Reklamı Geç
Advert

HAFTANIN VAAZI: Duanın Önemi ve Adabı

Dua kelime olarak, çağırmak, seslenmek, istemek, talep etmek anlamlarına gelir.

HAFTANIN VAAZI: Duanın Önemi ve Adabı

Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

DiniHaberler.com.tr:  

  1. Dua nedir?

Dua kelime olarak, çağırmak, seslenmek, istemek, talep etmek anlamlarına gelir.

Kavram olarak dua, Allah’ın yüceliği karşısında insanın aczini ve zafiyetini itiraf etmesi, sevgi ve saygı ile O’nun lütuf, nimet ve yardımını, dünya ve ahirette nimetler ve iyilikler ihsan etmesini; üzerindeki sıkıntı, dert ve belayı gidermesini; günah, hata ve kusurlarını bağışlamasını dilemesi; yalvarıp yakarması ve O’na hâlini arz edip niyazda bulunması demektir.

Dua, kul ile sonsuz kudret sahibi olan Allah arasında bir köprü ve diyalogdur. 

Allah’a El Açın Ki, Önünüze Yollar Açılsın!

Dua, Allah ile konuşarak insanın kendi durumu hakkında bilinçli olmasıdır.

Dua, insanda fıtrî bir olgudur. Bu sebepledir ki, bütün dinlerde mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan şu veya bu şekilde dua eder.

“DUA” sevgiliye yazılmış bir mektup gibidir.. Zarfın içerisine yüreğini koyanın, duası kabul edilir..
En “HAYIRLI” Dua, “ALLAH”tan Korkan ve “TEMIZ” Bir Kalbe Sahip Birinin Yaptığı “DUADIR”

Allah’ım! Davranışlarımızı ”İnancımızla” bütünleştir; Sözümüzü de ”Özümüzle” birleştir..

Ey Rabbim! Bizlere seni hatırlatan haller, seni anlatan diller, sevginle dolup taşan aydınlık kalpler nasip eyle..

  1. Duanın önemi ayet ve hadisler ışığında nasıl anlaşılmalıdır?

اَلدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ   “Dua ibadetin (Özü) ta kendisidir.” (Tirmizî, De’avât, 2)

اَلدُّعَاءُ مِفْتَاحُ الرَّحْمَةِ “Dua, rahmet (kapılarını açan) bir anahtardır.” (Tirmizî, Da’avât, 1)

الدُّعاءُ مُخُّ العِبادةِ”   “Dua ibadetin özüdür” (Tirmizî, Da’avât,1,No:3371.V,456.)

اَفْضَلُ الْعِبَادَةِ هُوَ الدُّعَاءُ  “En faziletli ibadet, duadır”  (Hâkim, De’avât, I, 491)

لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلٰى اللّٰهِ مِنَ الدُّعَاءِ  Allah’a duadan daha değerli bir şey yoktur.” (Tirmizî, De’avât, 1)

اَلدُّعَاءُ سِلاَحُ الْمُؤْمِنِ وَ عِمَادُ الدِّينِ وَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالْاَرْضِ  “Dua, mü’minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.” (Hâkim, De’avât, No: 1812)

  1. Herkes dua etmek zorunda mıdır? Dua etmeyenlerin durumu nasıl olur?

Dua eden kimse, Allah ve Peygamberin emrine uymuş, ibadet etmiş, Allah’ı anmış ve sevgisini kazanmış olur.

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkan, 25/77)

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَ

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir” (Mü’min, 40/60).

تَرْكُ الدُّعَاءِ مَعْصِيَةٌ Duayı terk etmek isyandır, günahtır.” (Heysemî, Ed’ıye, 2, No: 17194)

لَا تَعْجِزُوا فِي الدُّعَاءِ فَاِنَّهُ لَايُهْلَكُ مَعَ الدُّعَاءِ اَحَدٌ   “Dua etmekte aciz olmayın, çünkü dua eden hiçbir insan helâk olmaz.” (Hâkim, De’avât, I, 494)

مَنْ لاَ يَدْعُو اللّهَ يَغْضَبْ عَلَيْهِ  “Kim Allah’a dua etmezse, Allah ona gazap eder.” (Tirmizî, De’avât, 2)

  1. Kavli duanın yanında bir de fiili dua olmalıdır. Bu nasıl olur?

“Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.” [Deylemi]

Dil ile yapılan dua olduğu gibi fiili dua da vardır. Müslüman dili ile istediği şeylerin gerçekleşmesi için varsa sebeplere de baş vurmak durumundadır.

 Fiil ve hâl ile yapılan dua, kişinin ulaşmasını arzu ettiği şeyin oluşmasını gerekli kılan sebeplere başvurmasıdır. Çiftçinin tarlasını sürüp tohumunu ekmesi, bakımını yapıp onu sulaması fiille yapılan bir duadır. Ürünün elde edilmesi için gerekli olan bu sebeplere başvuran çiftçi, “Allah’ım! Üzerime düşen gerekli sebeplere başvurdum. Senden rızık istiyorum” diye dua etmiş demektir.

  • Çocuk sahibi olmak isteyen bir kimsenin evlenmesi;
  • Sağlık ve âfiyet isteyen bir kimsenin yemesine içmesine, sıcağa, soğuğa ve sağlık kurallarına dikkat etmesi;
  • Zengin olmak isteyen kimsenin çok çalışması,
  • Bir sınavda başarılı olmak isteyen kimsenin sınava iyi hazırlanması,
  • Tarlasından, bağından ve bahçesinden bol ürün almak isteyen kimsenin bağına, bahçesine ve tarlasına iyi bakması, gerektiğinde sulaması ve gübrelemesi gerekir.
  • İşlediği günahlarının affını isteyen bir kimsenin, “ey Rabbim! Beni affet, bağışla” diye yalvarması sözlü dua, günahları terk edip Allah’ın emrine yönelmesi, işlediği günahlara bir daha dönmemesi ve sâlih ameller işlemesi, fiilî duadır.

Evlenmeden çocuk sahibi olmayı, sağlık kurallarına uymadan sağlıklı kalmayı, çalışmadan zengin olmayı, iyi hazırlanmadan bir sınavda başarılı olmayı, gerekli emeği harcamadan bol ürün almayı istemek sünnetüllâha aykırıdır.

Allah, peygamberimizin sözlü ve fiilî duasını kabul etmiş, Müslümanları düşmandan korumuştu. Peygamberimiz (s.a.s.), Bedir savaşında gerekli bütün askerî tedbirleri aldıktan sonra yardım etmesi için Allah’a dua etmiş, Allah da bin melekle yardım etmiştir. (Enfâl, 8/9-11)

  • Fatih İstanbul’u fethetmek için dua etmiş ama gemileri de karadan yürütmüştür.

Derdinden kurtulmak isteyen bir hasta düşünelim; hasta hem iyileşmesi, şifa vermesi için Allah’a dua etmeli, hem de hastalığı için gerekli olan tıbbî çarelere başvurmalı, doktorların tavsiyesine uymalı, ilaç kullanmalı, gerektiğinde ameliyat olmalıdır.

Birinci yapılan, sözlü dua; ikinci yapılan ise fiilî duadır. Tıbbî çarelere başvurmak ile de yetinilmemeli, “Derdi Veren Allah Dermanı Da Verir” inancı ile dua edilmelidir.

Eyyûb (a.s.), hem sözlü hem de fiilî dua yapmıştır.

Vehb B. Münebbih der ki: Amelsiz dua edenin örneği, yaysız ok atan gibidir.

  1. Peygamberin hayatında dua nasıl yer almıştır?
  • Sabah kalktığında dua ile kalkmış
  • Abdestinde dua, namazında dua etmiştir.
  • Mü’min kardeşini görmüş ona selam vererek dua etmiş
  • Evlenen birisine rastlamış, bereket duası etmiş,
  • Hayırlı evlatlar, nesiller için dua etmiş,
  • Helal ve temiz kazançlar için dua etmiş.
  • Yeni elbise almış onu dua ile giymiş,
  • Yolculuğa çıkacağında dua etmiş,
  • Yolculuktan dönünce yine dua etmiş
  • Bütün günahları affedildiği halde yine dua etmiş, af ve mağfiret dilemiş
  • Hastalandığında şifasının Allah’tan biran evvel gelmesi için dua etmiş,
  • Verilen nimete şükretmiş, dua etmiş
  • Borçların edası, dertlerin devası için dua etmiş,
  • Savaş meydanında zafer için dua etmiş
  • Günahkârların affı için dua etmiş.
  1. Peygamberlerin yaptığı ve kabul edilen dualardan bazıları nelerdir?
  • Tevbe: Hz. Adem’in Duası (A’râf, 7/23) (Bakara, 2/37)
  • Salihlerden olmak için: (Şu’arâ, 26/83) (Yûsuf, 12/101)
  • Salih Evlat: Hz. İbrahim (İbrahim, 14/40) (Sâffât, 37/100) Ve Hz. Zekeriyya (Âl-i İmrân, 3/38) (Enbiyâ, 21/89)
  • İmanlı nesiller:Hz. İbrahim ve İsmail (Bakara, 2/128)
  • Kafirler için dua edilmeyeceği: Hz. Nuh (Hûd, 11/45-46-47)
  • Kafirlere, zalimlere karşı yardım isteme: Hz. Nuh (Kamer Suresi,10) (Nuh Suresi, 26-28) ve Lut (Mü’minûn, 23/26) (Şu’arâ, 26/169) Musa (Kasas, 28/21) Hz. Muhammed (Mü’minûn, 23/93–94) (Mü’minûn, 23/97–98)
  • Kötü ahlak sahiplerinden kurtulmak için: Lut (Ankebût, 29/30) hz. Yusuf (Yûsuf, 12/33)
  • Bütün müminler için İslam düşmanlarına karşı dua: (Nûh, 71/28)
  • Anne Babaya Dua: Hz. İbrahim (İbrahim, 14/41)
  • Hastalıklar İçin: Hz. Eyyub Hz. Süleyman (Sâd, 38/35)
  • Sıkıntı Bela Ve Musıbetler İçin: Hz. Yunus
  • Şeytandan Çocuğunu Koruma Noktasında: İmranın Kızı Meryem İçin Duası
  • Mal Mülk İstemede: Hz Süleyman (Sâd, 36–38)
  • Sabır için dua: Hz Muhammed (Âl-i İmrân, 3/147)
  • Başarı için: hz. Şuayb (Hûd, 11/88) Hz. Musa (Mü’min, 40/44) Hz Muhammed (Tevbe, 9/129)
  • İstemeyerek işlediğimiz günahların affı için: Hz. Musa (Kasas, 28/16) Hz. Muhammed (Mü’minûn, 23/118)
  • Doğruluk ve istikamet için: Hz. Muhammed (İsrâ, 17/80)
  • Tebliğ yapan ve ilimle meşgul olanlar: Hz Musa (Tâ-hâ, 20/25-35) Hz. Muhammed (Tâ-hâ, 20/114) (Hud Suresi, 47)
  • Nimetlere şükür duası: Hz. Süleyman (Neml, 27/19)

 

  1. Dua, kişide psikolojik bakımdan bir rahatlık, huzur ve mutluluk doğurur mu?

فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

‘’Öyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kafirler hoş görmese de.’’ (Mü’min, 40/14)

ادْعُوا اللَّهَ وَأَنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالإِجَابَةِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لاَهٍ ‏‏

Ebu Hurayre (r.a.)’dan riveyetle peygamber efendimiz "Dua ettiğiniz zaman kabul olunacağına inanarak duâ edin. Bilmiş olunuz ki, gafletle yapılan duaları Allah kabul etmez." Buyurmuştur. (Tirmizi, Daavat, 66(3816)

  • Dua, İlâhî Bir Emirdir. Dua, Dinin Direğidir. Dua, İbadettir. Dua, Tevbedir. Dua, Allah’ın Yüceliğini Tanımaktır. Dua, Kalbin Miracıdır. Dua, Sözün Sertacıdır, Özüdür. Dua, Allah Katında Çok Değerlidir. Dua, Rahmet Kapılarını Açan Bir Anahtardır. Dua, Mü’minin Manevî Silahıdır. Dua, Günaha Karşı Kalkandır. Dua, Allah’a Halini Arzdır. Dua, Aczin İtiraf Edilmesidir. Dua, Müslüman’ın Huzur Ve Mutluluk Kaynağıdır. Dua, İnsanın Maddi Ve Manevi Refahına Vesiledir.
  • Dua Allah’ın rızasını kazanmanın şifresi ve cennet yurdunun anahtarıdır. Dua, kuldan Rabbine yükselen kulluk nişanesi, Rabden kula inen rahmetin simgesidir. Dua, Allah ile kul arasında olan münasebetin tam odak noktasıdır.

ABD Boston Hastanesi Başhekimi Dr. Herbert Benson yaptığı bir araştırmada şu bilgileri elde etmiştir: “Kronik hastalıklar için doktorlara yapılan müracaatların %60-90’ı, strese dayalı rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çoğu zaman doktorların muayenesi, teknoloji cihazları, testler ve modern ilaçlar da yeterli olamamaktadır. Bu tür önlemlerin yanında hastayı moralize eden tabii ve kalıcı alternatif yöntemler de vardır. Bunlar; inanç, ibadet ve dua gibi vücudun gevşemesini, rahatlamasını, yumuşak kalp vuruşunu, düşük kan basıncını ve rahat solunum imkânını sağlayan manevi güçlerdir.

Kalp ameliyatı geçiren 232 hasta üzerinde yapılan bir incelemede, inançlarından huzur bulduklarını ve güç aldıklarını söyleyenlerin, böyle düşünmeyenlere oranla üç kat daha fazla yaşama ihtimallerinin olduğu, yine 4000 yaşlı üzerinde yapılan bir araştırmada, uzun süre düzenli olarak dua ve ibadetlere katılanların, katılmayanlara oranla daha az “depresyon” geçirdikleri ve bedenlerinin daha sağlıklı kaldığı ortaya çıkmıştır.

İntihar olayları üzerinde yapılan bir incelemede ise; oran bakımından ibadethanelere gitmeyenlerin, gidenlerden dört kat daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Allah’ın varlığına inanan hastaların, diğerlerine oranla daha dirençli oldukları ve vücutlarında daha çabuk iyileşmelerin olduğu görülmüştür. Çünkü bu tür insanlarda yüksek moral ve zorluklarla mücadele azmi vardır.”

  1. Mü'min dua ettiği, Allah'tan yardım dilediği zaman gerçek mutluluğu ve huzuru yakalar. Kendi gücünün hiçbir şeye yetmediğini, ancak gücü her şeye yeten Rabbimiz'in kendisini koruyup-gözettiğini hisseder. Bu, insan için en büyük mutluluktur.
  2. Tatmin edilmemiş sonsuz istek ve arzularımız şuuraltına atılarak bizde umulmayan zamanlarda çeşitli buhranlara, iç sıkıntılarına yol açar. Dua ile en gizli, en mahrem duygularımızı dile getirir, içimizi boşaltır, ümidimizi kuvvetlendirir, korkularımızı hafifletiriz.
  3. Dua, içimize eşsiz bir rahatlık verir, gerginliklerimizi giderir. Dua ile kendimizi Allah'a daha yakın hissederiz.
  4. Duasız bir insan, ışıksız bir mahzene benzer. Duasız insan, yalnızlığın karanlık hapishanesi içinde çırpınan bir zavallıdır.
  5. Dua ile benlik duvarlarını aşabiliriz. Çünkü dua, engel ve uzaklık tanımaz. Zaman ve mekânlar ona engel olamaz.
  6. Dua ile ruh gücümüzü kanatlandırırız. Duada iç varlığımız aydınlanır.
  7. İbadet yapmamak ve dua etmemekten dolayı ruhları aç kalan nice insan vardır ki, uygarlığın bütün lüks ve konforu, ellerindeki servet ve imkânlar onları mutlu edememiştir. Huzurdan mahrum olan bu zavallılar, vicdanlarıyla baş başa kalmaktan korkarlar.
  8. İçimiz iman nuruyla parlamadıkça, ruh yaralarına merhem olan ilâhî emirler yerine getirilmedikçe, ibâdet ve dualarla içimizi aydınlatmadıkça ne içimizin kasveti kaybolur, ne de dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşabiliriz.
  9. Dua, ilâhî yardımın gelmesi için başvurulan genel bir rûhî mekanizmadır ve insanın yaratıcısına doğru yakınlaşma isteğini ifade eder.
  10. Dua, kişide psikolojik bakımdan bir rahatlık, huzur ve mutluluk meydana getirir. Duanın en güzel faydalarından biri de Allah inancının kalblerde kökleşmesini sağlamasıdır.
  11. Klinik gözlemler, duanın sadece hastanın iyileşmesine olumlu katkı sağlamakla kalmayıp, daha genel olarak kişiliğin yeniden yapılanması ve bütünleşmesi konusunda çok etkili bir rol oynadığını göstermiştir.
  12. Dua, kişinin Allah'a yakın olduğu şuuruyla onda bir güvenlik hissi doğurur, kaygılarını hafifletir.
  13. Dua, kişinin gücünü arttırır, faaliyetlerine canlılık katar, şuur düzeyinin yükselmesine ve idrakinin güçlenmesine vesile olur.
  14. Dua eden kimse sıkıntılı, bunalımlı ve gergin bir durumda ise, duanın tesiri, yatıştırma ve rahatlatma şeklinde kendisini gösterir.
  15. Duanın, insanın ahlâk ve karakter yapısı üzerinde olumlu etkilerinin de bulunduğu tespit edilmiştir. Sık sık ve düzenli yapılan dua, fazîletli bir yaşayış ve karakter olgunluğunun önemli bir faktörü olabilmektedir.
  16. Devamlı dua eden kimselerde vazife ve mesuliyet şuuru artar, kıskançlık ve kötülük eğilimi azalır, başkaları hakkında iyilik ve hayırseverlik duyguları güçlenir.
  17. Allah’tan başkasına dua edilebilir mi?

Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine mutlak nitelikler izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmesi Kur’an’da kesinlikle yasaklanmıştır.

فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبينَ

“Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğrayanlardan olursun(Bk. Şuarâ, 26/213; Kasas, 28/88).

لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَا يَسْتَجيبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرينَ اِلَّا فى ضَلَالٍ

Gerçek dua ancak O’nadır. Ondan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı halde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kafirlerin duası daima boşa çıkar.” (Râd, 13/14).

Kabirlerde yatanlardan hiçbir şey istenmemelidir. Onların bulunduğu mekanların feyz ve bereketinden istifade ederek duamızı Allah’a yapmalıyız. Şüpheli durumları terk etmek Müslümanların şiarı olmalıdır.

  1. Dua eden kimselerin duaları her zaman kabul edilir mi?

قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمٖيعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." (Zümer, 53)

Allah’a dua eden herhangi bir insan yoktur ki duası kabul edilmiş olmasın. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini  kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar.            

Sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir buyurmuştur.  (Tirmizî, De’avât, 13)

ﻻيَزَالُ يُسْتَجَابُ لِلْعَبْدِ مَالَمْ يَدْعُ بِإثْمٍ، أوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ

 “Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder”  (Müslim, Zikr , 25. III, 2096.)

Hasan-ı Basri Hz. Der ki:

Ey insanlar! Dualarınız kabul olunmaz diye korkmuyorum. Dua etmez hale gelmenizden korkuyorum.

Ata B. Ebi Rabah der ki:

Kul üç defa “Ya rab” deyince Allah teala ona nazar eder ve duasını kabul buyurur.

“Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur:

Kabul olur veya kabul edilmiş bir ibadet sevabı alır ve âhirette büyük nimetlere kavuşur.

Günahları affedilir veya iyilikleri artar yahut önlenmesini istediği o kötülüğün bir benzerinden, Allahü teâlâ onu kurtarır.

O hâlde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur.

Dünyada duası kabul olanlar, duası dünyada kabul olmayanlara, âhirette verilen nimetleri görünce, “Keşke, bizim de dünyada dualarımız hiç kabul olmasaydı” diyeceklerdir.” [Deylemî, Hâkim]

DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR DİYENLER

Ehli hikmetten bi zata sorarlar Allah dua ediniz duanızı kabul edeyim dediği halde dua ediyoruz , dualarımız kabul olunmuyor neden?

Hakim bu soruya şu cevabı verir. Yedi kusurunuz var bu kusurlarınız dualarınızın göğe yükselmesine engel oluyor der ve şöyle devam eder.

  • Allahı öfkelendirdiğiniz halde, arkasından rızasını almıyorsunuz. Yani kulluğumuzla bağdaşmayan bir çok fiil işlediğimiz halde bunlardan tevbe etmiyoruz
  • Allahın kullarıyız diyorsunuz ama hürler gibi davranıyorsunuz. Kölelere yakışan efendilerine mutlak itaattir. Köle efendisin emirlerini yerine getirir ama sizler Allahın emirlerini yerine getirmiyorsunuz.
  • Kuran okuyorsunuz ama onun emirlerine bağlı kalmıyorsunuz.
  • Bizler Hz muhammedin ümmetiyiz diyorsunuz ama onun sünnetine bağlı kalmıyorsunuz. Gerçekte de öyle değilmiş değerli kardeşlerim hadisleri türlü türlü bahanelerle inkar etmiyormuyuz.
  • Dünyanın bizim için bir sinek kadar değeri yoktur. Diyorsunuz ama ona aşırı derecede bağlanıyorsunuz hiç ölmeyecekmiş gibi hareket ediyorsunuz
  • Dünya geçicidir, dünya fanidir, diyorsunuz ama dünyaya gönülden bağlanıyorsunuz.
  • Ahiret dünyadan hayırlıdır, diyorsunuz ama ahretinizi kazanmak için kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz

İbrahim Edhem’e duaların kabul olunmama sebepleri sorulduğunda şu cevabı vermiştir: Dualarınız kabul olunmuyor, çünkü sizin kalbiniz sekiz konuda ölmüştür.

  • Allah’ı bildiniz, fakat emirlerine itaat etmemekle hakkını yerine getirmediniz.
  • Kur’an’ı okudunuz, fakat gereğince amel etmediniz.
  • Peygamberi sevdiğinizi iddia ettiniz, fakat onun sünnetiyle amel etmediniz.
  • Ölümden korktuğunuzu söylediniz, fakat ölüm için hazırlanmadınız.
  • Allah; “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, onu düşman edinin” buyurduğu halde siz şeytanı dilinizle düşman tanıdınız ancak davranışlarınızla onu uydunuz, Allah’a isyan ettiniz.
  • Cehennemden korktuğunuzu iddia ettiğiniz halde bütün kuvvetinizle kendinizi cehenneme attınız.
  • Cenneti sevdiğinizi iddia ettiğiniz halde cennet için hazırlanmadınız.
  • Sabahleyin kalkınca kendi kusurlarınızı arkaya attınız, başkalarının kusurlarıyla meşgul oldunuz.

İşte bu şekilde Rabbinizi kızdırdınız. Duanız nasıl kabul olsun. (İhya, III, 87.)

“Emr-i marufu bırakırsanız dualarınız kabul olmaz.” [Bezzar]
“Bid'at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.” [Deylemi]

  1. Duası kabul edilmeyen kimseler var mıdır?
  • Kafir,
  • Bidat ehli,
  • İyiliği emretmeyip kötülükten nehyetmeyen,
  • Sıla-i rahmi kasen,
  • Günah işlemeye devam eden,
  • Haramla beslenen,
  • Kabul edileceğinden endişe duyan kimselerin duası kabul edilmez.

 

  1. Allahü teâlânın, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için, duasını geciktirdiği doğru mudur?

Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle anlatıyor:

Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir”. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam der ki: — Ya Rabbi bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir ki?

Allahü teâlâ buyurur ki: — Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum. Bırakın, duaya devam etsin!
Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ lebbeyk der, Senin her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim ki, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm. Ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim” buyurur.

Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir, karşılığını tam alırlar. Zekât ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Hac ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir, onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükâfatları tartısız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, “Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık” derler. (Dürr-ül mensûr – İmam-ı Süyûti)

  1. Kimlerin duası reddedilmez?

وَ اِنَّ لِكُلِّ مُسْلِمٍ دَعْوَةً يَدْعُو بِهَا فَيُسْتَجَابُ لَهُ “Her müslümanın kabul olan bir duası vardır.” (Heysemî,Ed’ıye, 10, No: 17215)

"‏ إِنَّ اللَّهَ حَيِيٌّ كَرِيمٌ يَسْتَحِي إِذَا رَفَعَ الرَّجُلُ إِلَيْهِ يَدَيْهِ أَنْ يَرُدَّهُمَا صِفْرًا خَائِبَتَيْنِ ‏”‏

"Rabbınız; kulları ellerini kaldırıp kendisinden bir şey istedikleri zaman onları boş çevirmekten haya eder.”  (Tirmizi, Daavat, 121)

ثَلَاثُ دَعَوَاتٍ مُسْتَجَابَاتٌﻻ شَكَّ في إجَابَتِهِنَّ:

دَعْوَةُ المَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ المُسَافِرِ، وَدَعْوَةُ الْوَالِد عَلى وَلَدِهِ.

“Hiç şek ve şüphe yok ki üç kimsenin yaptığı dua kabul edilir: Misafirin duası ve zulme uğramış (Mazlum) kimsenin duası ve Anne-babanın çocuklarına yaptığı dua,.” (Ebû Davud, Salât, 364; Tirmizî, De’avât, 48)

إِنَّ أَسْرَعَ الدُّعَاءِ إِجَابَةً دَعْوَةُ غَائِبٍ لِغَائِبٍ

“Hiç şüphesiz en süratli kabul edilen dua, bir mü’minin bir mü’mine gıyabında yaptığı duadır.” (Ebû Davud, Salât, 364; Buhârî, Edebü’l-Müfred, No:623)

  1. ÖMER’DEN EFENDİMİZİNDUA İSTEMESİ

Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve: “Bizi duadan unutma, sevgili kardeşim!” buyurdu. Onun bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler, bu kadar sevinmezdim. (Ebû Dâvûd, Vitir 23)

Peygamber aleyhisselâm bu hadisiyle bizi fırsatları değerlendirmeye teşvik etmekte, önemli ziyaretler yapacak kıymetli insanlardan dua istemeyi hatırlatmaktadır. Unutmamalıdır ki, ALLAH Teâlâ mü’minlerin birbirlerini düşünmelerinden, birbirleri için hayır ve iyilik istemelerinden hoşnut olur ve onların birbirleri hakkında yapacağı duayı kabul eder.

دَعْوةُ المرءِ المُسْلِمِ لأَخيهِ بِظَهْرِ الغَيْبِ مُسْتَجَابةٌ ، عِنْد رأْسِهِ ملَكٌ مُوكَّلٌ كلَّمَا دعا لأَخِيهِ بخيرٍ قَال المَلَكُ المُوكَّلُ بِهِ : آمِينَ ، ولَكَ بمِثْلٍ

“Bir müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, ‘duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin’ diye dua eder.” (Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1498)

  • Peygamberlerin Yapmış Oldukları Dualar (Hz. Eyyûb, Yûnus, Zekeriya, Süleyman)
  • Oruçlu Kimsenin Duası
  • Âdil Devlet Başkanının Duası
  • Mazlumun Duası
  • Misafirin Duası
  • Anne-babanın Çocuklarına Duası
  • Mü’minlerin Yüzlerine Ve Gıyaplarında Birbirlerine Yaptıkları Dua
  • İsm-i A’zâm İle Yapılan Dua
  • Hac Ve Umre Yapanların Duası
  • Allah Yolunda Cihat Eden Gazilerin Duası

ANNESİNİN DUASI İLE HZ. MUSA’YA (AS) KOMŞU OLAN ZAT

Musa (as); “Ya Rabbi bana cennetteki arkadaşımı göster!” dedi.

Allah ü Teala: “Filan şehrin, filan çarşısına git. Orada bir kasap vardır. Yüzü şöyle, boyu şöyledir. Senin cennetteki arkadaşın odur” buyurdu.

Hz. Musa (as) o dükkâna gitti. Güneş batıncaya kadar orada kaldı. Akşam olunca, kasap, bir parça et alıp zembiline koydu. Dükkândan ayrılırken, Musa (as):

Ey genç, misafir için, yanında yer var mı?” buyurdu.

Genç “evet” deyip, beraber gittiler. Eve gelince, genç, bu etten güzel bir çorba pişirdi. Sonra evin bir köşesinden bir zembil daha çıkardı. İçinde çok yaşlı, zayıf, güçsüz bir kadın vardı. Bir güvercin yavrusunu andırıyordu. Onu zembilden çıkardı. Bir kaşık alıp, doyuncaya kadar ağzına yemek koydu. Sonra elbisesini yıkadı kuruttu ve yine ona giydirdi. Sonra tekrar zembile yerleştirdi. Bu esnada annesinin dudakları kımıldadı. Sonra adam zembili alıp duvara astı. Bunları gören Hz. Musa (as):

Bu yaptıkların nedir?” buyurdu.

Bu benim annemdir. Çok yaşlandı gücü takati yok. Oturacak halde de değildir. Çarşıdan gelince, onu yedirmeden, doyurmadan, ne yerim ne de içerim” dedi.

Bunun üzerine Hz. Musa (as): “O esnada annenizin dudaklarını kımıldattığını gördüm” buyurdu.

Ya Rabbi oğlumu cennette Musa’ya (as) arkadaş eyle diye dua eder” dedi.

O zaman Hz. Musa (as): “Gözün aydın olsun, Musa benim ve benim cennetteki arkadaşım sensin” buyurdu. (Kaynak: Şamil İslam Ansiklopedisi)

BEYAZID-I BESTAMİ HZ. VE ANNESİNE SU İKRAMI

Bayezid-i Bistami hazretlerinin annesi güzel ve yüzü nurlu, utangaç, çekingen, alçak gönüllü, zahide ve abide bir hanım olup çok dua eder, Allah'tan çok korkar, ondan ümidini kesmez, çokça namaz kılmaya ve oruç tutmaya özen gösterir, daima Allah'tan razı olur, onun rızasını kazanmaya çalışırdı. Haysiyetli ve namuslu bir hanımefendi idi.

 Soğuk ve dondurucu bir kış gecesinde annesi yattığı yerden oğluna seslenip su istedi. Hazret hemen fırlayıp su testisini almaya gitti. Fakat testide su kalmamış olduğundan çeşmeye gidip, testiyi doldurdu. Buzlarla kaplı testi ile Annesinin başına geldiğinde annesinin tekrar dalmış, uyumuş olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. O halde bekledi.

Nihayet annesi uyandı ve su su diye mırıldandı. Bayezid-i Bistami Hazretleri elinde testi bekliyordu. Şiddetli soğuğun tesiri ile eli donmuştu. Parmakları testiye yapışmış idi. Bu hali gören Annesi "Yavrum testiyi yere niçin koymuyorsun da elinde bekletiyorsun?" dedi.

Bayezid-i Bistami Hazretleri "Anneciğim uyandığınız zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde geceden beri bekliyorum" dedi.

Bunun üzerine annesi oğlunun ellerinin derisinin soğuktan dolayı testiye yapışmış olduğunu görerek içi yanmış ve o haliyle "Ya Rabbi ! Ben oğlumdan razıyım, sende razı ol" dedi. Devamla "Oğlum inşallah Ârifler sultanı olasın" diye canı gönülden, içi yanarak aşk ile dua etti. Muhtemelen annesinin bu duası sebebiyle Allah Teala ona evliyalığın çok yüksek mertebelerine kavuşmayı ihsan etti. 

  1. Duanın kabul edilmesi için şartlar var mıdır?
  • Duadan Önce Tövbe ve İstiğfar Edilmeli
  • Helal gıdalarla beslenilmeli
  • Duadan önce yoksullara ve kimsesiz çocuklara sadaka vermek ve yardım etmek Hak sahipleri ile helalleşmek
  • Duaya Konu Olan İşin Oluşması İçin Gereken Şartlar Yerine Getirilmelidir
  • Sadece Allah’a Dua Edilmeli
  • Kıbleye Yönelip Eller Semaya Açılmalı ve Dua Sonunda Yüze Sürülmeli
  • Duaya Eûzü Besmele, Allah’a Hamd ve Peygambere Salât İle Başlanmalı ve Bitirilmelidir
  • Esmâ-i Hüsnâ, Salih Amel ve Hayırlı İşler Vesile Edilmeli
  • İhlâs İle ve Bilinçli Olarak
  • Kabul Olacağına İnanılarak
  • Ümit ve Korku İçinde
  • Kısık Bir Sesle ve Yalvararak
  • Israrla Dua Edilmeli
  • Meşru Şeyler İstenmeli, Ölçülü Olunmalı, Aşırı Gidilmemeli
  • Sadece Sıkıntılı Zamanlarda Değil, Her Zaman Dua Edilmeli
  • Mübarek Gün ve Geceler Tercih Edilmeli
  • Dua Sonunda “Âmin”, “Duamı Kabul Et” Denilmeli, Hz. Peygambere Salât ü Selâm Getirilmeli ve Fâtiha Sûresi Okunmalı

الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أشْعَثَ أغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ الى السّمَاءِ: يَا رَبِّ، يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وغَذِيَ بِالْحَرَامِ فأنّى يُسْتَجَابَ لذلِكَ

“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, Ya Rabbi Ya Rabbi diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur? (Müslim, Zekat,19 No: 1015. I,703.)

اذَا سَأَلَ اَحَدُكُمْ فَلْيُكْثِرْ فَاِنَّهُ يَسْأَلُ رَبَّهُ   “Biriniz dua edip bir şey istediği zaman çok istesin. Çünkü o, Rabbinden istiyor (O’nun nimeti, keremi ve lütfu çok ve boldur).” (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 889)

إِذَا دَعَا أَحَدُكُمْ فَلْيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ ، وَلاَ يَقُولَنَّ اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِى . فَإِنَّهُ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ

“Dua ettiğiniz zaman, İsteğinizi kesin olarak isteyin. “Allah’ım! Dilersen beni affeyle, dilersen bana merhamet eyle” demeyiniz. Çünkü Allah’ı zorlayacak herhangi bir güç yoktur” (Buhârî, Da’vât, 21, VII, 153)

ادْعُوا اللَّهَ وَأَنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالإِجَابَةِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لاَهٍ.

“Kabul edileceğine kesin olarak inanarak Allah’a dua ediniz ve biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez"  (Tirmîzi, Da’vât, 66. V, 517.)

Ashabın büyüklerinden Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) ayağa kalktı ve:

Ya Rasülallah! Dua buyurunuz da ben duası makbul olanlardan olayım.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz de O’na:

Ya Sa’d! Helal ve güzel (olan, haramdan arınmış olanı) ye. Duan kabul olur. Muhammedi kudret ve iradesiyle yaşatan Allaha yemin ederim ki, midesine haram bir lokma indiren kulun kırk gün hiçbir ameli kabul edilmez. Bünyesi haramla beslenen bir kula en layık olan şey cehennemdir” buyurdular. (Terğib Terhib, C.4, S.28)

  1. Dua ederken Allah’tan neler istenir, neler istenmez?

Bizler kul olduğumuzun idraki içerisinde olduğumuz sürece Allah’tan istediklerimizin ve isteyebileceklerimizin sınırı yoktur.

Peygamberimiz (s.a.v), kendisi en yüksek makamlara talip olmuş ve bunları Allah’tan istemiştir. Çünkü Allah (c.c), kendisinden bir şey istenilmesinden ve isteyene vermekten hoşlanır. Bu nedenle Peygamberimiz, Allah’a dua etme ve isteme konusunda ashabını ve ümmetini uyarıp istemede sınırsızlığı öğretmiş; çokça ve bolca isteyebileceğimizi söylemiştir. Kendisi de zaten Allah’tan istenebilecek şeylerin en güzelini ve en pahalılarını istemiştir. Mesela:

“Makam-ı Mahmud’u” istemiş; sonra ümmetine kıyamet günü “Şefaat etmeyi” istemiştir. Kendisinin vefatı sırasında Cebrail’in refakat istemiştir. Bize de ayrıca Allah’tan neler isteyebileceğimiz konusunda birçok ipucu vermiştir. Bunlardan biri de şöyledir: “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin; hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar…”(Tirmizî, Daavât 149)

Şu halde, “Allah’tan neler isteyelim, neler istemeyelim, neler yerinde olur, neler olmaz” gibi düşünceleri bir tarafa bırakarak, ondan dünyalık ve âhiretlik, her şeyimizi ama her şeyimizi istemeliyiz. Bir şartla ki, bütün dua ve ibadetler için geçerli olan ihlâs ve samimiyetle.

Biz, küçük-büyük, önemli-önemsiz demeden; ne olursa olsun, her şeyimizi “yalnız ondan istemeliyiz.” Zira Onun hazinesinde “yok” yoktur; yeter ki biz isteyelim ve istemesini bilelim… 

  1. Samiyet ve ihlas olmadan dua kabul olur mu?

Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildi

Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)’ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

- Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş…

- Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

- Allah aşkına söyle yâ Emîre’l-mü’minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

- Kur’ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur’an-ı Kerîm’i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara…

Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur… Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor. Tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü’l- Mü’mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde… Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz.

Kaynak; Fazilet Takvimi 1997

 

  1. Dua ve zikir sesli mi, yoksa sessiz mi yapılmalıdır?

Duanın, alçak sesle, hüzünlü ve tazarru ile (yalvararak) yapılması adaptandır.

Bazı kimseler Efendimize gelerek Allah hakkında bilgi istemiş, şöyle demişlerdi:

-Rabbimiz yakın mıdır, ona gizlice yalvaralım? Yoksa uzak mıdır, ona bağıralım? Onların bu sorusunu, Allah,  Peygamberine indirdiği bu ayetle cevaplandırıyor:

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖى عَنّٖى فَاِنّٖى قَرٖيبٌ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖى وَلْيُؤْمِنُوا بٖى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”  (Bakara, 2/186)

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ     “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaaf, 50/16)

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Rabbinize yalvararak ve için için dua edin…” (A’raf, 7/ 55) buyurulmaktadır. Ancak, içtenlikle ve samimi olduğu sürece, sesli olarak da dua edilebilirse de, sessiz olması daha uygundur.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir yolculuk esnasında sesli olarak tekbir ve tehlil getirmeye başlayan bir grup sahabiye: “Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra dua ediyorsunuz ne de uzakta olan birisine. Muhakkak siz, işiten, yakın olan bir zata dua ediyorsunuz ki O sizinle beraberdir.” buyurmuşlardır (Buhari, Cihad 131; Müslim, Zikir 44; Ebu Davud, Salat, 361; Tirmizi, Deavat, 58).

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” (A'raf, 7/55)

وَلَا تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَرٖيبٌ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ

“Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”

Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:   “Nefislerinize karşı merhametli olun. Zîra sizler, sağır birisine hitap etmiyorsunuz, muhâtabınız gâib de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zât'a, Allah'a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zât, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır" dedi.” (Buhari, Daavat, 50(6457)

Şükürler Olsun

Yaşlı Kadın Oldukça Dini Bütün Bir İnsanmış Her Sabah Kapısının Önüne Çıkar Ve Bağıra Bağıra Dua Edermiş "Allah’ım Bize Verdiklerin İçin Sana Şükürler Olsun" Ve Ardından Her  Seferinde De Yan Komşusunun Sesi Duyulurmuş: " Allah Yok Kadıın Allah Yok!!!"

Yaşlı Teyze Ne Kadar Sinirlense De Yine Her Sabah Dua Edermiş, Öteki Komşu Da İnadından Her Seferinde Ona Öyle Bağırırmış.. Neyse.. Bir Aksam, Komşusu Yaşlı Teyzeye Bir Oyun  Etmeye Kalkmış.. Markete Gidip Bir Sürü Meyve Sebze Ekmek Vs. Alıp Torbalara Doldurmuş, Yaşlı Teyzenin Kapısının Önüne Bırakmış...

Ertesi Sabah Teyze Kapıyı Açıp Da Yiyecekleri Görünce Çok  Şaşırmış Ve Sevinçle Bağırmış: -"Sana Şükürler Olsun Allah’ım, Bu  Gönderdiğin Yiyecekler İçin Sana Şükürler Olsun!!!"

Ve Ağacın  Arkasından Onu Seyreden Komşusu Seslenmiş: -" Allah Yok Kadıın Allah  Yok!!! O Yiyecekleri Ben Aldım!!!"

Yaşlı Teyze Hiç İstifini  Bozmamış "Yüce Allah’ım Sana Ne Kadar Şükretsem Azdır!!!! Hem Bu  Yiyecekleri Göndermişsin Hem De Parasını Şeytana  Ödetmişsin!!!"

  1. Dua etmek için belli bir zaman ve mekan var mıdır?

İslam dinine göre dua için mutlaka uyulması gereken özel bir zaman ve mekan tahsis edilmiş değildir. Her yerde her zaman dua edilebilir. Müslüman, her zaman dua yapabilir, ancak bazı ay, gün ve gecelerde / vakitlerde yapılan duaların kabul olacağı ile ilgili hadisler vardır.

خمْسُ لَيَالٍ لا تَرِدُ فِيهِنَّ الدَّعْوَةُ: أَوَّلُ لَيْلَةٍ مِنْ رَجَبَ، وَلَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، وَلَيْلَةِ اْلجُمْعَةِ، وَلَيْلَةِ الْفِطْرِ، وَلَيْلَةِ النَّحْرِ

"Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geriye çevrilmez.

  • Recebin ilk (Cuma) gecesi,
  • Şabanın ortasında bulunan gece,
  • Cuma gecesi,
  • Ramazan Bayramı gecesi
  • Kurban Bayramı geceleridir. (Beyhaki, Sünen, Şuabül-İman)

أىُّ الدُّعَاءِ أسْمَعُ؟ قالَ: جَوْفَ اللَّيْلِ اﻻخِرَ، وَدُبُرَ الصَّلَوَاتِ المَكْتُوبَاتِ

"Denildi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?" "Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizî, Daavât 78, (V, 527)

أقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فأكْثِرُوا الدُّعَاءَ  Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. O halde secde halinde bolca dua ediniz(Müslim, Salât, 42. I,350)

Evde, caddede, sokakta, iş yerinde, tarlada kısaca, tuvalet gibi ibadete elverişli olmayan yerler ile kumarhane ve meyhane gibi günah işlenen mekânların dışında her yerde dua edilebilir.

سَلُوا الٰلَهّ مِنْ فَضْلِه۪ فَإِنَّ الٰهّلَ يُحِبُّ أَنْ يُسْأَلَ وَأَفْضَلُ الْعِبَادَةِ اِنْتِظَارُالْفَرَجِ

“Allah’ın fazlından isteyin, çünkü Allah kendisinden bir şey istenmesini sever. En faziletli ibadet (dua edip) bir sıkıntının kalkmasını beklemektir.” (Tirmizî, De’avât, 116)

  • Kadir, Berat, Mirac, Regaip Gecelerinde Yapılan Dualar
  • Cuma Günü Ve Gecelerinde Yapılan Dualar
  • Gecenin Son Vaktine Doğru Seherlerde Yapılan Dualar
  • Üç Aylarda Yapılan Dualar
  • İftar Vaktinde Yapılan Dualar
  • Arefe Günü Yapılan Dualar
  • Bayram Gecelerinde Yapılan Dualar
  • Ezan Okunduğu Ve Kamet Getirildiği Zaman Ve Ezan İle Kamet Arasında Yapılan Dualar
  • Namazda, Secde Hâlinde Yapılan Dualar
  • Farz Namazların Akabinde Yapılan Dualar
  • Kâbe’yi Görünce Yapılan Dua
  1. Dua insanın kaderini değiştirir mi?

Dua takdirin bir parçasıdır. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile meydana gelecektir. Kulun iradesi, kendi kaderini ortaya koyma bakımından belirleyicidir. Allah, ezeli ilmiyle kulun yapacağı duayı bildiği için kaderini ona göre şekillendirmektedir. Dolayısıyla dua, diğer sebepler gibi bir sebeptir.

Bizi yaratan Allah Teala bize akıl, irade ve güç vermiştir İnsan akıl ve iradesi ile iyi olanı seçecek, kötü olandan sakınacaktır İnsanın bu iyiyi seçme ve kötüden sakınma gücüne "irade-i cüziyye" diyoruz

UNUTMAYIN BELAYI GERİ ÇEVİREN ŞEY DUADIR

مَنْ فُتِحَ لَهُ بَابُ الدُّعَاءِ فُتِحَتْ لَهُ أبْوَابُ الرَّحْمَةِ، وَمَا سُئِلَ اللّهُ تَعالى شَيْئاً أحَبَّ إلَيْهِ مِنْ أنْ يُسْألَ الْعَافِيَةَ، وَإنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ، وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ، وَﻻ يَرُدُّ الْقَضَاءَ إَّﻻ الدُّعَاءُ فَعَلَيْكُمْ بِالدُّعَاءِ

Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki: "Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevî şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir." ( Tirmizî, Daavât 101)

  1. Duada ellerin durumu nasıl olmalıdır? Duadan sonra elleri yüze sürmenin dayanağı var mıdır?

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- إِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ فِى الدُّعَاءِ لَمْ يَحُطَّهُمَا حَتَّى يَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ

“Hz. Peygamber dua ederken ellerini kaldırdığında onları yüzüne sürmedikçe indirmezdi.” (Tirmizi, Da’avât, 11.V, 463-464)

Dua sırasında avuçlar yukarıya gelecek şekilde elleri açık tutmak, istek ve niyazın anlamına uygun bir haldir. Ellerin yukarıya, göğe doğru kaldırılması Allah’ın gökte, belli bir mekanda oluşundan değil, göklerin yücelik ve azameti temsil etmesi sebebiyledir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) dua ederken bazen koltuklarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırırdı (Buhari, Deavat, 23). Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor ki; “Allah’a avuçlarınızı yukarıya getirerek dua edin, ellerinizin tersini değil. Duayı bitirdiğiniz zaman da ellerinizi yüzünüze sürün.” (Ebu Davud, Salat, 358). Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, bela ve musibetler sırasında dua ederken avuçları yere bakacak şekilde dua ettiği de rivayet edilmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXI, 170; Azimabadi, Avnü’l-Ma’bud, IV, 251).

 Rasulüllah’ın ellerini kaldırmadan da dua ettiği rivayet edilmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XX, 231).

 Dua sırasında normal olarak omuz hizasına kadar kaldırılan ellerin (Buhari, Deavat, 50) arası normal aralıkta tutulur. “Hz. Peygamber (s.a.s.) dua sırasında ellerini bir araya getirdi.” şeklindeki rivayet, “ellerini bir hizada tuttu; biri aşağıda, biri yukarıda değildi.” şeklinde yorumlanmıştır (Tahtavi, Haşiye ala Meraki’l-Felah, Beyrut 1997, I, 214).

 Namazlardan sonra veya başka zamanlarda dua ederken elleri yüze sürmek, duada el kaldırıldığında sünnettir (Ebu Davud, Salat, 358; Edeb 107). El kaldırmadan dua edildiği zaman, ellerin yüze sürülmesi gerekmez (Tahtavi, Haşiye ala Meraki’l-Felah, I, 318)

  1. Duaların sonunda söylenen “Amin” sözü ne anlama gelir; bunun dini dayanağı nedir?

Amin, “kabul buyur.” demektir. Dualardan sonra amin deme uygulaması sünnetle sabit olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.): “İmam ‘Amin’ dediği vakit siz de ‘Amin’ deyiniz. Zira kimin ‘Amin’ demesi meleklerin ‘Amin’ demesine denk gelirse, o kişinin geçmiş günahları affolunur.” buyurmuştur (Buhari, Ezan, 111-112; Müslim, Salat, 62, 87).  Namazda Fatiha suresi okunduktan sonra Amin demek de sünnettir (İbn Mace, İkame, 14).

  1. Yatarak Kur’an okumak veya dua etmekte bir sakınca var mıdır?

Ayakta, oturarak veya yatarak zikir yapılmasında, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur’an-ı Kerim’de: “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.” (Al-i İmran, 3/191) buyurulmaktadır. Bera b. Azib’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) yatağına uzandığında sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere inandım.” (Buhari, Deavat 5; Buhari, Vudu, 75; Müslim, Zikir 56-58; Ebu Davud, Edeb 98).

 Aynı sahabi, Rasulüllah (s.a.s.) bana: “Yatağına gideceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve şu duayı oku ve bu duanın sözleri yatmadan önceki son sözün olsun.” (Buhari, Vudu 75; Müslim, Zikir 56) buyurduğunu nakletmiştir.

  1. Ezan duasının dini hükmü nedir ve nasıl yapılır? Ezan duasını camilerde açıktan okumakta bir sakınca var mıdır?

Ezandan sonra, Peygamberimiz (s.a.s.)’e salavat getirmek sünnet; vesile duasını yapmak menduptur (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 398; Ceziri, Kitabü’l-Fıkh ala Mezahibi’l-erbaa, I, 467).

 Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 “Müezzini işittiğiniz zaman, onun dediğini tekrarlayın. Sonra bana salat getirin. Çünkü gerçekten kim bana bir defa salat getirirse, Allah onu on rahmet ile anar. Sonra da benim için Allah’tan vesile isteyin. Çünkü vesile Cennet’te bir makamdır ki, ancak Allah’ın kullarından bir kula layık görülmüştür, umarım ki o kul ben olayım. Artık kim benim için Allah’tan vesile isterse, şefaatim ona helal olur.” (Tirmizi, Salat, 157).

 Konu ile ilgili olarak Buhari’de yer alan rivayet şöyledir:  “Her kim ezanı işittiğinde ardından ‘Ey bu tam davetin ve kılınmak üzere olan bu namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ihsan et. Bir de kendisine va’d ettiğin Makam-ı Mahmud’u verip oraya ulaştır. ‘ derse, kıyamet gününde benim şefaatim ona vacib olur.” (Buhari, Ezan, 8). Bazı kaynaklarda, duanın sonuna “sen vadinden dönmezsin.” ifadesi eklenmiştir (Beyhaki, es-Sünenü’l-kübra, I, 410). Ezanı bittiğinde duyanlar bu hadiste ifade edildiği şekilde dua ederler.

 “Ezan ile kamet arasında dua reddolunmaz.” (Tirmizi, Salat, 158) hadisi gereği, vesile duasının ardından başka dualar da yapılabilir (Nevevi, el-Mecmu’, III, 116-117).

İbadet ve zikirlerde aslolan tevkifiliktir. Yani Kitap ve Sünnette nasıl belirtilmişse o şekilde uygulanır. Ezan duasında sünnet olan, kişinin sesini yükseltmeden kendi kendine dua etmesidir. Ancak insanların öğrenmesi için camilerde bazen açıktan okunmaktadır. Bu şekilde insanların öğrenmesi için me’sur duaları açıktan okumakta beis yoktur. Fakat öğrenme gerçekleştikten sonra açıktan okumaya devam etmek uygun olmaz (Fetavay-ı Hindiyye, V, 318).

  1. 444 veya 4444 gibi belli sayıda dua yapma uygulamasının dini bir dayanağı var mıdır?

Duaların kabulü için samimiyet önemli olup, belirli sayılarda okunması/yapılması şart değildir (Mü’min, 40/65; Tirmizi, Deavat, 66). Salat-ı tefriciyenin ya da herhangi bir duanın 4444 defa veya belli zamanlarda okunması şart olmadığı gibi okunduğunda muhakkak kabul olunacağını ifade eden herhangi bir ayet ve hadis bulunmamaktadır. Kişinin, bir isteğinin yerine gelmesini Allah’tan isteyeceği vakit, iki rekat namaz kılması (İbn Mace, Dua, 13), Allah’a hamd edip Hz. Peygamber (s.a.s.)’e salat-u selamda bulunması (Ebu Davud, Salat, 358), duadan önce tevbe-istiğfar etmesi tavsiye edilir (Müslim, Zekat, 19).

  1. Vefat edenler için 7, 40 ve 52. gün duası var mıdır, dini dayanağı nedir?

Bir kimsenin ölümünün 7, 40 ve 52. günü şeklinde zamanlar tayin edip bu zamanlardan özel merasim yapma şeklindeki uygulamaların hiçbir dini dayanağı yoktur.

 Ölen bir Müslümanın usulüne göre yıkanıp kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak defnedilmesi farzdır. Bunun dışında yapılması zorunlu olan bir şey yoktur. Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere hayır yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e bir adam: “Annem ansızın öldü. Öyle sanıyorum ki şayet konuşabilseydi, sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Şimdi ben, onun adına sadaka versem, sevabı ona ulaşır mı? “ diye sordu. Peygamberimiz de (s.a.s.): “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” buyurdu (Buhari, Vesaya 19; Müslim, Zekat 51

  1. Ölü için yapılan dua ve istiğfarın ona bir yararı var mıdır?

İslam bilginlerinin büyük çoğunluğu, ölüler için yapılan duanın önemli olduğu, bağışlanan sevabın onlara yarar sağlayabileceği konusunda görüş birliği içindedirler. Ayet, hadis ışığında sahabeden itibaren Müslümanların konuyla ilgili uygulamaları, ölüler için dua, istiğfar ve bağışta bulunabileceğini açıkça göstermektedir. Akıl da bunu kabul etmektedir. (Haşr 59/10)

Dinimizde farz-ı kifâye olarak yerini alan cenaze namazı, esas itibariyle ölü için yapılan dua ve istiğfardan ibarettir. Hz. Peygamber, cenaze defnettikten sonra kabri başında durur, kabir sualinin kolay geçmesi hususunda dua ederdi.

  1. Kişi, yapmış olduğu herhangi bir amelin sevabını ölüye bağışlayabilir mi?

Sahabeden Sa’d b. Ubade Hz.Peygamber’e gelerek,

فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّى تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، فَهَلْ يَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ « نَعَمْ »

Annem vefat ettiğinde yanında değildim. (Onun için sadaka vermeyi düşünüyorum.) Annem adına sadaka verirsem, bunun sevabından yararlanabilir mi? dedi. Hz.Peygamber de, “Evet yararlanabilir” buyurdu. Bunun üzerine Sa’d b. Ubade:

قَالَ فَإِنِّى أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِى الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا

“O halde şahit ol (Ey Allah’ın Resulü) Mihraf isimli bahçem annem adına sadakadır” dedi. (Buhari, Vesâyâ, 20. III, 193.)

Ölüye sevap bağışlama olayı, özünde bir dua işlemidir. Bağışta bulunan kişi, bununla, ölüsünün Allah katındaki derecesinin yükselmesini, günahlarının affedilmesini talep etmektedir. Yoksa ölünün yapmadığı amellerini onun adına yaparak kendini sorumluluktan kurtarmak değildir.

  1. Yaptığımız ibadetlerin sevabı hayatta olanlara ve ölmüşlerimize bağışlanabilir mi?

Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, kıldığı namazın ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir.

Annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran kişiye Hz. Peygamber  (s.a.s.); “Evet, onlara dua etmek, rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır” buyurmuştur (Ebu Davud, Edeb, 130; İbn-i Mace, Edeb, 2).

Buna göre, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi, çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Yapılan ibadet ve hayırların sevabının bağışlanması, hayır duada bulunulması için kabir başında bulunmak şart değildir. Ancak imkanı olanların zaman zaman kabir ziyaretinde bulunarak orada dua etmesi daha uygundur. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Cennetü’l-baki’ye gidip orada dua ettiği bilinmektedir (Müslim, Cenaiz, 35; H No: 2299-2301).

  1. Ölülerden, kabirlerden dua ve medet ummak, yardım istemek doğru mudur?

İnsanlar öteden beri en çok dua ve ibadet konusunda yanılmışlar, büyük gördükleri kişilerin ve ölülerin ruhaniyetine sığınarak onlardan çeşitli konularda yardım talebinde bulunmuşlardır. Kur’an-ı Kerim dikkatle incelenirse bütün peygamberlerin bu konuda ümmetlerini uyardıkları görülür. Kıldığımız namazların bütün rekatlarında Fatiha suresini okumamız emredilmiş ve günde kırk kere “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz.” (Fatiha 1/5) ayeti tekrarlattırılarak Allah’tan başkasından yardım istenmeyeceği hususu zihinlerimizde canlı tutulmuştur. Havaya ve suya ve gıdaya olan ihtiyacımız, nasıl maddi hayatımızın canlı tutulması için gerekli ise Allah’tan başkasına ibadet edilmeyeceği, ondan başkasından yardım istenemeyeceği konusunun hava gibi, su gibi gıda gibi devamlı tekrarlanması manevi hayatımızın canlı tutulması için gereklidir.

Kabirdekilerle ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

35.22*************وَمَا يَسْتَوِى الْاَحْيَاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِى الْقُبُورِ

“Dirilerle ölüler bir olmaz. şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. “ (Fatır 35/22)

ALLAH dostu, evliyâ olarak bilinen insanların kabirlerinden “bana çocuk, ev, eş ver” şeklinde istekte bulunmak, kabirlere çaput bağlamak, kurban kesmek , kabire karşı secde etmek elbette sakıncalı ve yanlıştır.

 

  1. Salat-ı münciye, salat-ı tefriciye dualarının dini dayanağı var mıdır?

“Salat-ı Münciye”, “Salat-ı Tefriciye” duaları, Hz. Peygamberden (s.a.s.) nakledilen dualardan değildir. Kur’an-ı Kerim’in, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e salat-ü selam getirmeyi emreden ayetine istinaden asr-ı saadetten çok sonraları tanzim edilmiş dualardır.

Salavat, Hz. Peygamber (s.a.s.) için okunan ve Allah’ın rahmet ve selamının O’nun üzerine olması dileğini ifade eden dualara denir. Salavat, genellikle “Allahümme salli...” lafızlarıyla başlar. Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber (s.a.s.)’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.” (Ahzab, 33/56) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Allah Teala’nın salat etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salat etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri, istiğfar etmeleri; müminlerin salat etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, VI, 3923).

 Buna göre dini bir gereklilik olduğu inancına kapılmaksızın bu dualar okunabilir.

  1. Nazardan nasıl korunulur, nazar duası var mıdır?

Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “İnkar edenler Kur’an’ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi.” (Kalem; 68/51-52) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.): “Göz (nazar) haktır.” (Buhari, Tıb, 35) buyurmuş; yüzünde sarılık gördüğü biri için; “Bunun için dua edin, çünkü kendisinde nazar var.” (Buhari, Tıb, 34) demiştir.

 Rasulüllah’ın (s.a.s.) nazar değmesine karşı Muavvizeteyn (Felak ve Nas) surelerini okuduğu; ashabına da bunları okumalarını tavsiye ettiği rivayet edilmektedir (Tirmizi, Tıb, 16; İbn Mace, Tıb, 32).

 Bunların yanında sihire, büyüye ve nazara karşı birden çok dua okunabilir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ayrıca, torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri olumsuzluklardan korumak için onlara şu duayı okurdu: “Sizi her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine ısmarlarım.” (İbn Mace, Tıb, 36). Yine Peygamberimiz (s.a.s.): “Kim hoşuna giden bir şey görür de; ‘MaşaAllahu la kuvvete illa billahi’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, IV, 90) buyurmuştur.

  1. “İsm-i A’zam” duası diye bir dua var mıdır?

“İsm-i A’zam”, Allah’ın en yüce ismi demektir. Hadislerde Allah’ın ism-i a’zamı olarak birden çok isim zikredilmiştir. Bu isimlerin başında lafza-i celal (Allah); sonra “Rahman, Rahim, Mennan, Ehad, Samed, Hayy, Kayyum, Bedi’u’s-semavati ve’l-ard, Zu’l-celali ve’l-ikram, la ilahe illallah, la ilahe illa ente” isim ve zikirleri gelmektedir (Tirmizi, Deavat, 65; İbn Mace, Dua, 9; Darimi, Fedailü’l-Kur’an, 14; Ahmed, III, 120; VI, 461; Müslim, Salatü’l-müsafirin, 258). Bu rivayetlerde de görüleceği üzere ism-i a’zam, Yüce Allah’ın isimlerinden birisidir; özel bir dua adı değildir. Dolayısıyla böyle bir dua yoktur. Ancak Rasulüllah ism-i a’zam anılarak yapılan duaların Allah katında makbul olacağını bildirmiştir. Bunlardan iki rivayet şöyledir:

 “Hz. Peygamber (a.s.) bir gün camiye girdi. Bir sahabi namaz kılıyordu. Bu sahabi namazdan sonra şöyle diyerek dua etmeye başladı: Allah’ım! Her türlü övgü sana mahsustur. Senden başka ilah yoktur. (Sen), Mennansın/çok nimet verensin, gökleri ve yeri yokken var edensin, celal ve ikram sahibisin. Ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezeli ve ebedi olan, zatı ile kaim olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını üstlenen Allah’ım! cümleleri ile sana dua ediyor, senden talepte bulunuyorum. Bu duayı işiten Peygamber (s.a.s.), ‘Bu kimse, Allah’ın ism-i azam’ı ile dua etti ki ism-i azam ile dua edildiğinde Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle istenince Allah verir’.” (Hakim, Dua, I, 504; Ebu Ya’la, Zikir ve Dua, No:1124; Tirmizi, Deavat, 100; İbn Mace, Dua, 9; Nesai, Sehv, 58) buyururdu.

 “Hz. Peygamber bir adamın; Allah’ım! Hamd sana mahsustur’, Senden başka ilah yoktur, sadece sen varsın, sen Mennansın, gökleri ve yeri yaratansın’, ‘celal ve ikram sahibisin’ isim ve niteliklerin ile istiyorum. diye dua ettiğini duydu ve; bu adam Allah’tan, O’nun yüce ismiyle (ism-i azamıyla) istedi. Allah’a ism-i azamı ile dua edildiği zaman kabul eder, bu isim ile istenildiği zaman verir.” (Hakim, Dua, I, 504; İbn Mace, Dua, 9) buyurdu.

  1. Tevbede hangi dualar okunmalıdır?

Tevbe edecek kimsenin iki rekat namaz kıldıktan sonra Allah’a hamd, Rasulüne (s.a.s.) salat ve selam getirdikten sonra tevbe ve istiğfar etmesi, akabinde de salavat ve hamd ile bitirmesi tevbenin adabındandır.

 Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, bağışlanması için yaptığı pek çok duadan ikisi şudur:

 “Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lutfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin.” (Buhari, Ezan 149, Deavat 17, Tevhid 9; Müslim, Zikir 13).

 “Allah’ım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla! Allah’ım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim. Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senin gücün her şeye yeter.” (Buhari, Deavat, 60).

  1. Hafızayı güçlendirmek için özel bir dua var mıdır?

Müslüman her türlü ihtiyaç ve isteği için, gerekli çalışmaları yapıp, sebeplere sarılmanın yanı sıra Allah’a dua edip isteğini arz eder. Hafızayı güçlendirmek, unutkanlıktan kurtulmak için de, bilimin öngördüğü zihni eksersizleri ve benzeri faaliyetleri yaptığı gibi, Allah’a dua etmekten de geri durmaz. Bu konuda sıhhati hakkında bazı şüpheler bulunmakla birlikte İbn Abbas’tan (r.a.) şöyle bir rivayet gelmektedir: “Hz. Ali (r.a.) Rasulüllah’a (s.a.s.) gelerek: ‘Annem ve babam sana feda olsun! Şu Kur’an göğsümde durmayıp gidiyor (unutuyorum). Kendimi onu ezberleyecek güçte göremiyorum. ‘ dedi. Rasulüllah (s.a.s.) ona şu cevabı verdi: ‘Ey Ebu’l-Hasan! (Bu meselede) Allah’ın sana faydalı kılacağı, öğrettiğin takdirde öğrenen kimsenin de istifade edeceği, öğrendiklerini de göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi? ‘ Hz. Ali (r.a.): ‘Evet, ey Allah’ın Rasulü, öğret! ‘ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: ‘Cuma gecesi gecenin son üçte birinde kalkabilirsen kalk. Çünkü o an (meleklerin de hazır bulunduğu) meşhud bir andır. O anda yapılan dua makbuldür. Kardeşim Yakup da evlatlarına şöyle söyledi: “Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim.” (Yusuf, 12/98) Eğer o vakitte kalkamazsan gecenin ortasında kalk. Bunda da muvaffak olamazsan gecenin evvelinde kalk. Dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta, Fatiha ile Yasin suresini, ikinci rekatta Fatiha ile Hamim’i (Duhan suresi) oku, üçüncü rekatta Fatiha ile Eliflammim Tenzilü’l-Kitabi (Secde suresi), dördüncü rekatta Fatiha ile Tebareke’l-Mufassal’ı (Mülk Suresi) oku. Teşehhüdden sonra Allah’a hamdü sena et. Bana ve diğer Peygamberlere salat oku. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ve senden önce gelip geçen mü’min kardeşlerin için bağış dile. Sonra da şu duayı oku: Allah’ım! Beni hayatta baki kıldığın müddetçe bana günahları terk ettirerek merhamet eyle. Bana faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden razı kılacak şeylere hüsn-i nazar etmemi nasip et. Ey göklerin ve yerlerin yaratıcısı olan Yüce Allah’ım! Ey Allah! Ey Rahman! Celalin hakkı için, yüzün nuru hakkı için kitabını bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi zorla. Seni benden razı kılacak şekilde okumamı nasip et. Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı! Celalin ve yüzün nuru hakkı için kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi ve kalbimi açmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü hakkı bulmakta bana ancak sen yardım edersin, onu bana ancak sen nasip edersin. Her şeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah’tandır”. Ey Ebu’l-Hasan! Bu söylediğimi üç veya yedi cuma gecesi yap. Allah’ın izniyle duan kabul edilecektir. Beni hak üzere gönderen Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun ki, bu duayı yapan hiçbir mü’min duasının kabulünden mahrum kalmadı. ‘

 İbn Abbas (r.a.) der ki: ‘Allah’a yemin olsun, Ali (r.a.) beş veya yedi cuma geçtikten sonra tekrar Rasulüllah’a (a.s.) gelerek: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Önceleri dört beş ayet ancak öğrenebiliyordum. Kendi kendime okuyunca onları da unutuyordum. Bugün ise, artık 40 kadar ayet öğrenebiliyorum ve onları kendi kendime okuyunca Kitabullah sanki gözümün önünde duruyor gibi oluyor. Eskiden hadisi dinliyordum da arkadan tekrar etmek istediğimde aklımdan çıkıp gidiyordu. Bugün hadis dinleyip sonra istediğimde bir başkasına ondan tek bir harfi kaçırmadan anlatabiliyorum. ‘ Rasulüllah (a.s.) bu söz üzerine Hz. Ali (r.a.)’ye: ‘Ey Ebu’l-Hasan! Kabe’nin Rabbine yemin olsun sen müminsin! ‘ dedi.” (Tirmizi, Deavat, 115)

  1. Çocuğu dünyaya gelen bir kimse ne yapmalı ve nasıl dua etmelidir?

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan okunmasını, sol kulağına da kamet getirilmesini tavsiye etmiş ve bizzat kendisi, torunu Hz. Hasan’ın sağ kulağına ezan okumuş, sol kulağına da kamet getirmiştir (Ebu Davud, Edeb, 116; Tirmizi, Edahi, 17). Dolayısıyla, çocuk dünyaya geldiğinde sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak isminin verilmesi sünnettir. Bunu babası veya aile büyüklerinden başka birisi de yapabilir.

 Çocuk, dünyaya gelince ilk yapılan muamelelerden bir diğeri de onun için dua etmektir (Bakara, 2/128). Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine getirilen çocuklar için dua etmiş, onlar için hayırlı ve bereketli bir ömür dilemiştir (Buhari, Akika, 1; Ebu Davud, Edeb, 116).

 Şu da ilave edilmelidir ki, çocuk için sadece doğumunun ilk gününde dua etmekle yetinilmemelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) yetişkin çocuklar için de dua etmiştir (İbn Mace, Tıb, 36)

  1. Karınca duası diye bir dua var mıdır?

Halk ararsında Hz. Süleyman döneminde yaşanan bir kuraklık sırasında bir karıncanın yağmur yağması amacıyla yaptığı dua olarak inanılan ve bu sebeple “karınca duası” denen dua, güvenilir hadis kaynaklarında yer almamaktadır. Halk arasında yaygın olan bu duanın içeriği, esma-i hüsnadan bazılarının sıralanması, Allah Teala’ya yönelik bazı hitaplar ve bereket talebinden ibarettir. İçeriğinde dine aykırı bir yön bulunmayan söz konusu duayı okumakta sakınca bulunmadığı söylenebilir. Ancak söz konusu duanın Hz. Peygamber (s.a.s.)’den rivayet edilen bir hadis olarak anlaşılması ve kazanç temin etmek maksadı ile kullanılması dinen caiz değildir.

  1. Kenzü’l-arş isminde me’sur bir dua var mıdır? Bu dua, ne için okunursa onu sağlar mı?

‘Kenzü’l-arş’ ismiyle bazı kitaplarda yer verilen dua, birçok ayet ve hadisten devşirilmiş ve edebi bir metne dönüştürülürken “Cebrail’in kanadına yazılı isminin hatırı için” gibi sahih kaynaklarda karşılığı ve yeri olmayan ifadelerle süslenmiştir. Ayrıca “kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allah’u Teala onu, kıyamet gününde yüzü ayın on dördü gibi parlak haşreder. Hatta bütün insanlar onu, bir Peygamber veya melek sanırlar… Eğer onu hasta olan üzerinde taşırsa iyileşir. Kadın taşırsa kocası ona ikram eder. Cinden, insten ve şeytandan, sancı ve hastalıklardan emin olur. Kayıp ise ailesine sağ, salim kavuşur vb.” gerekçelerle okunan ve arzu edileni temin eden özel bir dua olarak nitelemek de doğru değildir. Zira sahih kaynaklarda böyle bir bilgi yer almamaktadır. Öte yandan dua, arzu edilene ulaşmanın aracı ise de, “kim ömründe bir kere bu duayı okursa istediğini elde eder” şeklinde özelleştirilen bir dua metni ve böyle bir anlayış İslami açıdan kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bununla birlikte dua olarak okunmasında sakınca yoktur.

  1. Cuma hutbesinde cemaatin el açarak dua etmesi, yapılan duaya “amin” demesi caiz midir?

İslam alimleri, gerek cuma hakkındaki hadisleri, gerekse Rasulüllah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alarak hutbenin esasını teşkil eden rükünler ile sahih bir hutbede uyulması gereken şartları ve hutbenin adabını tespit etmişlerdir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, Beyrut 1997, II, 196). Hatip hutbe irad ederken cemaatin konuşmasının doğru olmadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Cum’a, 36; Müslim, Cum’a, 11; Muvatta, Cum’a, 6; Ebu, Davud. Salat, 235; Tirmizi, Salat, 368; Nesai, Cum’a, 22). Hanefi ve Şafiiler bu hadislere dayanarak zaruret olmadıkça hutbe esnasında konuşmayı mekruh; Hanbeli ve Malikiler haram kabul etmişlerdir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, II, 198; Şirbini, Muğni’l-muhtac, Beyrut 1997, I, 429). Diğer taraftan yine Rasulüllah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslam alimleri hutbede müminlere dua etmenin mendup veya rükun olduğunu söylemişlerdir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, II, 196).

 Buna göre, hutbenin dinlenmesi, bu esnada başka işlerle uğraşılmaması, konuşulmaması gerekir. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ismi anıldığında başkalarını rahatsız etmeden sessizce salavat okunması, hatibin duasına amin denmesi, konuşma olarak değerlendirilmediğinden, bunların yapılmasında bir sakınca yoktur (Kasani, Bedaiu’s-sanai’, II, 201)

  1. İstiğfar duası nedir?

İstiğfar, işlenilen günahlardan ve hatalardan dolayı Allah’tan af ve mağfiret niyaz etmek demektir. Kur’an-ı Kerîm’de işledikleri kötülüklerden pişman olup tövbe-istiğfarda bulunanlar övülmektedir (Âl-i İmrân, 135). Kaynaklarda “istiğfar duası” adında özel bir dua yoktur. Ancak içeriği bakımından “istiğfar” anlamı taşıyan pek çok dua vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “seyyidü’l-istiğfâr” (istiğfârın en güzeli) diye nitelediği dua şöyledir: “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben Senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla Senin ahdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden Sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim; günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü Senden başka hiçbir kimse günahları bağışlamaz.” (Buhârî, Daevât, 2).

Aslında kişinin Rabbine yönelerek içinden geldiği gibi dile getirdiği her türlü bağışlanma duası zaten bir istiğfardır

 

DUANIN ÖNEMİ VE ADABI

  1. Dua nedir?
  2. Duanın önemi ayet ve hadisler ışığında nasıl anlaşılmalıdır?
  3. Herkes dua etmek zorunda mıdır? Dua etmeyenlerin durumu nasıl olur?
  4. Kavli duanın yanında bir de fiili dua olmalıdır. Bu nasıl olur?
  5. Peygamberin hayatında dua nasıl yer almıştır?
  6. Dua, kişide psikolojik bakımdan bir rahatlık, huzur ve mutluluk doğurur mu?
  7. Allah’tan başkasına dua edilebilir mi?
  8. Dua eden kimselerin duaları her zaman kabul edilir mi?
  9. Allahü teâlânın, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için, duasını geciktirdiği doğru mudur?
  10. Kimlerin duası reddedilmez?
  11. Duanın kabul edilmesi için şartlar var mıdır?
  12. Dua ederken Allah’tan neler istenir, neler istenmez?
  13. Samiyet ve ihlas olmadan dua kabul olur mu?
  14. Dua ve zikir sesli mi, yoksa sessiz mi yapılmalıdır?
  15. Dua etmek için belli bir zaman ve mekan var mıdır?
  16. Dua insanın kaderini değiştirir mi?
  17. Duada ellerin durumu nasıl olmalıdır? Duadan sonra elleri yüze sürmenin dayanağı var mıdır?
  18. Duaların sonunda söylenen “Amin” sözü ne anlama gelir; bunun dini dayanağı nedir?
  19. Yatarak Kur’an okumak veya dua etmekte bir sakınca var mıdır?
  20. Ezan duasının dini hükmü nedir ve nasıl yapılır? Ezan duasını camilerde açıktan okumakta bir sakınca var mıdır?
  21. 444 veya 4444 gibi belli sayıda dua yapma uygulamasının dini bir dayanağı var mıdır?
  22. Vefat edenler için 7, 40 ve 52. gün duası var mıdır, dini dayanağı nedir?
  23. Ölü için yapılan dua ve istiğfarın ona bir yararı var mıdır?
  24. Kişi, yapmış olduğu herhangi bir amelin sevabını ölüye bağışlayabilir mi?
  25. Yaptığımız ibadetlerin sevabı hayatta olanlara ve ölmüşlerimize bağışlanabilir mi?
  26. Salat-ı münciye, salat-ı tefriciye dualarının dini dayanağı var mıdır?
  27. Nazardan nasıl korunulur, nazar duası var mıdır?
  28. “İsm-i A’zam” duası diye bir dua var mıdır?
  29. Tevbede hangi dualar okunmalıdır?
  30. Hafızayı güçlendirmek için özel bir dua var mıdır?
  31. Çocuğu dünyaya gelen bir kimse ne yapmalı ve nasıl dua etmelidir?
  32. Karınca duası diye bir dua var mıdır?
  33. Cuma hutbesinde cemaatin el açarak dua etmesi, yapılan duaya “amin” demesi caiz midir?
  34. İstiğfar duası nedir?
Diyanetliler Platformu

Grup sayfamıza katılmak için >>> TIKLAYINIZ

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AYIN VAAZI, Ramazan Bayramı Sunum Vaaz
AYIN VAAZI, Ramazan Bayramı Sunum Vaaz
Diyanet 25.06.2017 Tarihli bayram Namazı Hutbesi
Diyanet 25.06.2017 Tarihli bayram Namazı Hutbesi