Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

KUR'AN'A GÖRE, KAZA VE KADER MES'ELESİ!..

" Ve hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır; ve her kim Allah'a güvenirse , artık O ona yeter: Şüphesiz Allah emrini gayesine erdirendir; doğrusu Allah her bir şey için bir ölçü /kader koymuştur. " ( Talâk sûresi, âyet 3)

" Şüphe yok ki, her şeyi bir ölçüyle yaratan Biz'iz." ( Kamer sûresi, âyet 49)

Yani, ayeti kerimede de beyan edildiğine göre " ölçüyle" , iradeye bağlı eylemlerin gerçekleşmesinde iradeyi kullanmak da kaderdir. Buna göre:

" Kur'an'da kader kelimesi: " Ölçme, kudret, güc yetirmek, ölçü ile yapmak , takdir, rızkı daraltma , kıymet/değer, hüküm, miktar, süre, yasa, planlamak , bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek , hikmete göre yapmak" manasında kullanılır.

Kader kelimesi ve türevlerinin mihverini "bir ölçü dahilinde tayin etmek , her şeyi bir ölçü ve nizama göre tanzim" etmek teşkil eder.

Kader kelimesi Kur'an'ın hiç bir yerinde insanın iradeli eylemlerine nispet edilmemiştir. Hepsi de insanın iradesi dışında kalan olaylar, olgular ve durumlar için kullanılır.

Kur'an'da kader kavramı , iradeli varlık olan insanı mecbur ve mahkûm eden " hüküm" ve " yaratma" anlamında hiç kullanılmamıştır.

Cahili tasavvur bu kelimeyi, Kur'anî anlamından koparıp tekrar, baht, alınyazısı, şans gibi anlamlar yükleyerek, cahiliyedeki kullanım şekline döndürmüştür." ( www. saadettinmerdin.com)

Bilindiği üzere, aziz Kur'an'da kastedilen , yüce Allah'ın hiçbir şeyi gelişi güzel, rast gele, ölçüsüz ve hesapsız olarak yaratmadığı , her şeyi bir plan ve ölçüye göre yarattığı halde, ne yazık ki, din bilmez, diyanetten anlamaz, kaza ve kader ölçüsünü bilmeyen kişi, zümre tarafından saptırılmış. mes'eleyii içinden çıkılmaz, yanlış anlaşıılır hale dönüştürmüştür.

Örneğin, ülkemiz, baştan başa bir deprem ülkesi olmasından mütevellit, her an bir depremle, bir yıkıntı ile , ölümlü hallerle karşı karşıya gelmekteyiz.

Ama, gelin görün ki, insanımız, suçlu ve kabahatli olarak kaderi buluyor, fay hattını, kusurlu bina yapanları kader anlayışı yüzünden kurtarmış oluyor.

Sanki, çürük evlerde hiç kabahat yokmuş gibi, beyinsiz, hileci, hurdacı , paragöz müteahhitlerde kat'iyyen sorumluluk yokmuş gibi suçu kadere yükleyip, alın yazısından bahsedilmekte, depreme kabahat yüklenmektedir.

Bilirkişiler, yol güzergahlarına hız ölçüsünü, tehlikeli yerleri bildirmesine rağmen, şoför kardeş, bildiği şekilde hareket ediyor, sorumlu olduğu insanları hurda haş ederken, kazaya maruz bırakırken, suçu, kabahati , ya kadere, yani alın yazısına yükleyip işin içinden çıkmaya çalışmaktadır.

Diğer taraftan, bu günkü İslam ümmetinin geri kalmasını, gerilerde pineklemesini, yer yer ülkesinden kaçarak, Batı ülkelerine kaçmasını, kaçmak içinde Akdenizin soğuk sularında ölmelerini, cansız bedenlerinin bir bir toplanmasını kadere bağlamak ve buna da alın yazısı demek ne derece akıllı bir iştir?..

Görmüş oluyoruz ki, insanlar sanki birer barut fıçısı gibidir. Patlamaya hazır durumdadırlar, Ellerinde, bellerinde envai çeşit silahlarla vuruşmalar, kırışmalar, ölüp, öldürmeler gırla gitmektedir. Ama, kaderi, alın yazısını bilmeyen insanlara bunu sorursanız, bu olayların alın yazısından yani kaderden dolayı olduğunu ifade ederler.

Günümüzdeki tarikat evleri, bu tür anlayışları ile yaşayıp gitmekteler, iradelerini şeyhin ellerine vermişler, kendileri birer robot gibi, düşüncesizliği, köpek gibi yerlerde sürünmeyi kader mes'elesi olarak algılamakta. rezilce, süprüntü bir şekilde yaşayıp gitmektedir.

Önde gelen, lider pozisyonunda bulunan tarikat piri diyor ki: " Biz, istersek ahırlarımızı meleklere bile süpürtürüz" ahmaklığınıı kusmaktadır.

Oysa, Rasulullah (sav)'ini etrafında kümelen sahabe-i kiram efendilerimiz böyle bir yanlışa düşmemişler, aziz peygamberimiz de böyle bir densizliğe müsaade etmemiştir. Her şey akıl ve irade ölçülerine göre yapılmıştır. Aziz peygamberimiz (sav); sahabesine, akıllı olmayı, iradeli yaşamayı, çalışmayı, ilmi, bilgin olmayı sürekli tavsiye etmiştir..

Kader ve irade mes'elesinde büyük insan Hz. Ömer (ra), ümmet için en büyük önder ve örnek insandı. Makamı cennet olsun!.. Kader ve alın yazını bizlere yaşayarak göstermiş, tehlike olan yerlere girmemeyi tavsiye etmiştir.

" Başına gelen her iyilik Allah'tandır; başına gelen her kötülük de kendindendir. Biz seni bütün insanlığa elçi olarak gönderdik; ve buna ( birinin şahit olan Allah yeter." ( Nisâ sûresi, âyet 79)

Ayeti kerimeden anlamış olduğumuza göre, bu varlıkta iyiliğin asli kötülüğün arizi olduğuna delalet eder. Her şey mâ hulika leh'i ( yaratılış gayesi) istikametinde harekete ettiği sürece iyidir. Bu iyilik eşyanın kendisinde var olan değil, yaratanın ona yüklediği bir iyilik olduğu için Allah'a atfedilmektedir.

" Şu kesin ki biz, hatalarımızı ve senin bizi icra etmeye zorladığın sihir türü şeyleri bağışlaması için Rabbimize gönülden inanıp güvenmişiz: Zira Allah Hayr'dır, ( güven duyulanların) en kalıcısıdır." ( Tâhâ sûresi, âyet 73)

Netice olarak;

Kaza ve kadere imanı iyi kavramak, iyice inanıp ve güvenmek lazımdır.

Tedbirsiz, tevekkülsüz , inançsız işler yaparak, suçu da yüce Allah'a havale etmek cahilin taa kendisi ve aymazlıktır.

Hayır kelimesi aziz Kur'an'da zikredilen isimlerdendir. Hayrı, zatına isim olarak seçen yüce Rabbimiz, şerri kendisine izafe etmek mümkün değildir.

Ne acı ki, hayır ve şerrin yüce Allah'tan olduğuna dair inanç mes'elesi maalesef Müslümanlara gayr-i müslimlerden intikal etmiştir.

Son sözler olarak, çağın Müslümanlarının Kaza ve kader mes'elesini iyi bilmeleri, işlemiş oldukları şerri Allah'a izafe etmemeleri lazımdır.

Ayrıca, çalışmamayı tembelliği, geri kalmayı, pineklemeyi kader anlayışı olarak anlamak bir safdilliktir, aptallaktır.

Rabbimiz!.. Alemi İslam'a ve milletimize Kur'anî şuur nasip eylesin!... Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

Facebook Yorum

Yorum Yazın