A.Raif ÖZTÜRK

A.Raif ÖZTÜRK

Mail: araifozturk@hotmail.com

 Ters köşeye yatıran, ilginç bir olay…

Mâlumunuz, şu son zamanlarda öyle çok çeşitli dolandırıcılık olaylarına şahit oluyoruz ki, çoğu kez “yûuuh, yok artık, bu şeytanın bile aklına gelmez” diye mukabele ediyoruz.

Meselâ; kendilerine ‘sivil polis’ süsü vererek araç durdurup maske kontrolü yapan, yeni maske verip takmasını söyleyen, maskeyi takar takmaz bayılınca da cep telefonlarını ve cüzdanlarını gasp edilenleri… Evlere; “belediyeden geldik, evinizi ilâçlayacağız” diyerek veya sağlık görevlisi gibi gelip, çeşitli entrikalarla evlerde soygun yapan fırsatçı hırsızlık olaylarını izleye izleye, bu konuda endişeli yaşamaya başladık.

Ben de işte tam bu endişeli hâldeyken; sohbetlerdeki nükteli vecîzeleriyle bizleri mest eden, esprili örnekleriyle en ciddi zamanda bile tebessüm ettiren, çok saygı duyduğum ve sevdiğim bir dostum beni aradı. Her hafta en az birkaç defa görüşmeye alıştığım halde, 8-10 gündür görüşemediğim için sevinçli bir şekilde telefonu açtım.

-“Oooo Ahmet abiciğim, nasılsın, nerelerdesin?” ..derken, zayıf ve titrek bir sesle bana sadece selâm verdi. Endişelendim, “Hayırdır Ahmet abim, bir sıkıntın mı var” diye bildim.

-Evet Raif’ciğim, 8-10 gün önce evde otururken, kapı çalındı. Kapıyı araladığımda o gelen, ayağının birini kapı aralığına soktu ve benim kapıyı kapatmama engel oldu. Kapıyı o dışardan ittirdi, ben de içerden ittirdim, fakat o çok güçlü olduğu için içeriye daldı. Hanımla ikimizi bir odaya kapattı. Beni tuttuğu gibi çek-yatın üzerine çarptı. Hanıma zarar vermemesi için, endişeyle ne zaman biraz doğrulsam, beni tekrar çekyatın üzerine çarpıyordu. Ben ona, “Sen kimsin? Bula bula bizi mi buldun?” dedim. O bana “ben, bana verilen isim listesine göre dolaşırım, bu listede sizin de isimleriniz var” deyince ben hiddetle tekrar sordum. “Yahu sen kimsin?” deyince, “ben Coronayım, sıra sizde!..” demez mi?.. dedi.

Ben bu son cümleleri duyunca aklımı toparladım ve “Allah senin iyiliğini versin Ahmet abiciğim.Yine yaptın yapacağını. Bu güne kadar bana Corona ziyaretini hiç kimse böyle bir hiciv ile edebiyat ve tevekkülle anlatmamıştı” ..diyerek, aynı espriye devam etmesi için: “Êêee, Ahmet abim, sonra neler oldu?Anlat bakalım.” Dedim.

-Corona kardeş böylece bizim eve yerleşmiş oldu. Bazen anlaşabildik, bazen de o beni duvardan duvara vurduğu zamanlar oldu. Bu arada merak ettiklerimi de ona sorabildim.

-Meselâ neler sordun abim?

-Mademki seni Allah görevlendirdi, hangi maksatla insanlara böyle eziyet ediyorsun?

-Üç maksadım var. I.) Son zamanda; Dünyaya gönderiliş gâyelerini unutan, dünya işlerine dalan, Allah’ın emir ve yasaklarını hafife alan, iyice nankörleşen insanlara haddini bildirmek.(Belge: Şûrâ S.,30.) II.) Zâlim devletleri perişan edip, mazlumların intikamını almak. III.) Zâlim devletlerin trilyonlarca tonluk savaş donanımlarına, milyarlarca dolarlık zenginliklerine ve sağlık teşkilâtlarına rağmen, sadece 2-3 gramlık biz Corona ordusuyla perişan ederek,Allah’ın cc nelere kâdir olduğunu herkese göstermek...Derken ben yine sordum.

-İyi ama corona kardeş, ben Dünyaya gönderiliş gayemize göre ibadetler ve hizmetler ediyorum. Nankör de değilim, her nimeti Allah’tan bilip bol bol şükrediyorum. Zâlim de değilim, hatta zâlim devletlere karşı da net tavırlıyım. Allah’ın Gücü ve Kudreti hakkında da hiç şüphem yok!.. Ne diye bize geldin? ..Corona şöyle cevap verdi:

-Doğru, sen bilmiyor musun ki; Milli Eğitim Sistemlerinizde; insanların böylesine azgınlaşmaması için, nankörleşmemesi için ve Allah’ın gerektiği gibi tanıtılıp nesillere bu doğrultuda eğitimler verilmesi için sen de sorumluydun!.. Oysa sen “..ben sadece kendi aileme bakarım” diyerek, bir asra yakın zamandan beri, Dinden, îmandan ve Allah inancından, hatta Allah’ın icraatlarını bile tabiata ve tesadüflere veren ârızalı eğitimi düzeltmek için ne kadar mücadele ettin?.. Ben yine itiraz ettim:

-Yâhu corona kardeş, haklısın da ben yine bir şeyler yapıyorum. Niçin sadece zâlimlere ve nankörlere musallat olmuyorsun?.. ..Beni yine tutup çekyata fırlatarak dedi ki:

-Sen bilmiyor musun ki, bu dünya imtihan dünyasıdır. Sadece onlara musallat olsam, imtihanın sırrı bozulur. Zalimler de zorunlu olarak îman ederler veya iman etmiş gibi gözükürler. Bu nedenle de sizin gibi masumlara da uğruyorum.

O Corona efendi beni duvardan duvara vurdukça baktım ki alta bir şeyler dökülüyordu, “bu dökülenler nedir” dedim. Ben seni duvara vurdukça, sen “Allah’ım, madem bunu sen gönderdin, bunu bizden alacak da sensin” diye gözyaşı döküyordun yâ, bu dökülenler de senin günahların idi. Sonra senin geçmiş yaşantına baktım ki sigara yok-alkol yok, dengeli de beslenmişsin, sen yine de şanslısın.

Bunları bana hatırlattıkça beni bazen çekyata çarpıyor, bazen de kafamı duvarlara vurduruyor, bir taraftan da bohçasını hazırlıyordu. Baktım ki haklı olduğu çok yerler var. Konuyu değiştirmek istedim: “Peki, elindeki o ikinci listede ne var?” ..dedim.

-Hâ, bu listenin aynısı Azrâil’e AS de verildi. Ben de bu listeye göre davranıyorum.

-Bak bakalım o ikinci listede ben ve hanımım var mı? Diye sordum. Baktı ve bana uzun uzun baktıktan sonra şöyle dedi:

-Bu listede sizler yoksunuz, fakat ilk listede sizin sabrınızı iyice zorlamam isteniyordu. Hadi bakalım, beni meşgul etme artık, diyerek bani kâh yere, kâh duvarlara, kâh çekyat üstüne vurmaya devam etti. Bu durum 10 gün kadar sürmüştü. Fakat haşatımızı da iyice çıkardı. On gün geçtikten sonra, onu aynı kapıdan selâmetlerken bize; “hadi yine ucuz atlattınız, çok çok şükredin” diye tebessüm ediyordu…

  • Ben de Ahmet abime: “Allah sana sağlık ve iyilikler versin Ahmet ağabeyim. Müsaade et de bu anlattıklarını bir köşe yazısı yapayım. Tâ ki, Allah’ın görevlendirdiği bu corona memuruna karşı, hepimiz tedbirlerimizi alalım” dedim ve o “Riyâ olmaması için, beni fazla ifşâ etmemek şartıyla kabul,” diyerek müsaade etti... Aynıyla arz ettim. Vesselâm.

Facebook Yorum

Yorum Yazın