Taşranın Hasbî Sesinden “Kâbe’de Hacılar”
Zaman hızlandı. Sesler çoğaldı, görüntü ve görsellik iktidarı ele geçirdi. Ancak bununla paralel olarak dikkat azaldı. İnsan artık uzun uzun dinleyemiyor; kaydırıyor. Bekleyemiyor; geçiyor. Fakat bütün bu hızın içinde bazı ezgi ve ilahiler var ki akışa kapılmıyor; bilakis akışı kendine çekiyor. “Kâbe’de Hacılar” ilâhisi işte böyle bir ses olarak coğrafyamız insanının ruhuna özellikle de çocukların diline ve bilinçaltına pelesenk oldu.
Bu yükseliş büyük stüdyolardan, pahalı prodüksiyonlardan, profesyonel kliplerden gelmedi. Işıltılı sahnelerden değil; sade bir ortamdan geldi. Bu ilâhiyiseslendiren Celal Karatüre ve arkadaşlarının duruşunda bir sanat endüstrisinin planı değil, taşranın samimiyeti ve hasbiliği vardı. Abartısız, filtresiz, gösterişsiz ve ruha dokunan bir samimiyetle.
Mikrofonun önünde bir performans değil, tertemiz ulvi bir niyet hissediliyordu. Alkış beklentisi değil, ruh fırtınasının, manevi coşkunun paylaşılma arzusu… Ses yükselirken teknik kusursuzluk değil, içtenlik öne çıkıyordu. İşte bu hasbîlik, dijital çağın en nadir bulunan değeri olduğu için karşılık buldu.
Neden Taşradan Gelen Ses Tutuyor?
Türkiye’de manevî müzik adına pek çok çalışma yapılıyor. Gelişmiş stüdyolar, güçlü aranjmanlar, görkemli klipler… Fakat çoğu zaman bu eserler kalplerde, dillerde ve gündemde uzun süre kalmıyor. Çünkü teknik mükemmellik, her zaman ruh derinliği üretmiyor.
Modern insan özellikle de modernite bakiyesi çocuklar ve gençler yapay duyguyu sezebiliyor. Aşırı düzenlenmiş, fazlaca efekt yüklenmiş yapımlar bir süre dikkat çekiyor ama gönüllere yerleşemiyor. Oysa bu ilâhi, neredeyse teknik imkânlardan azade bir doğallık taşıyor. Bir “ürün” bir “üretim” gibi değil, bir “manevi meclis hatırası” gibi duruyor.
Taşra sadece coğrafî bir kavram değil; bir ruh hâlidir. Gösterişten uzak, niyetin berrak olduğu, sözün süs ve ağdadan önce geldiği bir iklim… Bu iklimden çıkan ses, kalbe daha kolay ulaşıyor.
Çocukların Diline Çalınan İlahi
Bu ilâhinin akım olmasının bir sebebi de çocuklar üzerindeki etkisi… Melodisi sade, nakaratı tekrar edilebilir, dili anlaşılır. Bir sınıfta, bir Kur’an kursunda, bir stadyumda, bir por salonunda, bir aile ortamında hep birlikte söylenebiliyor.
Çocuk zihni karmaşayı ve anlamı zor afili sözleri değil, ritmi ve tekrar eden yapıyı sever. Ayrıca çocuk kalbi samimiyeti yetişkinden önce fark eder. Abartılı sahnelerden ziyade doğal bir meclis havasına bağlanır. Bu yüzden TikTok’ta kısa bir kesiti taklit eder, Instagram’da paylaşır, YouTube’da tekrar tekrar dinler.
Bir ilâhinin akım olabilmesi için tekrar edilebilir olması gerekir. Bu eser söylenebilir, paylaşılabilir ve yeniden üretilebilir bir yapıya sahip olmalı. Çünkü insanlar yalnızca dinlemeyip eşlik ettiği ve aidiyet duyduğu bir sanata ilgi duyabilirler.
Naçizane bu ilâhinin başarısının arkasında şu faktörlerin olduğunu da düşünüyorum. Gösterişe girilmeden ve ego azaldıkça samimiyet görünür hale gelir. Teknik ve teorik soğukluk geri çekildikçe niyet ve samimiyet öne çıkar. Taşranın samimi ve hasbi yürekleri dile gelince modernizmin yapay melodi ve nağmeleri sukut eder. Doksanlı yıllarda ki teknik ve modern altyapılardan mahrum bir şekilde icra edilen ezgilerin tutması, halen dinlenilir, ezberlenir, dillerden kalplere, kırsaldan metropollere ulaşılabilir olmasının sebebi de bu değil miydi?
Hasbîlik, en güçlü estetik formdur. Sadelik, en kalıcı üsluptur. Samimiyet ise en büyük algoritmadır. “Taşradan Yükselen Hasbi Bir Ses” bize şunu anlatır: Bazen en çok yankı uyandıran ses, en mütevazı yerden yani gırtlaktan aşağı kalpten çıkan ve kalbe ulaşandır. Bazen en kalıcı eser, en az süslenen eserdir. Ve bazen bir ezgi, büyük imkânlarla değil; temiz bir niyet, halis bir kalp ile yükselir.


































Facebook Yorum
Yorum Yazın