Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

İSLAM VE KADIN!..

" Rableri de onların dualarına şöyle icâbet etti: " Erkek olsun kadın olsun, çaba gösteren hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağını; sizler karşılıklı birbirinizi tamamlayan  parçalarsınız. Kötülükten ve kötülük diyarından hicret edenlere, yurtlarından sürülenlere gelince: Onların kötülüklerini mutlaka örteceğim ve elbet onları Allah'tan bir ödül olarak zemininden ırmaklar çağlayan  cennetlere sokacağım; zira ödüllerin en güzeli Allah katındadır."  (Âl-i imran sûresi, âyet 195) 

     Cennet, amellerin değil Kerim olan yüce Allah'ın kadın olsun erkek olsun biz kullarına bir ödülüdür. Hadisi şerifte de belirtildiği gibi, " Cennet anaların ayakları altındadır" buyurulmuştur. 

       Neden ve niçin? Çünkü, annemiz bir kadındır, kız kardeşimiz, halamız, teyzemiz, komşumuz Hatice, Ayşe anneler de birer kadındır. 

      İslam kadınlara ayrı bir değer vermiş, onu ayaklar altında ezilmekten, sürünmekten, zillet içerisinde yaşamaktan kurtarıp, onu Hz. Hava, Hz. Asiye, H. Meryem, Hz. Hatice , Hz. Aişe ve milyonlarca namus, iffet, şeref timsali anneler yapmıştır. 

       Söz konusu anneler, kimi zaman olmuş, Uhud'da Rasulullah (sav)'in etrafında bir hale çevirip, onun kırılan dişine, ezilen yanağına hemşirelik yapmıştır. 

      Ama, gelin görün ki, İslam'ın kimliğine kavuşan, onunla abideleşen, şeref ve iffet timsali olan anneler, dün ve bu gündür İslam'dan uzaklaştıkça bir kısım hödüklerin çizmeleri, sopaları altında kahrı perişan olmaktadır. 

      Aziz İslam, o kutlu varlığı yüceltirken, insan , mü'min, mü'mine kimliği kazandırırken, çarpık zihniyetler, çağ dışı sistemler, Emeviyye'nin zorbalığı, despotizmi onu evine hapsetmiş, Cuma namazından, bayram namazından ve en tabii hakkı olan cenaze namazından, bir yakınına  dua etmekten bile alı koymuştur. 

      Allah aşkına bana göstermiş olunuz, ifade edinizi ki, Rasulullah (sav), hangi hanımını dövmüş, kovmuş, vurmuş ve darp etmiştir? Hiç birisini üzmemiş, incitmemiş, ince ve bir gül ve bir tül, bir tüy hafifliğıinde olan, dünyanın en nazenin bir çiçeği, gülü mesabesinde olan hanımlarını, kızlarını ve hiç bir hanımı incitmemiş ve korkutmamııştır. 

      Rasululllah (sav); çağımızın ve bütün devirlerin susturduğu hanımlara konuşma, kendini ifade etme hakkı tanımış, zoraki evlenmeyi, cebri, baskıyı, dayağı yasaklamıştır. 

      " Ey insanlık! Artık Rabbinizden size hakikatin belgesi geldi! Biz de size aydınlatıcı bir ışık gönderdik." ( Nisâ sûresi, âayet 174) 

     Göze nisbetle karanlığı, zulmü, zulumatı görene ışık ne ise, akla nisbetle ufkumuzu açan, gönlümüze ışık olan vahiy odur. 

      Ama, vahiy ışığını algılayanlar kurtulmuş, idraki dümura uğramış biçarelerde kadınlarını kovmuşlar, dövmüşler, sokak ortalarında kurşun yağmuruna tutmuşlardır. Ya da, mahkeme kapılarına oldum olası sürükleyerek, çoluk ve çocuklarını boynu bükük birer kimsesiz  gibi ser sefil yapmışlardır. 

     Maalesef, dün ve bu gündür cahiliye sistemleri dur durak bilmeden hünerini göstermiş, haklı davamızı, hak yolunu karartmaya çalışmaktadır. 

      Gerek Batı sistemleri, gerek günümüz Ortadoğu sistemleri kadını yokluğa, yoksulluğu, hürriyetsizliğe mahkum ederek. kadınları, kralların, despotların, prenslerin ve tüm cebbarlerin kulu ve kölesi yapmıştır. 

       Düşünmemiz lazımdır. 21 nci çağda yaşamamıza rağmen, halen Suud'da kadının araba sürmesi, ehliyet sahibi olması, oy hakkı, seçmesi, seçilmesi mümkün değildir. 

      Her  prensin sözde himayesinde onlarca hanım efendi bulunmakta, kimileri de fırsatını bularak bu esaretten kaçmakta ve kurtulmaktadır. Maalesef,

      Paganist sistemler, hali hazır, tüm çıkarılan yasalar kadınların aleyhine çalışmakta, camiden kovulan, cuma namazı fıkıh adına yasaklanan kadın, teravih namazı lütfen hoş görü ile karşılanan kadın efendidir. 

      Rasulullah (sav)'in kadınlara sunmuş olduğu özgürlüğün, mutluluğun yerini dün ve bu gündür, esaret, tutsaklık, lütfen insan olma kimliği almış başını gitmektedir. 

      Günümüz dünyasında, sanki Antik Yunan döneminde yaşamaktayız, Hinduizmin bir inek kadar değer vermediği bir devri içimize sindire sindire, istemeyerek de olsa yaşamaktayız. 

         Bilmem ki, bu tür kaoitk durumlar, kadının etinden, budundan, çıplak halinden istifade etme durumu ne zaman son bulacak, onlara İslamî bir özgürlük tanınacak, mü'mine oldukları izhar edilecektir. 

     " Kim imanlı olarak bir iyilik ortaya koymuuşsa, - erkek ya da kadın( fark etmez)- kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız; dahası elbet onları işlediklerinin en iyiisiyle ödüllendireceğiz. " ( Nahl sûresi, âyet 97) 

     Sonuç yerine;

     Müslüman kadınların, yaşamış oldukları bir kısım çirkinliklerden kurtulması için, öncelikle, " feminizm", " aile içi şiddetin" ne olup olmadığını nereden, nasıl kaynaklandığını bilmesi lazımdır. 

     Giyim, kuşam mevzuunda vahyi ölçü alarak, bilinçli, aydın mümine hanımlar olmaları lazımdır.  Biliindiği gibi, aziz Kur'an, kadınlar hakkında yalnızca onların ibadetlerinden ve iyiliklerinden bahsetmekle kalmamıştır. 

     Bunların yanında kadını, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamakta erkeklerle beraber anmıştır. Kur'an, erkeklerin ve kadınların, iyiliği ve dürüstlüğü ihya etmek için beraber çaba göstermelerini istemiştir. Dolayısıyla,

     Dünyamızda, her gün, her an , her dem, yeni yeni kanunlar, yasalar çıkarılmakta, ama yine de, kadınların sokak ortalarında dövülmelerinin, tacizlerin, tecavüzlerin, vurmaların , kırmaların önüne geçilmemektedir. 

       Oysa, yapılacak bir husus bulunmaktadır. Kadınların bu keşmekeşlikten kurtulmaları için, camii kapılarının kadınlara açılması, cuma namazına katılmaları, hutbe dinlemeleri, vaazdan  müstefid olmalarıdır.

     Tabii ki, etkin, etkili hocaların kürsüye gelmeleri, kadın haklarını, İslam'ın hanımlara tanımış olduğu haklarını dobra dobra anlatmaları lazımdır. Yani, hanımları, " el aldım", " mürid oldum" kabusundan kurtarmak gerekir. Selam ve dua ile...

     Şerafettin Özdemir

Facebook Yorum

Yorum Yazın