HEDEFİ BÜYÜK OLANIN, DERDİDE BÜYÜK OLUR!..
" Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır. Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. " ( En'âm sûresi, âyeet 165)
" Doğrusu Biz, ( geçmiş) her uygarlığın içinden " Allah'a kulluk edin, ilâhlaştırılan şer otoriteden uzak durun!" diyen bir elçi çıkarmışızdır. Bunun ardından onlardan kimleri Allah'ın gösterdiği doğru yola uydu, kimileri de ( ısrarlı tercihleri sonucu) sapıklığa mahkum olmayı hak etti. İsterseniz yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonu nasıl olurmuş görün!" ( Nahl sûresi, âyet 36)
Bu ayeti kerimede, her çağda yaşamış olanlar anlamına gelmektedir. Çünkü ümmet kavramı, aziz Kur'an'da çağ, dönem, asır anlamında da kullanılmıştır. Son tahlilde hem bir uygarlığı, hem de o uygarlığı oluşturanların bütününü ifade eder.
Başlıktan anlaşılacağı üzere, Müslüman birey hedefi büyük tutmalıdır.. Tabii ki, büyük tutulan hedefte uğraş ister, eylem ister, amel ister, sayü gayret ister. Yani,
" Dert; oturup ağıt yakmakla, diz dövmekle derman bulmaz. Bu davranış ne yapacağını bilemeyen acizlerini işidir. Neyi, ne adına ve nasıl yapacağını bilenler eşyanın tabiatını doğru kavrayıp ( hikmet) onun kanununa uygun hareket ettiğinde derdin çözümleneceğini bilirler.
Bu noktada derdimizi doğru tespit etmek zorundayız. Dert edindiğimiz şeyler gerçekten ben " ahsen'i takvim" üzereyim diyen insaanların derdi mi, yoksa yüce Allah'ın " Dünya hayatı sizin için oyun ve eğlenceden ibarettir." ( Muhammed Sûresi, âyet 36) diye nitelendirdiği, insana ve eşyaya hiçbir fayda getirmeyen yapay şeyler mi bizim melalimiz?
Derdi sevmenin ölçüsü sorumluluktur. Bir şey severek dert edinilmişse onu taşımak artık ağır gelmez. Sevgili uğrunda dökülen ter, başa gelen meşakkat ve sıkıntılar, inşirah sağlayan uğraş olduğu müddetçe, yakınma, küsme olmaz. Sükunet olur, itminan olur, huzur olur.
Sorumluluk duygusudur derde çözüm aratan. Doğal olarak, kendimizi sorumlu hissetmediğimiz şeylere karşı kayııtsız kalmamız, bizi ilgilendirmediğini düşündüğümüz meselenin semtinin kenarından bile geçmememiz normaldir.
Ancak kendimizii sorumlu hissettiğimiz derdimize sahiplenir, bu dert benimdir der, halimizi başkalarına havale etmeyiz. Her insan dertlerin sona ermesi için gayret gösterirse, dertleri kendine dert edinirse çoğu işler kolaylaşmış olur. Sevinçler mutluluklar paylaşıldıkça azalır." ( İktibas, Şubat 2011, say. 45)
Müslüman toplumun, bireyin derdini kendi bilmesidir. Bir muhitte, bir yerde İslam kamil şekilde yaşanmıyorsa, bunu kendi derdi bilimesi lazımdır.
Bir muhitte, fuhuş, alkol, yalan, gıybet, ne lazımcılıık hüküm ferma ise bunu kendine dert biilmelidir. Anne-Baba isyan, büyük, küçük saygı ve sevgisi yoksa bunu kendine dert edinmelidir.
Bir millette, aziz Kur'an duvarları süslüyorsa, okunmuyorsa, emirleri icra edilmiyorsa bunu kendine dert bilmelidir. Zaten, aziz Kur'an'ın okunup yaşanmadığı, emirlerinin hayata hakim olmadığı bir toplum, sefil ve öksüzdür.
Milletin alimleri, sesiyle, savtıyla insanları oyalıyorsa, ölüye mevlit okumaya, mezarda ölüye telkine devam ediyorsa, işte o toplum ölmeden önce ölmüş bir topluluk haline gelmiş demektir.
Mescidlerde, yapmış olduğu ibadetin ruhuna uygun hal ve tarz sergilemiyorsa, ellerde tesbih, tesbih camii köşelerine yığılıyorsa, din adına, sevap, kerahat adına hanım kitleler mescidden, cumadan, bayramdan ve cenazeye iştirakten kovuluyorsa, mümin, bütün bunları kendisine dert edinmelidir.
Netice olarak;
Maalesef, dertli bir toplum ve kitleler durumundayız. Şu mübarek ramazan günlerinde, ölülere faydalı oluruz maksadıyla hatimler okunuyor, diriler unutulmuş ise, böylesi acıklı bir hali kendisine dert edinmelidir.
Kıraat edilen Kur'an okumaları, sokaktaki sarhoşa , berduşa " Yeter!.. Artık" diyemiyorsa, böylesi müşkil durumu kendisine dert edinmelidir.
Sayısız anlamsız, manasız hatimleri bir kurtuluş kabul etmeyip, az okuyup, öz okuyup emirlerini yaşıyorsa bunu hesap kitap etmelidir.
Hasılı, dert yığın yığındır. Hangi tarafından elimize almaya çalışsak, maat teessüf elimizde kalmaktadır. Yığın yığın birikmiş bu dertlerin telafisi için, yek vücud telafisi için neyi, kimi bekliyoruz?.. Boşuna beklemeyin, ne kurtarıcı Hızır gelecek, ne Gavs, ne Mehdi, nede İsa gelmeyecektir!.. Selam ve dua ile...
Şerafettin Özdemir


































Facebook Yorum
Yorum Yazın