Osmanlı’dan Cumhuriyete Meal Serüvenimiz - 1

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
0
Meal konusunda çok değişik fikirler beyan edilirken Milli Gazete yazarlarından İbrahim Halil Er\'in meal konusunu işlediği 2 bölümlük bu yazı dizisi konu ile ilgili olarak bir çok merakınızı giderecek.

Grup sayfamıza katılmak için tikla.gif

Meallerin tarih serüveni yazmamdan dolayı meal veya Türkçeye çeviriye karşı olduğum düşünülmektedir. Bence sağlıklı ve iyi bir çeviri faydalı olacaktır.

Ama yetkin olmayan kişilerin elinde yapılacak olan çeviriler zarar verir. Bu nedenle nasıl ki Kur’an’ın takibini yapan bir birim oluşmuşsa, meallerin de takibini yapan bir birimin oluşması daha iyi olur.

Ayrıca, meal hiç bir zaman Kur’an’ın kendisi değildir ve o çeviri ayetten anlaşılması gereken tek yön değildir. Burada yazarın anlam kabiliyeti devreye girer. Arapça anlam bakımından zengin bir dildir. Meali okuyanın o ayetin tek anlamının bu olduğunu düşünmemesi gerekir. Çünkü çevrilerde anlam daralması yaşanmaktadır.

Buna rağmen güzel ve sağlıklı mealler bizim düşünce dünyamızı zenginleştirirken meallerin tefsirlerle birlikte okunması Kur’an’ı anlamamızı sağlayacaktır.

İLK TÜRKÇE MEALİ BİR HRİSTİYAN YAZDI!

1914 yılında ilk Türkçe Kur’an meali İbrahim Hilmi tarafından yayınlanır.

Yalnız çeviriyi yapanın isminin daha sonra açıklanacağı duyurulur.

İşin ilginç yanı bu ilk Türkçe Kur’an çevirisini Suriyeli bir Katolik olan Zeki Megamiz yapmıştır. Bu nedenle ismi gizlenir.

Yani bu kadar Türk aydının olduğu bir dönemde hiç birisi tercüme edemez ve bir gayri Müslim çeviriyi yapar.

Fakat durumun anlaşılması üzerine ancak beş forması basılabilen bu tercüme devlet tarafından toplatılır.

CUMHURİYETİN AMACI: MİLLİ BİR DİN İNŞASI

Cumhuriyet kadrolarının temel amacı milli bir devlet, yani bir ulus devleti inşa etmekti. Ama onlar da biliyorlardı ki önlerindeki en büyük engel dindi. Çünkü dini hissiyat birleştiriciydi. Mehmed İzzet (öl.1930) Milliyet Nazariyeleri ve Milli Hayat isimli eserinde bu konuda şunları söyleyecektir:

“… Birçok mütefekkirler, sonra vekayi bize gösteriyor ki dini hissiyat zayıflamadıkça milliyet hissi kuvvetlenmemiştir. Ne İslam, ne de Hristiyan Katoliği haddi zatında milliyetperverlik hamisi değildir.”

Ulusçuluk ise ayrılıkçıydı. Ulusçuluğu yani milli bir devleti inşa etmek için dini hissiyatın zayıflatılması gerekiyordu. Hatta daha da ileri gidilerek bu zayıflatılmış dini hissiyat ile bir milli din inşa edilmeliydi.

ATATÜRK’ÜN MEAL ÇALIŞMASINDAKİ ASIL AMACI

14 Ağustos 1923 yılında Maarif Programı’nı tespit edecek Heyet-i İlmiye şerefine Ankara Türk Ocağı’nda verilen çay ziyafetinde Mustafa Kemal Atatürk, “Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye aynen tercüme ettirmek” meselesini ortaya atar. Bu projenin namazların Türkçe kılınmasına kadar götüreceğini gören Kazım Karabekir, Atatürk’e itiraz edince, tartışma başlar.

Karabekir, “Bir devlet reisinin din işlerini kurcalamasını doğru bulmadığını, ilim ehlinden mürekkeb bir heyetin toplanarak bu Kur’an’ın tercüme mi, tefsir mi edilmesi lazım geldiğine karar verebileceğini” söyler.

Buna karşılık “Din adamlarına lüzum olmayıp doğrudan doğruya tercüme ettirmenin daha muvafık olacağı” şeklinde bir fikir ortaya atılarak kendisine itiraz edilir.

Karabekir “Devlet otoritesinin yıpranacağı böyle bir projeden hayır çıkmayacağını belirtince” Atatürk hiddetle şöyle der:

“Evet Karabekir! Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.”

AKİF VE KUR’AN MEALİ

Atatürk’ün isteği üzerine Mehmet Akif’ten Türkçe Kur’an meali yapması istenir.

Aslında onların istediği meal, ibadetlerde kullanılacak formatta olmasıdır. Yani şiir diline uyarlanmış bir meal olmasıdır.

Mehmet Akif, meal çalışmasına başlar. Fakat yapacağı bu meal çalışmasının asıl amacının Arapça ibadetin yerine Türkçe ibadet için kullanılacak olması olduğunu anladığından çalışmasını bitirmez ve var olanı da yok eder.

Gerçi son yıllarda Mehmet Akif’in Türkçe mealinin bir kısmı bulunup basıldı. Ama bu Mehmet Akif’in çalışmasını ilgili ekibe vermediğini gösterir.

Akif bir anlamda yapılacak olan dinde reform olayına alet olmak istememiştir.

Peki, Akif, böyle bir çalışmadan imtina etmesi üzerine neden başka bir kimseye meal siparişi verilmedi?

Bunun temel nedeni de Akif’in güçlü bir şair olmasının yanında iyi bir Arapça ve Kur’an bilgisine de sahip olmasıdır. Çünkü yapılmak istenen sadece bir meal değildir. İbadetlerde de kullanılacak şekilde şiirsel bir mealdir. Bunu da Akif’ten başkası yapamazdı.

CUMHURİYET DÖNEMİNDEKİ İLK TÜRKÇE MEALLER DE FETVA İLE SAKINCALI BULUNDU!

Cumhuriyet döneminde 1924 yılında ilk Türkçe Meal çalışması gerçekleşecekti.

İlk mealler şunlardır:

1. Seyyid Süleyman el-Hüseyni tarafından Kur’an-ı Kerim Tercemesi adıyla İstanbul’da basıldı.

2. Şeyh Muhsin-i Fani tarafından yine İstanbul’da yayınlanan Nur’ul Beyan isimli tercümesi

3. Cemil Said tarafından İstanbul’da basılan Türkçe Kur’an-ı Kerim tercümesi

Fakat bu mealler, sahip oldukları tercüme hataları nedeniyle şiddetli eleştiriye maruz kalır.

Bunun üzerine Diyanet İşleri Reisliği (Rıfat Börekçi) tarafından Şeyh Muhsin’in ve Cemil Said’in tercümeleri aleyhine fetva yayınlanır.

Bu fetvada Müslüman halkın bu çevirilere aldanmamaları tavsiye edilir.

İbrahim Halil Er

06 Aralık 2015 - Milli Gazete

Yazının 2. Bölümünü Okumak İçin Tıklayınız

Anahtar Kelimeler:

  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Kansere karşı bunları tüketin!Önceki Haber

Kansere karşı bunları tüketin!

Her Gün Bir Ayet Bir HadisSonraki Haber

Her Gün Bir Ayet Bir Hadis

İslamda Buluşalım

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!