır.

Gerek camilerimizde, gerekse evlerimizde okumuş olduğumuz Kur'an ayetlerinden ders çıkarmak yerine, mezarda, adı sanı unutulmuş, geçmişimizi kurtarmak telaşı ile kıraat etmekteyiz.

Dolayısıyla, aziz Kur'an anlayışımızda top yekün bir değişime , anlamaya ve anlayışa ihtiyaç bulunmaktadır. Bu vesile ile, yeniden dirilmek, yeniden Müslüman kimliğimize kavuşmak için anlayışlarda bir farklılık olması lazımdır. Böylesi mühim bir görevde başta ehl-i Kur'an'a düşmektedir..

"... Bir toplum kendi durumunu değiştirmediği müddetçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez, yine bir toplum kötü bir muameleyi hak ettiğinde Allah'ın onları cezalandırmasına hiçbir engel olamaz, ama ne gariptiri ki o toplumun Allah'tan başka sığınacağı kimsesi de yoktur." ( 13/11)

Yaşamış olduğumuz bu çağda lambalarını damlarda yaktıkları halde " Ev niçin karanlık?" diye şaşıran insanlar ve toplumlar da az değildir. Ali Şeriati'nin ifadesiyle; " İlk insan gibi ya da son peygamber gibi, yerimizden doğrulalım, kalkalım! Bize hiç yoktan verilmiş olan bu hayatı Allah bizden razı olsun diye değerli kılalım, vahye uyduralım.

Önce nefislerimizdeki , her türlü gayri İslami anlayış ve duygulardan arınalım. Amellerimize yerleşen, gayri İslami tutum ve davranışları terk edelim. Bir dönüm noktasında olmaktan rahatsızlık duymayalım. Her dönüm noktası aranılan doğrunun bir parçasıdır. Kendimizi bizim elimizde olmayan şartların getirdiği sonuçlarla ifade edemeyiz. Biz elimizde olan malzemeyle yapabildiklerimizin hikayesiyiz."

Ne ile ve nasıl imtihan edileceğimize biz karar veremiyoruz. Fakat şunu iyi biliiyoruz ki; Bizi imtihan eden, bize bizden daha merhametli ve daha şefkatlidir. Bize asla taşıyabileceğimizden fazlasını yüklemez. Bizi ne unutur, nede ihmal eder!" ( a..g.d.)

Netice olarak;

Müslümanlar olarak, İslam kitleleri olarak yeniden bir yarışa, yep yeni bir dirilişe acil ihtiyacımız ve gereksinim vardır. Bu Kur'anî değişimi gerçekleştirir isek, göreceksiniz her alanda bir mutluluk yaşanacak, nesiller bu gidişattan memnun kalacaklardır.

Aksi halde, bu şekil devam ede gelen geleneği bırakmaz isek, yeni yetişen nesiller bizden bedduacı olacak, bizden şekvacı olacaklardır!.. Rabbimiz!.. Ümmete ve milletimize Kur'anî uyanışlar lütfetsin!.. Selam ve dua ile...

Şerafettin Özdemir

Facebook Yorum

Yorum Yazın