Hamza Resuloğlu

Hamza Resuloğlu

Mail: hamzairasul@gmail.com

Bu Nesil Kimin Eseri?

Siverek’te felaketin kıyısından döndüğümüz okul saldırısının üzerinden henüz bir gün gibi kısa bir süre geçmişken bu kez Maraş’ta bundan daha ağır ve alçak bir saldırı haberiyle sarsıldık. Ne yazık ki Maraş’ta ciddi bir can kaybı bilançosu ile karşılaştık. Rabbimden vefat eden öğretmen ve öğrencilere rahmetler diliyor, ülkemize ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Ne yazık ki bu hadiseler tekil birer olay olmaktan çıkıyor, toplumsal bir cinnet haline dönüşerek aklı başında olan herkesi derin düşüncelere ve arayışlara itiyor. Hepimizin zihninde aynı soru dolaşıyor:
Nereye gidiyoruz? Bu gidiş nereye evrilecek ve bu ifsat kasırgası neslimizi hangi korkunç dehlizlere savuracak?

Bu nesil kimin eseri?
Bu çocuklar gökten inmedi, yerden bitmedi.
Onları biz dünyaya getirdik.
Bedenlerini biz besledik ve büyüttük.

Ama zihinlerini kim inşa etti?
Kalplerini kim yoğurdu?
Ruhlarını kim şekillendirdi?

İdeallerini kim çizdi?

Hayat tarzlarını kim belirledi?

İşte asıl sorgulanması gereken yer burasıdır.

Uzun yıllardır bir çoğumuzun fark edemediği bir çözülmenin içindeyiz.
Bu çözülme bir anda yaşanmadı.
Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra, normalleştirilerek gerçekleşti.

Değerler geri plana itildi,
ahlak “kişisel tercih’e” indirgendi,
eğitim bilgi aktarımına sıkıştırıldı,

Okumuş ve kariyer yapmış ebeveynlerin nar topu gibi çevresini yakıp yakan evlatları belirdi, anlam ise hayatın dışına taşındı.

Bugün geldiğimiz noktada ise artık bu çözülme görünür hale geldi.
Çözülme ve bozuluş sadece teori de fikirleri iğfal etmekle kalmıyor, artık davranışlarda da kendini gösteriyor.

İnanç zayıflıyor, ahlaki hassasiyetler köreliyor, şiddet sıradanlaşıyor, gençler anlam arayışını yanlış adreslerde arıyor.

Bir zamanlar okyanus ötesinde Amerikan okullarında gördüğümüz okul şiddeti görüntüleri,
artık bizim hayatımızın içine, evlerimize, sokaklarımıza nihayetinde okullarımıza girmeye başladı.
Bu, sadece güvenlik meselesi değildir. Bu, derin bir kimlik ve anlam krizidir.

Gençlerin dünyasında ciddi bir boşluk var. Bu boşluk; denetimsiz dijital içeriklerle,
şiddeti cazip gösteren yapım ve oyunlarla ama en önemlisi sağlam bir değer zemini oluşturulamamasıyla büyüyor.

Ruhunu besleyemediğimiz bir genci, sadece bilgiyle donatarak sağlıklı bir birey haline getiremeyiz. Üstelik bu bilgiyi pragmatist bir bakış açısıyla sadece atanmaya ve kazanmaya endeksleyerek, Allah rızası için, kullarına hizmet ülküsünü gözlerden ve gönüllerden ırak tutarak.
Zihni eğitilen ama kalbi ihmal edilen bir nesil, eninde sonunda yönünü kaybeder.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo budur.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle meseleyi doğru tanımlamak zorundayız.
Bu bir “gençlik sorunu” değil, yetişkinlerin ve sistemin ürettiği bir sonuçtur.

Bu nedenle çözüm de yüzeysel olmamalıdır.

  • Şiddeti normalleştiren medya içerikleri ciddi şekilde denetlenmeli, dizilerde ki mafya ve şiddet yapımları nihayete erdirilmelidir. 
  • Çocuklar ve gençler dijital dünyanın zararlı etkilerine karşı korunmalı, belirli bir yaşın altına uygulanması düşünülen sosyal medya yasağı bir an önce hayata geçirilmelidir. Kimlik tanımlamayla medya girişi sağlanabilmelidir. 
  • Eğitim sistemi sadece akademik başarıya değil, karakter inşasına odaklanmalıdır. 
  • Değer temelli eğitim güçlendirilmeli, gençlerin anlam dünyası ihmal edilmemeli, değerlerin eğitim ve öğretimi tercihe bırakılmamalıdır. Değerler eğitimi teori de kalmamalı pratikte de bunun uygulamaları mabetlerde uygulanabilmelidir. 
  • Öğrencilerin kabiliyetleri erken yaşta keşfedilerek doğru alanlara yönlendirilmeleri sağlanmalı, okuma istidadı olmayanların farklı mesleklere yönlendirilmesi sağlanarak eğitim yuvaları sadece amaçlarına yönelik kullanılmalıdır. 
  • Okullar, sadece ders anlatılan yerler değil, aynı zamanda rehberlik ve şahsiyet inşası merkezleri haline getirilmelidir. Bu bağlamda YÖK, MEB, Diyanet, Kamu ve STK iş birliği ile okullarda değer ve ahlak merkezli müfredatla gençlerin yüreğine dokunuşlar arttırılmalıdır.  
  • Sivil toplum kuruluşları ve manevi rehberlik kurumları eğitim süreçlerine daha aktif dahil edilmelidir.
  • Ve elbette okul içinde ve dışında gerekli güvenlik tedbirleri artırılmalıdır.

Ancak şunu unutmamak gerekir: Sorunu sadece bazı kurumlara yükleyerek çözüm üretemeyiz.

Eğer biz, çocuklarımızda sağlam bir anlam ve değer dünyası inşa etmezsek, onlar o anlamı başka yerlerde arayacaktır.

Ve eğer bu arayış yanlış adreslerde karşılık bulursa, bedelini sadece bireyler değil, bütün toplum öder. Artık yüzleşmemiz gereken gerçek şudur:
Gelecek, kendiliğinden düzelmeyecek ve ıslah olmayacak.
İyi bir gelecek, bilinçli bir ihya ve inşa sürecinin eseri olacaktır.

Bu ihya ve inşada birey, toplum ve kurumlar koordineli çalışmak zorundalar. 

Facebook Yorum

Yorum Yazın